‘İnternet çağında ne milleti’ mi?’ – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______25 Mayıs 2011_______

‘İnternet çağında ne milleti’ mi?’

İskender Öksüz
Paylaş:

28.02.2011 
 
Fizik tıptan, biyoloji sosyolojiden itibarlı mıdır?

Bu soru, birkaç ay önce, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin tertiplediği Nörofelsefe toplantısında ortaya atıldı. Nörofelsefe toplantıları, genç bilim adamı, TUBA üyesi Prof. Dr. Hayrünnisa Bolay Belen’in önderliğinde tertipleniyor. Ağırlık, nörologlar, psikiyatristler, daha birçok dalda hekimler ve felsefecilerde. Araya, eğlence olsun diye, benim gibi bunların hiçbirinden olamamış kimyacıları, fizikçileri serpiştiriyorlar. Devre arasında ponpon kız misali… Bana, iki yıl arayla aynı konuyu ısmarladılar: Kuantum Mekaniği. Hani bir elektronun aynı anda iki delikten birden geçtiği, aynı kedinin aynı anda hem ölü hem diri olduğu tuhaf bilim… Tuhaflıkta bununla ancak Einstein’ın İzafiyet’i yarışabilir. Onda da metre çubukları büzülür falan. Fakat en hoşu zamanın büzülmesidir- veya uzaması; nereden baktığınıza bağlı, izafiyet ya…

Toplantıdan önce internette kısa bir tura çıktım. İnsanlar gerçekten benim konumla ilgileniyor mu merak ettim. Ne göreyim! 1960’lardan beri dirsek çürüttüğüm kuantum dünyayı sarmış. Amazon’da yüzlerce ama yüzlerce kuantum kitabı var. Birkaçını sizinle paylaşayım: “Kuantum Başarısı- Zenginlik ve Mutluluğun Şaşırtan Bilimi”, Sandra Anne Taylor hanımefendi yazmışlar. “Kuantum Dokunuşunu Süperyükleme- İleri Teknikler”, kitap Alain Herriot’un. Önsözünü de Kuantum Dokunuşu’nun kurucusu Richard Gordon yazmış. Zaten “İleri Teknikler” alt başlığından bu konuda ne kadar geri kaldığımı çıkarsamalıydım.

‘Kuantum yaşantısı’nın sırrı

Frank J. Kinslow’dan, “Kuantum Yaşantısı’nın Sırrı”. Nedense ‘kuantum’ ile ‘sır’ kelimesi sık sık yan yana geliyor. Amazon’da kuantum ve sır kelimelerinin birlikte geçtiği başlıkları aradım, 35 tane buldum. Hâlbuki ben bu konuda doktora yaparken, doçent, profesör falan olurken kimse bana bu işin gizli yönlerinin olduğunu söylememişti. Ama şimdi düşünüyorum da, sır olduğuna göre söylememeleri normaldi her halde. Şu kitabın ismi esrara işaret etmiyor mu: “Gördüğüm hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok” (Ne burun kıvırıyorsunuz, alın siz tercüme edin bakayım: “Nothing I See Means Anything”) ve alt başlık: “Kuantum Soruları, Kuantum Cevapları.” Yazar David Parrish. Hekimmiş. Uzmanlığı nedir bilmiyorum. Umarım cerrah değildir.

Bunlar gibi daha yüzlercesi var. Benim uzmanlık alanım hakkında heyecanın bu kadar artmasına sevinemedim.  Tersine paniğe kapıldım. Çünkü tam iki yıl önce ben de hekimlere bir elektronun aynı anda nasıl iki yerde birden bulunabileceğini anlatmıştım. Ya beni ciddiye aldılarsa! Ya onlar da kuantumun tıptaki sırlarını çözmeye kalkışırlarsa!

Bu sefer konuşmamda, günlük çalışmalarında heyecana gerek olmadığını söyledim. Kuantum teorisi her ne kadar hastanın veya neşterin hem yerini hem de hızını belirleyemeyeceklerini söylese de yapacakları hatanın, meselâ benim gibi yüz kiloluk bir hasta için sıfır virgül 35 tane sıfırdan sonra gelecek bir ‘1’ kadar olduğunu anlattım. Başka bir anlatımla milyonda birin, milyonda birinin… Altı defa bunu tekrarladıktan sonra ‘biri’ deyip bağlayın. Epey sakinlediklerini sanıyorum.

Bilimler hiyerarşisi

Yukarda küçük bir demetini sunduğum saçma kitaplar çok yaygın bir sapkınlığın örnekleri. Hem de çok masum örnekleri. İnsanlar temel tabiat bilimlerindeki bir kavramı alıp, her şeyi ama her şeyi onunla açıklamaya, açıklamakla kalmayıp hükmetmeye kalkıyorlar. Şimdi baştaki soruya dönelim: Fizik tıptan, biyoloji sosyolojiden itibarlı mıdır? Çoğu insan için öyledir. Size hemen bilimlerin itibar hiyerarşisini vereyim, en itibarsızdan, en itibarlıya doğru: Sosyoloji, psikoloji, tıp, biyoloji, kimya, fizik, matematik ve felsefe. En dipte sosyoloji var. Sosyoloji psikolojiye imrenerek bakar. Psikoloji tıbba. Tıp biyolojiye, biyoloji kimyaya… Hani şu neo-conların Irak harbinde icat ettikleri ağzı açık huşu, dehşet ve “vay canına” duygusuyla (shock and awe’in awe kısmı). Nihayet kimya fiziğe ve fizik de matematiğe. Matematiğin bilim olmadığını söyleyenler çıkacaktır ve belki haklıdırlar. Felsefe ise hiç mi hiç bilim değildir. Ama itibar çizgisindeki yeri yükseklerdedir. Toplantıda bulunan bir yönetim bilimci genç, kendi sahasının sosyolojiden de itibarsız olduğunu söylemişti ki doğrudur. Yönetim bilimi hem sosyoloji hem de psikolojiye ağzı açık hayranlıkla bakar. Ekonomi ve pazar bilimi de öyle… Bu huşu ve dehşet duygusu içinde insanlar, itibar skalasının üst ucundaki bilimlerin buluşlarını alttakilere uygulamaya kalkarlar.

Felsefeye hürmet niye?

Bu olmayacak, olmaması gereken bir iştir ama cazibesine dayanılmaz bir sapmadır. Bu sapkınlığın nispeten masum örnekleri vardır. Temel tabiat bilimlerinin yeni buluşları esrarengiz şekilde o alanların dışına uygulanır. Manyetik alanların Mesmer tarafından ‘manyetizma’ya uygulanışı gibi… Bir kısmı şuurlu şarlatan, bir kısmı samimî sapkın, genellikle halkın az bildiği, genellikle görünmez fizik olaylarını psikolojiye, tıbba hatta ruhla ilgili alanlara uygulamaya kalkar. ‘Titreşim’, ‘frekans’, ‘elektrik’ en sık kullandıkları, anlamı fiziktekini pek de tutmayan fakat mutlaka esrarlı kelimelerdir. Fotoğraf tekniği ilk çıktığında bol bol ruh fotoğrafı çekilirdi. Bugün herkesin cep telefonunda bir fotoğraf makinesi var ama ruhlar artık poz vermiyor. Tabiî, şu saydığım ‘kuantum’ teorileri, sırları, gizli metotları da masum şarlatanlıkların bugünkü örnekleridir.

Fakat itibarlı bilimleri alanları dışında uygulamanın hiç de masum olmayan örnekleri vardır. Özellikle fiziğin, kimyanın, biyolojinin başarılarından huşu ve dehşete kapılıp aynı metotların sosyoloji ve siyasette de geçerli olacağını sanmak felâketlere yol açmıştır. On sekizinci, on dokuzuncu asrın pozitivizmi tam böyledir. Mademki Newton bir denklemle kilisedeki avizeden gökteki gezegenlere kadar her şeyi izah edivermiştir, o halde pozitif bilim, insanların bütün dertlerini de çözecektir. Dine, maneviyata, ideallere, aşka, değerlere, başka hiçbir şeye ama hiçbir şeye ihtiyacımız yoktur. Hatta bunlar, görüldükleri yerde ezilmelidir.

Sosyal Darvinizmin uzantıları

Sosyal Darvinizm, biyolojiyi sosyoloji ve siyasete uygulamaya kalkan bir sapmadır. Öyle bir sapma ki, insanın insanı sömürmesini, öldürmesini mubah kılmış, birinci liberal emperyalizmin ideolojik temelini teşkil etmiştir. Üstün ve doğurgan ırklar, ilkel ve çürümüş ırkları ikame edeceklerdi. Dünya Aryanlar’a kalmalıydı. Hindistan ahalisinin, Amerika yerlilerinin, Cezayirlilerin, daha nicelerinin ve tabiî Rumeli’deki, Karadeniz çevresi ve Kafkaslar’daki Türklerin katlinin izahı bu ‘bilim’le yapılmıştı. Nasyonal Sosyalizmin ve Faşizmin cinayetleri de sosyal Darvinizmin tabiî uzantılarıdır.

Marksizm ve tarihî maddecilik, pozitivizm ve sosyal Darvinizm’le ‘kafiyeli’ bir sapmadır. Temel bilimleri ve matematiği de aşmış, felsefeyle sosyoloji yapmaya kalkmıştır. Sosyalist emperyalizm birkaç milyon kişiyi katledip birkaç nesli tutsak ettikten sonra kendi iç çürümesiyle çöktü. Fakat hâlâ diyalektik maddeciliği sosyal bilim sananlar var ve bunlar, Ege Cansen üstadın kelimeleriyle, “sanki her kehnetleri doğru çıkmış gibi”, utanmadan, başları dik ortalıkta dolaşıyorlar.

Newton’dan kimin şüphesi olabilir? Tıpkı Newton’dan şüphe etmemek gibi, pozitivizmden de, sosyal Darwinizm’den de, diyalektik materyalizmden de yandaşlarının şüphesi yoktu. Tarihin en büyük cinayetleri mutlak doğruyu yakalamış gerçek inanç sahipleri tarafından işlenmiştir. Peki, niçin fizik tıptan, biyoloji sosyolojiden itibarlıdır? Pek açık bir sebepten: Fizik tıptan, biyoloji sosyolojiden basittir de ondan. Daha doğrusu tıbbın konusu fizikten birkaç mertebe daha karmaşıktır. Sosyolojinin konusu da biyolojininkinden. Bilim dalının uğraştığı alan ne kadar karmaşıksa kanunlarını bulmak, ona ait izahlar yakalamak o derece zordur. Bazı alanlarda bu belki hiçbir zaman başarılamayacaktır.

Sıralamaya dikkat edin, itibar yükseldikçe, alanın basitliği artmaktadır. Hiç yanlışlanma imkânı olmayan, tamamen kendi keyfî kurgularımıza dayanan, dolayısıyla tabiat bilimi de olmayan felsefe ve matematik en üsttedir. Sonra fizikten sosyolojiye yürüdüğümüzde karmaşıklık artmakta, kurduğumuz teorilerin çürüme, yanlışlanma ihtimali hızla büyümektedir. Bu sıra içinde karmaşıklığın artışının sebeplerinden biri, bir sonraki daha karmaşık alanın bir öncekini de ihtiva etmesidir. Kimyanın içinde fizik vardır, ama daha birçok şey de vardır. Biyolojinin içinde kimya, tıbbın içinde biyoloji, psikolojide tıp, sosyolojide psikoloji ve nihayet yönetim biliminde sosyoloji ve psikoloji bulunur. Ama bu tekerlememin her bir adımında da durup “ve daha neler neler bulunur” demem lâzım.

‘Tek raylı tarih’in kehanetleri!

Düşünün, astronomide ve fizikte dönüm noktalarının dahileri Kopernik 15., Galile 16., Newton 17. asırda doğdu. Halbuki tıp, mikrop teorisine ancak 19. asrın sonunda ulaştı. 20. asrın başına kadar berber cerrahlar, “kötü kanı akıtarak” insanları tedavi ettiklerini sanıyorlardı. Meselâ Sir William Olser, 1923 tarihinde yayınlanan “Tıbbın İlkeleri ve Uygulaması” kitabında hâlâ bu ‘tedaviyi’ tavsiye etmektedir. Alan ne kadar karmaşıksa ilerlemenin de o kadar yavaş ve geç gelmesi tabiidir.

Tıp böyle iken ondan mertebelerce daha karmaşık sosyoloji ve siyaset biliminin 17., 18. veya 19. asırda şaşmaz kanunlarını keşfetmesi ne kadar makuldür? Hiç değildir tabi… Ama gelin de bunu sosyolojinin berber cerrahları olan pozitivistlere, sosyal Darvinistlere ve tarihi maddecilere anlatın. Kendinizi -yerel kültüre göre- ya giyotinde ya darağacında yahut infaz mangasının önünde bulurdunuz. Çünkü onlar, sadece tarihin hangi yönde gideceğini iman şiddetinde bilmekle kalmıyorlardı. Tarihin dedikleri yöne gideceğine iman etmeyen kâfirleri, yani karşı devrimcileri itlâf etmek de onlara tarihin yüklediği kaçınılmaz vazifeydi.

Şimdi onların varisleri berber sosyologlar, Popper’in ciltlerce uyarısına rağmen yeni kaçınılmaz tarih kanunları keşfetmekle meşguller. Siz ‘historisizm’i kırk defa da anlatsanız fark etmiyor. Tarih mutlaka onların gösterdiği tek ray üzerinde akacak, siz itiraz ederseniz trenin altında kalacaksınız. Sizi karşı devrimciler sizi!…

Şimdi onların tek raylı tarihi, milletlerin ve millet devletlerinin yok olacağını göstermektedir. Daha önce diyalektik maddecilik de bunu gösteriyordu. O sizlere ömür oldu ama milletin yok olacağında ısrarları sağ ve sağlıklıdır. Heyecanlandıklarında şu “itibarlı ilim-tek raylı tarih” bağlantısı o kadar açık dışa vurulur ki. Biraz karikatürize akıl yürütüşleri şöyledir: “Tamam! Edison ampulü buldu. Siz daha milliyetçilik yapın bakalım!”

“İnsanoğlu aya çıktı siz hâlâ millet devleti diyorsunuz!”

“Ohooo, internet ortalığı sardı, siz daha millet diye ısrar edin…”

Henüz rastlamadım, fakat muhakkak şöyle bir karşı konulmaz akıl yürütme daha vardır: “Kuantum çağında ne milleti kardeşim!”

Nedense milletten ve millet devletinden ilk vazgeçmesi gereken de bizizdir.

Ne diyelim? Rahmetli üstad Ahmet Kabaklı’nın sıkça söylediği gibi: Allah selâmet versin.
 
 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları