MUSTAFA ZEKİ SOFUOĞLU, MİLLİYETÇİ BİR AYDININ ÖLÜMÜ – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______13 Mayıs 2014_______

MUSTAFA ZEKİ SOFUOĞLU, MİLLİYETÇİ BİR AYDININ ÖLÜMÜ

Necdet Özkaya
Paylaş:

Milliyetçi büyük ve değerli bir aydın olan M. Zeki SOFUOĞLU da Allah’ın Rahmetine gitti, sessiz sedasız. Ölüm haberini bir dostumuzdan öğrendik. İstanbul’da oturuyordu bir zamandan beri. Birkaç sene önce rahmetli Nevzat Kösoğlu, Arif Nihat Asya ile ilgili bir kitap yazıyordu. Şair’in Adana’yla ilgili dönemini anlatacak öğrencilerinden biriyle konuşmak istiyordu. Benden böyle birini bulmamı istemişti.

Adana’daki arkadaşlarımdan Zeki Sofuoğlu’nun Arif Nihat Asya’nın öğrencisi olduğunu öğrenince yeğeni İsmail’den amcasının numarasını öğrenip Sofuoğlu’na telefon ettim. Kösoğlu’nun teklifini kendisine anlattım. Memnuniyetle kabul etti. Ayaklarının tutmadığını dolayısıyla evden çıkamadığını söylemişti.

Nevzat’ın, Arif Nihat Asya ile ilgili kitabı çıkınca gördüm ki, Sofuoğlu merhumla konuşulmuş ve anlattıkları kitapta yer almıştı.

Söyleşiyi yapan kişi Zeki Sofuoğlu‘na Arif Nihat’ı sorunca, “Arif Nihat ismi heyecanlandırmış, gözlerinin ışığı parlamıştı. Onun öğrencisi olmuş Bayrak Şiiri’nin yazılışı ve ilk okunuşuna şahit olmuştu. Daha sonraki yıllarda ise dostluğu sarsılmaz bir ülküdaşlık halinde ömrünün sonuna kadar devam etmişti.”

“Merhum’la hangi vesile ile tanıştınız?” sorusuna merhum Sofuoğlu şu cevabı vermiş:

“Arif Nihat merhumla talebelik sırasında tanışmıştım. 1933 yılında, Cumhuriyetin 10. yıldönümüne, Adana Erkek Lisesi’nin orta kısmında 1. sınıf talebesiydim. Liseyi de aynı okulda okuduğunu belirterek, lise yıllarlı boyunca edebiyat derslerine Arif Nihat Asya’nın girdiğini” söylüyor.

Hocasının derslerine o kadar ilgi göstermiş ki, öğrencilik yıllarında ezberlediği şiirlerden o söyleşide parçalar okuyabiliyor.

Bu söyleşiden öğrendiğimiz hususlardan biri de, Zeki Sofuoğlu liseyi bitirince Mülkiye’de (siyasal bilgiler) yüksek öğrenimine başlıyor. Öğrendiğimiz bir diğer hususta söyleşinin yapıldığı 2006 yılında Onun 86 yaşında olduğunu öğreniyoruz. Bu hesaba göre Sofuoğlu 1920 yılında Adana’da doğmuş, 2014’de İstanbul’da 94 yaşında iken hayata gözlerini kapamış, Allah rahmet etsin.

Merhum Sofuoğlu, Adana’nın Karaisalı ilçesinden bir ailenin çocuğudur. Ağabeyi Sofuoğlu Ahmet Bey’dir. Ahmet Bey’in Yağ Cami civarında manifaturacı dükkânı vardı. Memleket ve millet meselelerine çok ilgi duyardı. İlgili olduğu kadar da bilgi sahibiydi.

Ben Zeki Sofuoğlu ile ’65 Genel Seçimleri’nde CKMP’den milletvekili adayı olduğunda tanışmıştım. CKMP’nin Genel Başkanı Alpaslan Türkeş’ti. Bundan dolayı bir avuç milliyetçi aydın olarak CKMP’ye ilgi göstermeye başlamıştık. CKMP o seçimde Adana’da beş binden fazla oy almıştı… O dönemde seçimlerde milli bakiye sistemi uygulanmaktaydı. Bu sisteme göre artık (bakiye) oylar toplanır, partilerin Türkiye çapında aldıkları oya göre kazandığı milletvekili sayısı açıklanır, parti genel merkezleri kimlerin hangi ilden milletvekili olacağını yüksek seçim kuruluna bildirirlerdi. CKMP’nin seçim bölgelerinde aldığı oya göre milletvekili genel merkez tarafından göz önüne alınarak seçim yapılsaydı, Zeki Sofuoğlu’nun milletvekili olması gerekiyordu, ama seçilmedi. Genel Başkan’ın bu tercihi Sofuoğlu’nda bir burukluk yarattı. Fakat Türkeş’e karşı kırgınlığı, küskünlüğü olmadı.

Zeki Sofuoğlu, siyasal bilgiler mezunu olmasına rağmen öğretmenlik mesleğini seçmesi dikkate değer görünmektedir.

Öğretmen oluşunu, Onun ülkücülüğü ile izah etmek mümkündür. Ortaokuldan başlayarak çeşitli liselerde, yüksek öğrenim kurumlarında öğretmenlik ve idarecilik yapmıştır. MEB’de  Öğretmen Okulları Genel Müdürlüğü yaptıktan sonra Müsteşar Yardımcılığına tayin edilmişti. 1975 yılı idi. Süleyman Demirel’in Başbakanlığında Milliyetçi Cephe Hükümeti kurulmuştu. MHP koalisyon ortaklarından biriydi. O dönemde benim de Bakanlık merkez teşkilatına atanmam sözkonusu idi. Rahmetli Ayvaz Gökdemir Öğretmen Okulları Genel Müdürlüğü’ne vekâleten atanmış, biran önce Adana’dan Ankara’ya gelmem için acele ediyor, sabırsızlık gösteriyordu. Fakat atanabilmem için boş ve uygun bir kadro bulunamıyordu. Dolayısıyla Ankara’ya gelmem gecikiyordu. Bu durumdan haberdar olan Zeki Sofuoğlu “Ben Müsteşar Yardımcılığından ayrılayım, Necdet Özkaya’yı benim yerime atayın” demek fedakârlığını göstermiştir. Ben bunları çok sonra öğrenmiş, Zeki Sofuoğlu’na hürmetim, sevgim bir kat daha artmıştır.

Sofuoğlu 3 Mayıs 1944 Türkçülük Olayları’nın kahramanlarından biridir. Tutuklandığı zaman yedeksubay Asteğmendi. Rahmetli Zeki Sofuoğlu ile o günleri arada bir konuştuğumuz oluyordu.

Rahmetli Sofuoğlu’nun anlattığı birçok şey aklımda, onlardan biri bence çok önemli, anlatmak gereğini duyuyorum:

“Adalet Partisi’nin Genel Başkanlığı Ragıp Gümüşpala vefat ettiği için boşalmıştı. Genel Başkanlık için Sadettin Bilgiç’le Süleyman Demirel yarışacaktı. Ankara’daki milliyetçi çevreler, dernekler ve basın organları Bilgiç’i destekliyorlardı. Onlar arasında Sofuoğlu da var. Seçimi Süleyman Demirel kazanarak AP’nin Genel Başkan’ı olmuştu. Bir grup milliyetçi aydın Demirel’i tebrik ederek, memleketin iç ve dış olayları hakkında bilgi verip, çözümleri için tekliflerde bulunmuşlar.

Demirel, Ankara’nın tanınmış milliyetçi aydınlarını biraz havadan bakarak kabule razı olmuş. Sofuoğlu’nun ifadesine göre kazandığı zaferin sarhoşluğu içerisinde; döner koltuğuna ayaklarını üst üste atarak, misafirlerine yan dönüp oturmuş. Konuşmaları not almadan tek tek dinlemiş. Sonunda Demirel demiş ki, ‘beyler mesele umranlık meselesidir.’ Yani bayındırlık, refah meselesidir. Medeniyet anlamına gelir umran.”

Milliyetçi aydınların telaşlarına, endişelerine katılmadığını belirten Demirel, uzun süren siyasi hayatında meseleyi sadece “umran”da, maddi kalkınmada görmenin acılarını yaşamış, tecrübeleriyle umarım yanıldığını anlamıştır.

Sofuoğlu çok sakin, ağırbaşlı bir insandı. Meseleleri hep önemser, hemen hiçbir şeyi hafife almazdı. Kendisinden yaşça çok küçük olan kimseleri bile umursardı. Şakaları bile ciddiydi. Ağzından kötü bir söz çıktığını hiç duymadım. Mütevazı ve hoşgörü sahibi, bulunduğu makamlardan güç alan değil, makamlara güç ve kişilik kazandıran bir kimseydi.

İyi yetişmiş, Türkçeyi çok iyi kullanırdı. Onu dinlerken Türkçesinin zenginliğini, Dil’e ne kadar hâkim olduğunu hayranlıkla karşılar, zevkle dinlerdim. Onu sık sık ziyaret etmek benim için bir zevk olmuştu. Her gittiğimde bana çay veya kahve ikram ederdi. Bir gittiğimde hizmetliyi çağırarak, “Necdet Bey’e bir çay, bana da sürat-i mümküneyle bir su getir” dedi. Hizmetli başüstüne! diyerek çıktı. Ama ne çay geldi, ne de su!

Zeki Bey, zile bir kere daha basarak hizmetliyi çağırdı. “Nerde kaldın, çayı da getirmedin suyu da.” Hizmetli, “beyim” dedi “suyla beraber bir şey daha istediniz. Ama ne olduğunu anlayamadım.” Müsaade isteyerek araya girdim.

Hizmetliye; “sen çayla suyu getir, diğeri kalsın” dedim. Adam çıktıktan sonra Sofuoğlu’na “Sayın Hoca’m, siz suyu isterken ‘sürat-i mümküne’ ile istediniz. Hizmetli işte bunu anlamadım dedi” deyince Rahmetli katıla katıla gülmüş, “haklısın azizim, insan muhatabının anlayacağı bir dille konuşmalı, aksi takdirde ne su ne çay gelir.”

Seyrek de olsa Rahmetli sigara içerdi. Sigaranın külünü uzatır? ya avucuna silkeler ya da yere düşürürdü. Arada bir de olsa külle, küllüğü buluşturabilirdi.

Zeki Sofuoğlu’nun ölüm haberi duyulunca, Milli Düşünce Merkezi’nden arkadaşımız Hakan Paksoy, internette Sofuoğlu’yla ilgili bir şeyler var mı diye araştırmaya başlar. Çünkü Hakan’ın babası Zeki Sofuoğlu’nun Haruniye Köy Enstitüsü’nde öğrencisi olmuş. İnternette gezinirken, Sofuoğlu’yla ilgili tarihi bir belgeye tesadüf eder.

Belge meşhur Şevket Süreyya’ya ait. 27 Mayıs öncesini yani 1960 yılını ihtiva eder bir yazı.

Şevket Süreyya Aydemir bu yazısında:

“Ankara Türk Ocağı’nda bir konferans verilecekti. Salon; canlı, hareketli ve sıcak. Dinleyicilerin pek çoğu genç. Konferansı Zeki Sofuoğlu verecekti. Kendisini tanımıyordum. Onda sonra da tanışmak fırsatı olmadı. Hatip kürsüye geldi orta yaşlara yaklaşan, sakin bir insan algısı veriyordu.”

“Konu, ‘Aydınların Direnişi’ idi.”

“Konusuna sükûnetle girdi. Heyecanlı değildi. Hatta başlangıçta biraz tutuk gibi konuşuyordu. Ama sözlerinin dizisinde, cümlelerin yapısında ve fikirlerinin örülüşünde hiç aksaklık yoktu. Görülüyordu ki konusuna hâkimdir.”

“O günlerde bütün yurtta, kaderi ile oynanan, haysiyeti inkâr edilen, fakat henüz direnişi yenilmeyen Türk aydınının dili ve simgesi haline geldi.”

Konferansın tesirinde çok fazla kaldığını belirten Aydemir, duygu ve düşüncelerini Dost Dergisi’nde (Nu. 35, 1960) dile getirir.

“Sofuoğlu konusuna önce, milletlerin kaderinde AYDIN’ın güçlü etkisini ve büyük sorumluluğunu belirtmekle girdi. Eğer aydın, karakterli, cesur ve sorumluluğunu kavramış ise, toplumun yaşam ve gidişatına damgasını vurabilir, diyordu. Böyle değil de eğer ters vasıflarda ise toplum yaşamında bir fren, hatta bir gerileme amili olurdu.”

“Konferansçı gerçek aydında başlıca yedi nitelik arıyordu. Bu nitelikler:

Aydın evvela bir fikir, amaç ve karakter sahibi olacaktır.

Aydın kandırmaz. Fakat inandırır. Kendisi de gerçeklere inandırılabilir.

Aydın cesurdur. Medeni cesaret sahibidir.

Aydın, hakikat bildiği, gerçek bildiği şeyi kendisine saklamaz.

Aydın, toplumun hayrını ve çıkarlarını, kendi hayrının ve çıkarlarının üstünde tutar.

Aydın, bağlandığı ilkelere uygun bir yaşam sürdüren, dürüst ve feragatlı bir insandır.

Nihayet aydın, mazbut insandır.”

Şevket Süreyya, Zeki Sofuoğlu gibi milliyetçi bir aydını takdir eden bu yazı ile namuslu, haysiyetli bir aydın davranışı göstermiştir.

 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları