Öğrenilmiş çaresizlik – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______23 Ekim 2018_______

Öğrenilmiş çaresizlik

Fuat Yılmazer
Paylaş:

Öğrenilmiş çaresizlik

23 Ekim 2018

21’inci yüzyılda yaşayan devletler ve onları yönetenler, yönetmeye aday olanlar, yönettiği veya yönetmek istediği ülkenin iç ve dış durumunun ve hedefinin farkında olmalıdır.

Yönettiği veya yönetmeyi arzu ettiği ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi hayatı ve bununla ilgili yarınlar için yapacakları plan, proje ve program hazır ve kabul edilebilir olmalıdır.

Türkiye Cumhuriyetini yönetenler veya yönetmeye aday olanlar da bu donanımlara sahip olmalıdır.  Dünya ve ülke gerçeklerini bilerek program yapmayanlar, “Sıfır sorun” söylemiyle çıkıp “çoklu sorun” ile karşı karşıya kalmak gibi olumsuzluğu yaşatırlar.

Ülkesini de, dünya devletleri ve komşularının amaçlarını iyi tanımalı zayıf ve güçlü noktalarını iyi bilmeli gerçeklere uygun plan ve program yapmalıdır…

***

Ortadoğu coğrafyası huzursuzluğun, terör heveslilerinin kolayca hayat bulacağı bir coğrafyadır. Bu bölge, Birinci Dünya Savaşından ve Kurtuluş Savaşımızdan sonra emperyalist devletlerce kendi çıkarları doğrultusunda düzenlendi. Ve bu bölge her türlü anarşinin yeşerebileceği sosyolojik, etnik ve mezhepsel yapıya uygun hale getirildi.

Bunu yapmaktaki amaçları, Türkleri ilerleyen zamanda(yani bu günlerde) zafiyete düşürme planlarının özünü teşkil eder.

Devlet kurma bilgisi, becerisi ve geçmişi olmayan topluluklara yeni devletler kuruldu/kurduruldu. Kurulan bu devletlerde inanç farklılıkları, sosyolojik ve kültürel farklılıklar, ekonomik ve sosyal anlamda derin dengesizlikler olduğu bir gerçektir. Zaten bunlar da bilerek isteyerek yapılan işlemlerdir.

Irak halkının Saddam’ın devrilmesi için duyduğu özlem ve devrildikten sonraki sevinç gösterileri bunun bir göstergesidir.

Arap Baharı oyununa hazırlanmış bekliyormuş gibi Tunus’ta, Libya’da, Irak’ta ve Suriye’de halkın dış tahrikle yaptıkları kıyım, birbirlerini acımasızca katletmeleri, dünkü planlanan oyunun bugünkü versiyonlarıdır.

Bu bölgedeki devletlerin kendi aralarındaki sıkıntıları, bünyelerinin getirisi olduğu gibi, devletçikler olarak bölünmelerinin bir sonucudur. Sıkıntıları arasında ekonomik çıkarlar ön plandadır. Suudi Arabistan- Mısır- Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’in, komşuları Katar’a uyguladıkları yaptırımların temelinde ekonomik ve sosyolojik çıkarlar yatar. Doğalgaz zengini Katar’ın fazla zenginleşmesi ve bunların “kontrolleri” dışında hareket etmesi tehditleri üzerlerine çekmelerine sebep olmuştur.

Bir başka sebep de Ortadoğu’da bulunan devletlerin kontrollerini ellerinde bulunduranların gelişmelerden duyduğu kaygının dışa vurumudur.

Bölgede yaşayan aynı inanç sistemi içinde gözüken halkın, birbirlerini sevememeleri, çekememeleri ve dış tahrik nedeniyle birbirlerini acımasızca cezalandırmaları, üstelik bunu inançları adına yaptıklarını söylemeleri gibi bir sapkınlığa düşmeleri/düşürülmeleri endişe vericidir.

***

Türkiye coğrafyası da bazı sıkıntıların çıkma eğilimi ve ihtimali olan coğrafyadır. Ama bizler devlet ve millet olarak büyük oyunlarla karşılaşmamıza rağmen bugüne kadar böyle bir acı yaşanmamıştır. Bu da Türk Milletinin genlerinden gelen değerlerden kaynaklı etnik ırkçılığı reddeden büyüklüğündendir.

Coğrafyada etnik ve inançsal açıdan küçük farklılıklar olmasına rağmen “Türk Milleti” tanımı öyle bir oturmuştur ki, küçük bir bölücü ırkçı azınlık grup ne kadar çarkı tersine döndürmeye çalışsa da bu milletin fertlerini karşı karşıya getirememiştir. Çünkü Türk tanımı herkesi kucaklamaktadır.

Bir başka büyük özelliğimiz de Büyük Atatürk tarafından uygulamaya konulan “Laiklik Sistemi”nin yönetim ve birleştiricilik başarısıdır. Bu sistemde bireylerin inanç ve düşünceleri, giyim ve kuşam farklılıkları ön planda değildir.

Son zamanlarda laiklik sisteminin yerine düşüncelerine uygun, temeli ümmetçiliğe uzanan ideallerini ikameye çalışmaları, toplumumuzu germeye, kutuplaşmaya doğru itelemektedir.  Kutuplaşmanın hızlanması için bilerek veya bilmeyerek de olsa bir kesim gayret gösterilmektedir.  Ama bu gayrette boşunadır.

***

Türkiye’de bir süredir birey ve toplum ahlakınca kabul görmeyen olaylar yaşanmaktadır. Bunda önemli neden olumsuzluklara karşı tepki vermeyen Türkiye kamuoyudur. Yolsuzluklara, adam kayırmalara, ekonomik ve siyasi çıkar için ahlaki normlarını terk edenlere, adaletsizliğe, hukuk kurallarının ihlali rahatsızlığına karşı tepki verilmemektedir.

Psikolojide “Öğrenilmiş çaresizlik” diye bir kavram vardır. Bunun karşılığı önce sosyal, siyasal, adalet, hukuk, ahlaki ve dini kabullerinizi zayıflatıp, ötekileştirip sonra da bu durumdan kurtulma, bu sıkıntıdan kurtulma, bertaraf etme iradenizin ve gücünüzün olmadığı inancını empoze etmektir. Vereceği tepkinin bir şeyler değiştirme noktasında başarısız olmayı daha önceden tecrübe ettiği için gelişmelere sessiz kalmaktır.

Yani; öğrenilmiş çaresizlik: “Kazanılmış başarısızlık veya öğrenilmiş çaresizlik sendromu, zamanla oluşan başarısızlıklar karşısında kişinin bir şeyleri başarma isteğini günden güne kaybetmesi sonucu bir noktadan sonra bazı konularda başarısız olacağına karşı geliştirdiği bir ruh hali durumudur”.

Önemli ve tehlikeli gelişmelerden biri de budur. Bunun da farkında olmak lazımdır.

***

Toplumda inanç değerleri tartışmalı haldedir. Dillerde “Allah” kelamı hiç düşmemektedir ama o kalplerde, o gönülde Allah sevgisi, Allah aşkı ve yolu yerleşmiş midir? İnanç ve iman diriliği var mıdır? Ahlaki seviyenin durumu nedir? Sorularının cevapları insanları bazı sonuçlara götürebilir.

İnsanımız dünya nimetlerini ön kabul olarak almaya başlamış görünmektedir. Manevi ve moral değerler, önlerde sıra bulamamak şaşkınlığını yaşamaktadır.

Dinin bir inanç sistemi olduğu, Türklüğün bir millet kimliği olduğu, mensubiyet olgusu taşıdığı tam anlaşılamamıştır. Din, Milliyet kavramı yerine konmaya çalışılmış bu büyük hata sonucu bugünlerde can yakan cemaatler ortaya çıkmıştır.

***

Türkiye kamuoyunda uzun süredir adalet, hukuk, haksızlık, haksız kazanç sağlama, diktatörlük, demokrasi, özgürlük, aziz millet, Rabia gibi konular gündemde olmaya devam etmektedir. Hâkim çoğunluğun dilinde, özgür medyanın gündeminde adalet ve hukuk tartışmaları var.

Birey veya devlette adalet ve hukuk inancı olmazsa, bunlara karşı duyarlı olunmazsa, hatta aklının önemli bölümünde adalet ve hukuk kavramı bulunmazsa toplumda büyük sorunların olduğu veya olacağı kesindir.

Toplumda hukuk ve adalet uygulamalarındaki hatalar toplumu ve toplum değerlerini erozyona uğratıp eritir. Eriyen değerlerin getirdiği tehlike ilk başlarda fark edilmez ama sonradan yıkımı da beraberinde getirdiğine şahit olunur. Hz. Ömer “ Camiyi yık, adaleti yıkma” sözüyle adaletin önemini sadece Müslümanlar için değil tüm insanlık için ortaya koymuştur.

Hukuk ve adalet değerlerinin kabul görüp uygulanmadığı yerlerde iyilikten, dürüstlükten, sevgi, samimiyet ve ahlaktan bahsetmek mümkün değildir. Hatta daha ileri noktada söyleyelim, hukuk ve adaletin uygulanmadığı yerlerde dinin ve ahlakın yeterli etkiyi göstermesi zordur.

Birey ve toplum onurunun önemli ölçü taşı olan hukuk ve adalet kavramının DNA’ları fert ve toplumun düşünce bünyesine mayalanmalıdır.  Birey veya toplumun düşünce ve inanç DNA’larına yerleştirilen bu önemli erdemler sayesinde dürüstlük, huzur ve ahlak, kişi ve toplumda ön sıradadır.

Bu konulardaki serzenişler, şikâyetler, yazılar, konuşmalar oldukça fazlalaştı.

***

Bir başka farkında olunması gereken konu da ülkede iktidar ve muhalefet arasındaki güç dengesizliğidir. Muhalefet iktidara karşı sayıca çok eksiktir. Bu sıkıntının bir başka nedeni de sistemin değişmesidir. Parlamenter sistem yerine tek adam yönetimine dayalı başkanlık sisteminin getirilmesi sıkıntının artmasına sebep olmuştur.

***

Önemli bir coğrafyada yaşayan, önemli sıkıntıları olan insanımızın “kültür ve milli kimliği” de yeterince oluşturulamamıştır. Bu nedenle insanlarımız rüzgârın etkisiyle zamanı gelmeden yapraklarını döken güçsüz ağaç gibi sallanmaktadır.

Bugün PKK, PYD/YPG, Barzani ve Arapların sırtımızdan hançerlemek için hazır durmaları, AB ülkelerinin ve ABD’nin bizi parçalamak için gösterdiği gayretler bizim gösterdiğimiz normal olmayan tahammülle beraber, milli donanım yetersizliğinden kaynaklanmaktadır.

Türk milletinin tarih boyunca devam eden ve bir türlü iyileştirilmeyen önemli bir rahatsızlığı vardır. Türk milletinin hafızası çok zayıftır. Tarihindeki acı veren olayları hemen kafasının arkasına atar. Sadece bununla da kalmaz başarıları da bir süre sonra unutur. Kendine zarar veren insan veya devletlerle hiçbir şey olmamış gibi tedbir almadan yola devam edebilir.

Şuur noktasında da aynıdır. Türk insanı acı ve tatlı olayları unutmayarak milletinin devletinin dünü ve bugününü bilmelidir. Acı ve tatlı olaylar ve kişiler toplumların mihenk taşlarıdır. Şuurlu toplum dün yaptığı hatayı kısa bir süre sonra yapmaz. Tarihimizde bunun olumlu örneklerini bulmak zordur. Genç Türkiye Cumhuriyeti yüzüncü yılını doldurmadan dünkü karşılaştığı olaylarla yine karşılaşmaktadır. Türkiye sınırları dışında yaşayan Türklerin birlik olup beraberce hürriyet ve bağımsızlık için çalışmaları gerekirken birçok gruplara ayrıldığını ülkemizde görmek mümkündür.

Dün canımıza kasteden ve kanımızı döken düşmanlara karşı bugün hiçbir şey yokmuş gibi beraber olma arzusu sergilenmesi bunun bir delilidir. Eğer hafıza ve şuur problemimiz olmasaydı o korkunç mücadeleyi yapanlar çocuklarına bu durumu sık sık anlatır onların da hafıza ve şuurlarının diri tutulmasını sağlayabilirlerdi.

***

Milli, manevi, kültürel ve ekonomik bağlamda zayıfladığımız süreçte, Türk’ün bu topraklardan gönderilmesi veya etkisizleştirilmesini içeren Şark Meselesi düşüncesi uygulanmaya konur.

Bu gün de aynı durumdayız.

Ülke olarak yönetilenler dâhil herkes bu gerçeğin farkında olması gerekir.

Kısaca, gerçeklerin farkında olup milli müdafaa cephesinin ve milliyetçi damarın oluşturulması ve güçlendirilmesi gerekmektedir.

Bu damarın oluşması için de tüm vatanseverler bir araya gelmelidir…

Fazla da vakit kaybetmeden…

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları