MÜTHİŞ BİR DÖNÜŞÜM, EĞRİ OLAN DOĞRU KABUL EDİLİYOR

Bireysel ve toplumsal zihinler bulanık. Bilinçsizce bir yerlere gidiliyor. Bir taraflara sürükleniyoruz. Gidilen yer neresi nüfusun çoğu bilmiyor, bilenlerde sesini duyuramıyor.

Fert ve toplumsal bünyenin psikolojisi altüst olmuş, kimse ne yaptığını, neler yapıldığını bilmiyor, bilmekte istemiyor.

Duygular dumura uğramış, zevk alacak duygular acı çekiyor, acı duyguları neşeleniyor neşelendiriyor.

Etrafta öyle bir keşmekeşlik var ki, Bremen mızıkacılarının sesi gibi ses çıkıyor ama tatlı bir koro sesi gibi tanımlanıyor.

Yalan ortalıkta kol geziyor, söyleyenler taltif ve iltifat görüyor. Yalan söyleyen doğruluğuna o kadar inanmış ki ben şah’ım diye geziniyor. Yalanı dinleyenler yalanı da yalancıyı da çılgınca alkışlıyor.

Ahlak ölçüsünün standardı değişmiş; fikri, siyasi, psikolojik, ekonomik, kültürel ahlaksızlar ahlak ölçülerinin üst sıralarını tutmuşlar. Bunun normalliğin dışında olduğunu bilenlerde sessiz tasvip eder gibi bakıyorlar. Ahlak seviyesi toplum ve inanç ölçüleri içinde sıfıra yaklaşanlar, toplumun ahlaklı insanları diye tanımlanıyor ve kabul görüyorlar.

Dün normal ölçülerin çok çok altında seviyesizlik olarak görülen kavram ve kişilikler,  bugün ölçülerin üst noktasını tutmuş gözüküyor. Öyle bir noktaya gelinmiş öyle bir dönüşüm başarılmış ki; Seviyesizlik, düşüncesizlik, ihanet normal kabul ediliyor.

Şerefli(!) bazı görsel ve yazılı medya ağababalarının isteği doğrultusunda görevlerini harfiyen yerine getiriyor. Nazi Enfermasyon Bakanı Joseph Goebbels’in “ Bana vicdansız bir medya temin edin sana bilinçsiz bir halk sunayım” sözünün gerçekliğini ispat ediyorlar.

Devleti alÎ devlet, milleti aziz millet deyimini manasıyla kabul edenler, bugün devleti zelil duruma düşürenlere, milleti vurdumduymazlık noktasına taşıyanlara sen birsin, sen Pir’sin, teksin diye övgüler düzüyorlar.

Birileri; Bırakma ellerimi/bırakma yalnız beni/ son defa seyredeyim/ o yaşlı gözlerini. Artık Bülbül ötmüyor/gül dolu pencerede/yalnız hatıran kaldı/ boş kalan çerçevede şarkısını bilerek veya bilmeyerek tekrarlayıp duruyor. Bu şarkıyı duyan bazı aklı evveller de kıs kıs gülerek kendi kalplerindeki eksiklik gibi, iki cinsin birbirine karşı olan duyguları anlatan şarkı gözüyle bakıyor.

Gerçekten de artık Bülbül ötmüyor, kulaklarım o güzel eşsiz nameyi duymuyor.

Bozkurtlar da kükremiyor yüreklere su serpmiyor.

Ben her zaman şu sözün gerçekliğine inanır ve söylerim. “Bir şeylerin yoluna girmesi için bazen her şeyin raydan çıkması gerekir”. Biraz masraflı biraz eziyetli olur ama ne yapalım.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*