Niteliksiz İnsanlar Ne Ölçüde Niteliksiz Olduklarını Fark Edemezler

Uzun yıllara dayanan ihanet çalışması son on yılda beklenmedik bir hızla yükselişe geçti. Sonuca ulaşmak için ilerliyor.

Bu zaman dilimi içinde uygulamaya konan bilgi kirliliği psikolojik ekonomik ve hukuki mobing uygulaması toplumu öyle bir noktaya getirdi ki hayret etmemek mümkün değil. İnsanlar enenmiş boğanın öküze dönüştüğü, çevrede olana bitene kayıtsız baktığı gibi toplumda anlamsız gözlerle olaylara gelişmelere bakar duruma geldi.

Bütün samimiyetimle söyleyebilirim ki yaşadığım yıllar ve okuduğum geçmiş dönemlerle ilgili bilgiler içinde Türk milleti bu kadar ağır, bu kadar kapsamlı bir baskının veya uluslar arası organizasyonunun içine sadece kurtuluş savaşında düşmüştü.

Yapılan baskı ve bilgi kirliliği nedeniyle toplumda öz güven eksikliği oluşmasına sebep oldu. İnsanlarımızda gelecek korkusu baş gösterdi. Karşı çıkarsam bedel öderim düşüncesi sorumluluktan kaçma sonucunu getirdi.

***

Bu millet Atatürk’ten, çağdaşlıktan, ilericilikten ve gericilikten nemalananlardan çektiği kadar başka kimseden çekmedi. Bu düşüncelere sahip sözüm ona ilerici, aydın, çağdaş yobazlar, İslam’ı tam bilmeyen ama İslam adına ahkâm kesen cahiller tarafından çağ dışı damgası vurulup horlanan, ötekileştirilen samimi saf Anadolu Müslümanları, mütedeyyin insanlar moralleri bozuk, özgüvenleri zayıflamış vaziyette kendilerini etkileyecek rüzgârı beklemeye başladılar. Onların bu duygularını öne çıkaran, onlara sizler bizim için bir kıymetsiniz mesajını verebilen bir siyasi parti tahminlerinde üzerinde oy alarak iktidara geldi. Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na “olmasaydınız olmazdık” sözü bir gerçeğin altını çizmektedir. İktidara gelmelerinde cemaatlerin desteği büyüktür. Dolaylı olarak iktidara gelen bu gruplar kıtlıktan çıkmış gibi etraftan bir şeyler kapmak, dün kendisine sıkıntı veren zihniyeti bertaraf etmek için harekete geçtiler. Zaten siyasi erk de iktidara gelirken Türkiye’yi düzenleme sözü verdiği için kendisine destek verilmişti. Yani bu yapacağı/yaptığı iş AKP’nin görevi idi.

***

Batı son dönemlerde Türkiye’ye “Merkezde otoriter bir yönetim” (Başkanlık sistemi) Yerelde özerklik dayatması yapıyordu. Bu nedenle AKP Türkiye’yi Üniter ve milli devlet yapısından, çok milletli çok hukuklu bir sisteme taşımak için çaba gösterdi. Nitekim bununla ilgili çalışmaların büyük bir bölümünü yerine getirdiler. En son Ana dilde savunma hakkı verilmesi ile ilgili devletin egemenliğinin çöküşünü belgeleyen yasayı da çıkarttılar. Yani Türkiye kendi iradesi ve bilgisi dışında bir bahar yaşamaya başladı.

Ekonomik Tetikçi John Perkins’in yaptığı açıklama bunu doğruluyor. Arap baharının Türkiye’ye sıçradığına dikkat çekiyor ve “birçok ülkede esen Arap baharı, Türkiye’yi de ekonomik boyutlarıyla içine aldı”[1].

Ortamı hazırlanan ve ABD’den de bu görevi alanların yapacağı başka işler de vardı. Tam başarılı olmak için devletin de dönüşmesi gerekiyordu. Devletin dönüştürülmesi içinde devletin etkin güçlerinin gıkını çıkaramaz duruma gelmesi lazımdı. Devletin temelleri olan bu kurumların Türkiye kamuoyunda çok fazla sevildikleri bilindiği için, onların beslendiği damarı kesmek amacıyla toplumda bilgi kirliliği ve psikolojik mobing uygulaması başlattılar. Bu dönemde geçerli kelime olan demokrasi ve özgürlük kullanılarak işe başlandı. Bununla eş zamanlı olarak ta Ordunun etkisizleştirilmesi, Anayasa Mahkemesi’nin, HSYK’nın, STK’ların, yazılı ve görsel basının kontrol altına alınması gerekiyordu.

Bu işlemlerin gerçekleşmesi işinde ön sırada olan polis teşkilatında zaten bir süredir çalışmalar yapıyorlardı, etkili olunmuştu. İktidar imkânlarının ele geçirilmesi sonucu bu teşkilatın köşe başlarına kendi adamlarını yerleştirdiler.

Yazılı ve görsel basının bir kısmına ekonomik yaptırım uygulayarak ele geçirdiler. Bir kısmı da yapılanlar/yapılacaklar kendi meşrebine uygun olduğu için kabul ettiler.

En büyük ve güçlü engel ordu idi. Ona da Ergenekon terör örgütü kurmak ve üye olmak adıyla başlatılan ve başka isimlerle de devam ettirilen suçlamalarla üzerlerine gidildi. Ordunun en mahrem yeri kozmik odaya bile girildi ve bilgilere sahip olundu. Ordu kademesinin üst yönetiminin yarıdan fazlası farazi suçlamalarla hapse atıldı. Halen mahpuslukları devam ediyor. Öyle bir noktaya gelindi ki Deniz Kuvvetleri gibi çok önemli konuma sahip kuvvet komutanlığına atanacak evsafta komutan bulunamaz durumda. Bunları yaparken çok ileri gidildiği anlaşılmış olmalı ki başbakan bile dünkü dediklerinin ve yaptıklarının tersine bugün huzursuz ve şikâyetini açıkça dillendiriyor. Tabi bu şikâyetin özünde KCK’lıların ve terörist başı için düşünülen af’ta olabilir.

Bu işlemlerin yapıldığı Türkiye’de milli ve üniter yapının terk edilmesi noktasına gelindi. Başbakan iktidara geldiği günden bu tarafa Türkiye’de sadece üç dört âdetini sayabildiği 36 etnik grup varmışçasına söylemlerde bulundu. Ve ayrılıkçı bölücü Kürtlere demokratik açılım maskesi altında istediklerini vermek amacıyla açılım başlattılar. Açılım la öyle bir noktaya gelindi ki artık birlikten tek dillilikten bahsetmek çok zor duruma. Artık terör örgütüyle onun kanlı lideri Öcalan la müzakere ediliyor. Artık bölücü Kürtler diz çöktürdük diyebiliyor, bu ne ki daha çok haklar alacağız, vermek zorundasınız diye tehditlerine devam ediyorlar/edebiliyorlar.

Bu durumlara gelinmesinde her kesin, her kurum ve kuruluşun az veya çok payı var. Tabi bunların başında da siyaset kurumu gelmektedir. İktidar partisi ülkeyi bu duruma getiren baş etmendir. Kendi zihniyetlerine uygun olduğu için batının talepleri doğrultusunda hareket ettiler.

Ana Muhalefet Partisi CHP üzerinde oynanıp belli bir noktaya getirildiği için bu uygulamanın, bu uygulamayı ortaya atan ve çabalayan iktidarın dolaylı veya dolaysız olarak yanında yerini aldı.

Destekleri devam etmektedir. Bu partiyi meydana getirenlerin bir kısmı da bu düşüncelere karşı değillerdi.

Diğer bir muhalefet partisine gelince bu parti millilik yolunda kendini kan ve can vererek ispat etmiş olmasına rağmen bu dönemde etkili gözükmedi. 1980 öncesi her gün şehit/şehitler veren MHP o dönemin düşmanına karşı hasarlıda olsa başarı kazanmıştı. Şimdi canla ilgili sıkıntılı bir durum olmamasına rağmen sessizliğini koruması manidardır. Şu bilinmeli ki Türkiye’de MHP ve Ülkücülerin gücü kendileri tam farkında olmasalar da çok büyük bir siyasal ve milli güçtür. MHP yönetimi eğer istekleri doğrultusunda ağırlığını koysalar ve ciddiliğini fark ettirselerdi, yasal ve demokratik yollardan ülke çıkarları için harekete geçmiş olsalardı, Türkiye aleyhine olacak bir kanun çıkaracak, politika üretecek ve uygulayacak bir gücün karşılarına çıkabilmesi çok ama çok zordu.

Bir başka güçte STK’dır. 21 yy da demokrasilerin olmazsa olmazlarından olan ve her devlette etkin bir güç konumuna ulaşan STK’lar Vatanının ve temsil ettiği bireylerin kısa orta ve uzun vadede çıkarları için çalışması ve mücadele etmesi gerekirken görevlerini yapmadılar. Hatta bunlarda müthiş bir dönüşümle ülkenin aleyhine olan çalışmalara destek verdiler/veriyorlar.

Bundan sonrası ne olabilir? Birkaç ihtimalli cevabı olan bu sorunun asıl kendi problem teşkil etmektedir. Büyük bir deneyimden geçmiş bir millet nasıl olurda 90 yıl gibi devletler hayatında çok kısa bir zaman dilimi kabul edilen yaşta aynı sıkıntılı duruma düşmüştür?

Millet uyanmalıdır, millet uyandırılmalıdır. Şaşkın anlamsız gözlerle çevrede olup bitenlere bakan millete olanlar anlatılmalı/anlatılabilmelidir. Bu sadece Türklerin uyanması değil bin yıldır beraber yaşayan, beraber yaşamak zorunda da olan Kürtlerde uyanmalı/uyandırılmalıdır. Çünkü Tarihin hiçbir evresinde Kürt devleti olarak kurulmuş bir devlet yoktur, millette mevcut değildir. Kavim olarak birkaç yerde adı geçer oda tartışmalıdır.

Millet saf tutmalı, şuursuz yöneticileri uyarmalıdır. Bu milleti kabul eden ve bu vatanı seven, beğenen bütün unsurlar milletin birliği, devletin bekası için geçici de olsa tehlike geçene kadar bir araya gelmelidir.

Enenmiş boğa durumundan kısa zamanda kurtulmaz isek arkasından gelecekler herkesi ama herkesi üzecektir. Bölünme parçalanma, devletin yıkılması hatta iç karışıklıklar, vuruşmalar görülebilecek sonuçlardır.

En önemlisi bu milletin sevdalıları her zor durumda kalındığında yaptıkları gibi önündeki engelleri kaldırarak yine birlik beraberlik ve kutsal bir ışıkla bir araya gelmelidir.

Dr. Serra Menekay ÖNCEL imzasıyla “Dunning-Kruger sendromu nedir?” başlıklı bir yazı okumuş ilgimi çektiği için arşivime almıştım. Dosyalarıma bir göz atarken elime geçti okuyalım. Kimse için özel anlamda yazılmadı ama üzerine almak isteyenlere ve okuyup ta bu şunun üzerine cuk oturuyor denmesini de engelleyecek bir gücüm yoktur.

Dr.Serra şunları yazıyor. “Psikologlar Justin Kruger ve David Dunning’in tarihe geçmelerine vesile olan teorileri özetle, “cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” der. Metin çözme, araç kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:

“Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.

Niteliksiz insanlar niteliklerini abartma eğilimindedir.

Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.”

Çok geç olmadan daha fazla zayiat olmadan uyanılması dileği ile…



[1]  Bak. 28 Temmuz 2012 Takvim gezetesi –Ekonomik Tetikçi John Perkins le mülakat.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*