Oryantalist Sinemayla Türke Saldırı – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______10 Mart 2013_______

Oryantalist Sinemayla Türke Saldırı

Nurullah Çetin
Paylaş:

Türk’ün Türk-İslam kimlik ve kişilik değerler örgüsünü iğdiş etmeye dönük olarak uzun yıllardan beri devam etmekte olan oryantalist proje, çok kapsamlı ve çok çeşitli bir şekilde devam ediyor. Haçlı-Siyon odaklı kültür, sanat, bilim çevreleri romanlarıyla, şiirleriyle, tiyatro oyunlarıyla, resimleriyle, sinemalarıyla karşılarında tek rakip olarak gördükleri Müslüman Türk milletini aşağılamaya devam ediyorlar. 

Türk’ü kendileri açısından tehlikeli olmaktan çıkarmak için Türk-İslam değerlerini itibarsızlaştırmaya dönük çok yoğun ve kalleşçe bir çalışmanın içindedirler. Bu çerçevede izlediğim bir sinema filminden söz etmek istiyorum. 

11 Ocak 2013 günü bir televizyon kanalında Türkçe seslendirmeli bir Fransız filmi izledim. Filmde bir Türk aileyle Fransız aile, tatil münasebetiyle Fransa’da aynı evde bir süre birlikte kalırlar. Film geneline yayılan oryantalist hava ile hayalde kurgulanan “medenî Fransız” ile “barbar Türk” imgesi karşılaştırmalı olarak pekiştirilir. İki ailenin aynı olaylar ve durumlar karşısında farklı tepkiler vermeleri üzerinden Türkleri aşağılayan iğrenç bir oryantalizm örneği sergilenmiş. 

Türk ailenin davranış biçimlerinden, hareketlerinden yola çıkılarak bütün Türkler hakkında bir genelleme yapılır ve tamamen Oryantalist bir bakış açısıyla dolaylı olarak Müslüman Türk hayat tarzı, İslam dini ve Türk gelenek görenekleri alay konusu edilir. Hatta inceden inceye acımasız bir eleştiriye tabi tutulur. Amaç, izleyicinin Müslüman Türk algısını çarpık bir imgeyle şekillendirmektir. 

Filmde bütün Türk milletini temsil eden Türk, kaba, hoşgörüsüz, sinirli, meseleyi anlamadan hemen kavga çıkaran, medeniyetsiz, konuşmasını, giyinmesini bilmez, nerede, nasıl, ne şekilde davranacağını şaşıran bir olumsuz tiptir. İnsanlar arası ilişkileri son derece bozuktur. Medenî iletişim kuramaz, iticidir. Her hareketi çirkin ve iğrençtir. Diğer insanlara karşı saygısız ve hoşgörüsüzdür. Mesela gecenin tam ortasında herkes derin bir uykuya dalmışken, sesli bir müzik açar ve dinler. Tabii herkes sinirle uyanır ve bir daha uyuyamayınca hırgür çıkar. 

Türk, sabah namazına kalkmak için saatini yüksek sesli ezana ayarlayarak kurar. Sabah erken vakitte güneş doğmadan önce saatten bir ezan sesi yankılanır. Tabii herkes hortlayarak uyanır, neye uğradığını şaşırır ve öfkelenir. Fransızın arabası bozulur, altına yatıp düzeltmek ister. Bir bez parçası aranır, bulunamaz; sonra Türk’ün seccadesi ele geçer. Onu serip üzerine yatarak arabasını tamir etmeye başlar. 

Türk gelip bu durumu görünce sinirlenir ve Fransızın üzerine yürür. Hiç hoşgörüsü yoktur. Türk, ortak kullanılan mutfakta yağlı, dumanlı, kokulu yemekler yapar, Fransızlar rahatsız olur. Ayrıca mutfağın tam ortasına gerdiği ipe çorap serer. Bununla da yetinmez, yine mutfağın orta yerine kuruması için ipe biber dizer. Yani Türk, medeniyetsiz, çirkin görüntülerin doğmasına sebep olan bir ilkel tip olarak sunulur. Tabii Fransızlar tarafından alay konusu olur. 

Türk erkeği, birlikte kaldıkları Fransız ailenin, yarı çıplak halde bahçede spor yapan hanımına gizli gizli ağzı sulanarak bakar. Böylece Türk erkeği, dağdan inme, görgüsüz bir ilkel kişi olarak sunulur. 

Türk ailenin kızı baba korkusuyla çarşafa girer, ama gizli gizli Fransız ailenin oğluyla aşk yaşar. 

Babasından gizli olarak açık saçık giyinir, sigara içer, Müslümanlıkla ilgisi olmayan, tamamen Fransızlara özenti bir hayat yaşar. Babasını görünce de onu kızdırmamak için çarşafa girer. Türk baba, kızının Fransız oğlanla gizli aşk yaşadığını öğrenince küplere biner. Türk, Fransız aileyi, oğullarının kızlarını baştan çıkarmakla suçlar, bağırır çağırır, büyük bir baskı uygular. Fransız aile ise bu durumu gayet normal karşılar ve gençlerin hoş görülmesi gereken özgür seçimi olarak algılar. 

Türk erkeği, karısını bir kafede üniversiteden arkadaşı olan bir erkekle çay içerken yakaladığında kıyameti koparır. Ama Fransız erkeği, karısının erkek arkadaşıyla buluşup çay içmesine hoşgörüyle yaklaşır. 

Türk karı koca, kendi iradeleri olmadan, kendilerine sorulmadan, tamamen görücü usulü ile evlenmişler. Fransız karı koca ise birbirlerini severek bile isteye evlenmişlerdir. 

Fransız kadın, dansöz kılığına girerek kocasının karşısına çıkar ve Türkler böyle giyiniyor diyerek Türk âdetleriyle giyim kuşamlarıyla alay eder. 

Filme göre Türk gerçekçi değildir, Allah’a inanır, tevekkül eder ve hayal dünyasında yaşar. Olayları kendi akışına bırakır, tesadüflere göre yaşar, plan program yapmaz. Fransız aile ise pozitivisttir, Allah’a inanmaz, her işini görünen fiziksel sebeplere göre planlayıp düzenler. 

Film, bu gibi motiflerle devam edip gidiyor. Fransız film yapımcısının film üzerinden vermek istediği mesaj, Türklerin geri, ilkel, kaba, kültürsüz, iletişim kurulamayacak kadar asosyal, hoşgörüsüz bir millet olduğu yalanını zihinlere kazımak. Türk’ü aşağılayıcı oryantalist sinema örneğinin tipik bir temsilcisi olan bu film, Türk’ü kendi kimliği hakkında şüpheye düşürmek, aşağılık duygusuna iterek kendi değerlerini reddettirmek, kendine yabancılaştırarak Avrupalıya özendirmek, hatta ona tapındırmak amacını güdüyor. Türk’ü mankurtlaşmaya itme amacını taşıyan bu tarz aşağılık düzeyde filmler bol miktarda var. Emperyalizmin oryantalist saldırılarının farkındayız. 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları