Ravza-i Mutahhara’daki Türkler… Talat Şalk yazdı – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

432’inci Bilgi Şöleni: Kuşatıldık. Kıbrıs yeni Girit olamaz.

Türkiye kuşatılmış durumda. Kıbrıs'ta bu kuşatılmayı tamamlamaya doğru gidiliyor. Girit de benzer bir şekilde kaybedilmişti. 21'inci YY Türkiye Enstitüsü Başkanı Cahit Armağan Dilek, 17 Ekim Çarşamba günü saat 19:00’da yeni gelişmeler hakkında sohbet edecek.
-
_______7 Ağustos 2018_______

Ravza-i Mutahhara’daki Türkler… Talat Şalk yazdı

Talat Şalk
Paylaş:

7 Ağustos 2018

Değerli romancı Orhan Yeniaras’ın Fahrettin Paşa’nın Medine Müdafaası romanında, askerimizin 1’inci Cihan Savaşı’ndaki, Suriye’deki muharebeleri anlatılmaktadır.

Osmanlı Devletinin girmek zorunda bırakıldığı 1’inci Cihan Savaşı’nda askerimiz çok büyük kahramanlıklar göstermiştir. Çanakkale’de destan yazmış, Yemen’de kırılmış, her cephede kahramanca savaşmış fakat devletinin yıkılmasını yine de önleyememiştir.

621 yıllık Osmanlı Devleti tarihi, karada ve denizlerde kazanılan büyük zaferlerle süslenmiştir. Ancak 1’inci Cihan Savaşı’nda artık, imparatorluk son anlarını yaşamaktadır. Son anlarında da düşmanlarını bile hayran bırakan kahramanlıkla savaşmış, yıkılışında da destansı kahramanlıklar göstermiştir.

Bir yiğit, nasıl girdiği çeşitli savaşlarda büyük kahramanlıklar göstermiş sonunda da kahramanca savaşarak şehit olmuşsa, Devlet-i Aliye’nin yıkılışını da bir kahramanın ölümüne benzetebiliriz.

Tarihimiz kahramanlıklarla doludur

Tarihimizde bu çeşit kahramanlar çoktur. Barbaros Hayrettin Paşa’nın ağabeyi olan Cezayir’de müstakil devlet kuran Oruç Reis de bunlardan biridir.

Oruç Reis, Tlemsen’i fethetmiştir. Tlemsen, Kuzey Afrika’da stratejik öneme haiz bir kaledir. İspanya bu kalenin alınmasını mutlak surette istemektedir. Kalenin üzerine kalabalık bir ordu gönderir. Kalabalık İspanyol Ordusu Tlemsen’e gelince, kalede bulunan Arap savaşçılar kaleyi hemen terk ederler. Reis’in yanında az sayıda Türk levendi kalmıştır. İspanyollar teslim olmasını teklif ederler. Oruç Reis teklifi ret eder. Leventlerin azlığına rağmen, İspanyollar kaleye giremezler. Ancak leventlerden yarısından çoğu şehit olmuştur. Yaralılar da vardır. Oruç Reis kaleden çıkmayı ve kaçmayı planlar. Planını uygular. Düşman hatlarının zayıf bulunduğu bir yerden kuşatmayı deler ve leventleri ile uzaklaşır. Fakat, İspanyollar Oruç Reis’in kaleden ayrıldığını ve kaçtığını anlamıştır. Hemen arkasına düşerler.

Yiğitlerinin Reis Baba diye isimlendirdiği Oruç Reis’in leventleri yorgundur. İçlerinde yaralılar da vardır. Önlerinde bir köprü vardır. O köprüyü geçerlerse kurtulacakları muhakkaktır. Oruç Reis köprüyü geçmiştir. Fakat İspanyollar arkada kalan yorgun ve yaralı leventlere yetişmişlerdir. “Baba Reis bizi bırakır da nereye gidersin?“ diye seslenirler. Leventlerinin yardım istediği Oruç Reis hemen geri döner, yardımlarına koşar.

Çarpışma çok çetin olur, yaralı leventler aslanlar gibi çarpışırlar, hepsi teker teker şehit olur. Oruç Reis, İspanyol Ordusu’nun karşısında tek başına kalmıştır. İspanyollar askerleri bu tek kollu kahramanın karşısında aciz kalmışlardır, uzaktan kargı atarak şehit ederler.

Fakat Oruç Reis’in kahramanlığına hepsi hayran kalmıştır. Kumandanlarının emriyle yerde cansız yatan bu büyük kahramanı silahlarıyla selamlarlar.

Tarihi zaferlerle süslü Osmanlı Devleti’nin yıkılışı da muhteşem olmuştur. Yıkılmamak için direnmiş, büyük zaferler kazanmıştır. İşte bu sebeple, ben, Osmanlı Türk Cihan Devleti’nin yıkılışını büyük kahramanlarımızın ölümüne benzetiyorum.

Cihan harbinde casuslar savaşı

Romanda, askerimizin Suriye cephesindeki savaşları anlatılıyor. Suriye cephesinde de çok başarılıyız. Kut-ül Amare Muharebesi, Suriye Cephesinde İngilizlerle yapılmıştır. Mehmetçik Kut’ül Amare’de İngiliz Ordusu’nu mağlup etmiş, büyük bir zafer kazanmıştır. 13 bin İngiliz askeri generalleri ile birlikte teslim alınmıştır.

Kut’ül Amare Muharebesi’nde ordumuzu Enver Paşa’nın kendisinden yaşça küçük olan amcası Halit Paşa yönetmiştir.  Kitapta Kut’ül Amare Muharebesi anlatılmamaktadır. Kitabın kahramanları yaşamış gerçek kahramanlardır. Kitabın yazarı Orhan Yeniaras ile konuştum. Romanın kahramanlarında Kara Memil’in soyu bugün İstanbul’da yaşamaktadır.

Kara Memil, Teşkilat-ı Mahsusa’nın başkanı Kuşçubaşı Eşref’in emrinde çalışan kahraman bir askerdir. Askerliğe er olarak girmiş, gösterdiği üstün başarılar sebebiyle albay rütbesine kadar yükseltilmiştir. Görevini eksiksiz yapmak için her tehlikeyi göze alır. Vatanını savunmak için ölümü göze alan bu kahraman adam, cephede göğüs göğüse savaştığı düşmanlarına karşı da anlayışlı ve alicenaptır.

İngilizlerin meşhur Lawrence’in yakın dostu bombacı Newcombe vardır. Görevleri icabı Kara Memil’le iki defa karşı karşıya gelirler. Öldürecek pozisyonda iken, görevini yapıyor düşüncesi ile Kara Memil, Newcombe’yi öldürmez. Medine savunması sırasında bombacı ile bir daha karşılaşırlar ve Newcombe’yi esir alır. Bombacı öldürüleceğini düşünmektedir. Kara Memil bombacıyı yine öldürmez.

Aradan yıllar geçer, 1’inci Cihan Savaşı bitmiş, Osmanlı Türk Cihan Devleti yıkılmış, Cumhuriyet kurulmuştur. Bombacı Newcombe evlenmiştir. Karısına başından geçenleri anlatır “Ben insanlığı Türklerden öğrendim” diyecektir. Kara Memil’i ziyaret etmek için İstanbul’a gelir. Kara Memil görevi sebebiyle Rusya’da olduğu için görüşemezler. Bombacı İstanbul’da Kara Memil’in yakın arkadaşlarından yine Teşkilat-ı Mahsusa’da çalışan Malaka Mustafa’yı bulur. Malaka Mustafa bu eski düşmanını bir hafta kadar evinde ağırlar.

Suriye’de İngilizlerin iyi yetişmiş casusları vardır ve başarılı olmalarında casusluk teşkilatlarının önemi büyüktür. Bizim Teşkilat- Mahsusa’mız da Suriye’de önemli işler başarmış. İngilizlerin birçok hamlesini boşa çıkarmıştır.

Kızıldeniz kıyısındaki Yenbu kenti stratejik bir öneme haizdir. İngilizler bu kenti ele geçirmek istemektedirler. Kentte, hangi mezhepten olursa olsun bütün kent sahiplerinin sevdiği, Merkez Cami İmamı Seyit Süleyman Efendi vardır. Seyit Süleyman Efendi Şafi mezhebinden olmasına rağmen, kentin Şiileri de, Malikileri de kendini sever sayardı. Yenbu da iç barışın simgesi gibidir. İngilizler, Seyit Süleyman Efendi öldürülürse kentin karışacağını ve şehrin bu surette kolayca düşürüleceğini hesaplamışlardı.

Öyle de oldu. Bir gece Seyit Süleyman Efendi kimin attığı belli olmayan bir kurşunla öldürüldü. Aynı gün İngilizler uçaktan, Süleyman Efendi’yi öldürenin Terzi Ali Hasan olduğunu yazan bildirileri Yenbu üzerine bıraktılar. Terzi Ali Hasan Efendi, Şiilerin seyit olduğuna inandıkları itibarlı bir esnaftı. Şiiler ile Şafi ve Malikilerin kapışması an meselesi idi.

Kara Memil hemen bir plan yaptı. Yenbu Kumandanı da tanıdığı biri idi. Yenbu kumandanı dağıtılan bildirileri toplatmak istiyordu. Bildirilerin toplatılmasına mani oldu. Bu arada Yenbu da kendisi ile bulunan fakat kendisi ile birlikte gözükmeyen emrinde çalışan Malaka Mustafa’ya gitti. Malaka Mustafa sarı saçlı ve mavi gözlüydü. Arkadaşına planını anlattı. “Biraz İngiliz’e benziyorsun seni Seyit Süleyman’ı öldüren kişi olarak tutuklayacağım. Sen de herkesin önünde Seyit Süleyman’ın Allenby’nin emriyle ben öldürdüm diye itirafta bulunacaksın. Seni cezaevine koyacaklar. Ben seni cezaevinden kaçıracağım “ der.

Malaka Mustafa hiç itirazsız olur der. Tutuklanır, halkın önünde “Seyit Süleyman’ı aldığım emir üzerine ben öldürdüm” der ve cezaevine yollanır.

Kara Memil aynı gece Malaka Mustafa’yı cezaevinden gizlice kaçırır ve emniyette olacağı Medine’ye yollar.

Malaka Mustafa’nın yaptığı büyük fedakârlıktı. Kara Memil planında başarılı olmasa ve onu cezaevinden kaçıramasaydı öldürüleceği muhakkaktı. Teşkilat-ı Mahsusa’nın iki kahraman üyesinin, her türlü tehlike karşı yaptığı operasyonla halkın birbirine girmesi, belki yüzlerce insanın ölmesi önlenmiş. İngilizlerin oyunu bozulmuştu.

Kahramanlar geçidi

Burada Teşkilat-ı Mahsusa’nın diğer büyük bir kahramanından da bahsetmek isterim. Bu kahraman Tunuslu Zenci Musa’dır. Musa çok uzun boylu, çok kuvvetlidir. Çok da akıllıdır. Benim anladığım, Musa çok çok özel bir insandır. İstanbul işgal edildiğinde Musa, İstanbul Karaköy Gümrüğü’nde hayatını sürdürmektedir. Bir gün İngiliz İşgal Komutanı General Harrington Karaköy’den geçerken, iri yarı bir zencinin koca bir çuvalı tek eli ile kaldırdığını görür, hayret eder, “Kimdir bu?“ diye sorar. Liman amiri kim olduğunu anlatır. General Musa’yı çağırtır ve ona “Benimle çalışırsan, sana iyi ücret öderim” der.

Musa da Generale “Kumandan teklifinize üzüldüm. Benim devletim Osmanlı Devletidir. Bayrağım al bayraktır. Kumandanım Eşref beydir. Size gelince sizinle işimiz henüz bitmedi. Bu savaş sürecek” der ve generalin teklifini reddeder.

Kumandanlardan Ali Sait Paşa, Musa’yı tanımakta ve onun Karaköy Gümrüğü’nde hamallık yapmasına üzülmektedir. Musa’ya maaş bağlatmak için kendisinden bir dilekçe ister. Musa, “Paşam ben bu yoksul milletten emekli maaşı alamam” der ve teklifi kabul etmez. Ona mutlaka yardım etmek isteyen Ali Sait Paşa, Liman Amiri ile anlaşır. Musa’ya liman kâhyalığı vermek isterler. Liman amiri Musa’yı yanına çağırı ve düşüncesini ona söyler. Musa “Beyim onu çalışmak zorunda olan yaşlı bir Müslümana verin. Bana hamallık yeter” der. Liman Kâhyalığını da kabul etmez.

Musa gündüzleri hamallık yapar, geceleri de uyumaz. Kuvva-i Milliye’ye cephane taşıyanlara da yardım ederdi. Bu şekilde çalışırken vereme yakalanır. Çalışamaz hale gelince Özbekler Tekkesi’ne taşınır ve orada hayata veda eder.

Hainler de vardı…

Suriye Cephesi’nde savaşan askeri birliklerin tamamı 4’üncü Ordu’ya bağlıdır. 4’üncü Ordu’nun Komutanı Cemal Paşadır. Ordu Karargâhı Şam’dadır. İlk askeri harekâtını Süveyş Kanalı’na saldırı ile gerçekleştirmiştir. Osmanlı Kuvvetleri Süveyş Kanalı’nı ele geçirselerdi, İngilizlerin Hindistan yolu kesilecekti. Ancak Cemal Paşa’nın Süveyş Kanalı’na saldırısı başarısız olmuş, çok sayıda askerimiz şehit olmuş, Ordumuz geri çekilmek mecburiyetinde kalmıştır.

İngilizler, başarılı olmak için her yolu denemişlerdir. Osmanlı tabiyetinde olan ve Osmanlı’ya bağlı kalacağına, ihanet etmeyeceğine Kuran üzerine yemin eden Şerif Hüseyin ile ilişki kurmuşlar. Şerif’e Arabistan Kralı olacağını vaad etmişlerdir. Şerif, İngilizlerin vaatlerine ve altınlarına kanmış. İngilizlerle onların istediği bir tarihte devlete isyan edeceği konusunda anlaşmıştı.

Teşkilat-ı Mahsusa’nın fedakâr elemanları Şerif Hüseyin ile İngiliz Generalleri Macmahon ve Allenby arasında teati edilen mektupları ele geçirmişlerdi. Mektupların içeriğinden Şerif Hüseyin’in İngilizlerle anlaştığı ve devlete isyan etmeye hazırlandığı açıkça görülüyordu.

Cemal Paşa, Kuşçubaşı Eşref’in kendisine getirdiği belgeleri yetersiz gördü. Kuşçubaşı’nın Şerif Hüseyin’i tutuklayalım teklifini kabul etmedi. Oysa Şerif Hüseyin belgelerin gösterdiği gibi, İngilizlerin istediği tarihte isyan etti. Peygamberimizin soyundan geldiği kabul edildiği için çok sayıda çöl kabilesi Şerif Hüseyin’e katıldı. Şerif Hüseyin’in İngilizlerin safına katılmasıyla Medine ve civarı hariç, Hicaz ve Mekke İngilizlerin kontrolüne geçti.

Hüseyin’in ihanetinden sonra ordumuz sadece İngilizlerle değil, İngilizlerin silahlandırdığı ve çoğunlukla İngiliz subayların komuta ettiği Şerif Hüseyin’e bağlı Araplarla da savaşmak zorunda kaldı. İngilizler her taraftan yardımlar alırken, ordumuzun imkânları kısıtlıydı. Yukarıda da söylediğim gibi İngiliz altınları ve İngiliz Casusluk teşkilatı önemli rol oynamıştı. İngiliz Casusları Cemal Paşa’nın karargâhına ve İstanbul’a kadar sızmışlardı. Böyle bir ortamda İngilizler Gazze ve Kudüs’ü de ele geçirdiler. Kayıplarımız çok büyüktü.

Ravza-i Mutahhara’da bir kahraman; Fahrettin Paşa…

Fahrettin Paşa asker bir aileden geliyordu. Annesi meşhur akıncı ailesi Malkoçoğullarındandı. 4’üncü Ordu’da Cemal Paşa’nın yardımcısı idi. Şerif Hüseyin ve oğullarının Mekke’de İngilizler ile anlaştığı ve isyan edeceği anlaşıldığında Medine’ye gönderildi. Medine’yi çok güç şartlarda savundu. Şehre yiyecek ve mühimmat taşıyan bütün yollar Şerif Hüseyin ve İngilizlerin kontrolünde idi. Et tükenmişti, yılmadı. Medine’de çekirge çoktu. Şehrin büyükleri ile konuştu. Din adamları ona İslam’da çekirge etinin yenebileceğini söyledi. Medine’yi savunan Türk askeri aylarca çekirge eti ile beslendi. Fahrettin Paşa siperlerde askerle bitlikte oldu. Yokluklara rağmen düşmanı Medine’ye sokmadı.

Bu arada Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesini imzaladı. Mondros Mütarekesi’nin bir hükmüne göre İtilaf Devletleri Kuvvetleri lüzumlu gördükleri yerleri işgal edecek ve teslim alacaklardı. Mütareke Antlaşması’nda böyle bir hüküm bulunamaz. Ama Osmanlı heyeti bu hükmü kabul etmişti.

Bu hükmün anlamını en iyi anlayan Atatürk olmuştur. Emrinde bulunan 7’inci Ordu’nun silahlarının İngilizlerin eline geçmemesi için gerekli tedbirleri aldı.

Fahrettin Paşa, Mondros Mütarekesi’nden sonra da Medine’yi teslim etmedi. Tam 70 gün savundu. Peygamberimizin Kabri’nin bulunduğu Medine’ye İngilizlere teslim etmek içinden gelmiyordu. Fakat durumu da bütün çıplaklığı ile görüyordu. Mütareke hükümlerine göre Medine’yi teslim etmesi gerekirdi. Eğer Medine’yi savunmakta devam ederse şehrin çok zarar göreceğini, bundan da kendisinin sorumlu olacağını düşünerek, şehri teslim etmeye karar verdi. Kurmay subayları kılıcını aldılar ve Paşa’yı merasimle İngilizlere teslim ettiler.

İngilizler teslim olan diğer generallere maaş bağlayıp, ikametlerine özel konaklar tahsis etmişlerdir. Fakat mütarekeden sonra hemen teslim olmayan kendilerine 70 gün direnen Fahrettin Paşa’yı er yatakhanesine yatırmışlardır. Bir ara rahatsızlanır, İngilizler ölmesini istemediklerinden bir İngiliz subayının gözetiminde, özel doktorunun, yaverlerinin ve hizmet erlerinin yanında kalmasına müsaade ederler.

Zaman zaman, İngiliz koruması ile kısa otomobil gezisi yapardı. Bu gezilerde halkın paşayı görmek için yollara dökülmesi ve alkışlaması, İngilizleri rahatsız etti. Bir gün kampın komutanı “Sivil elbiselerinizi giyerseniz insanların taşkınlıkları önlenebilir” dedi.

Paşa, “Ben öğrencilik yıllarımdan beri resmi elbisemi çıkarmadım. Sizi çok rahatsız ediyorsa gezmeye de çıkmam” demiş, o günden sonra gezmeye de çıkmamıştır. İngiliz General Allenby, Paşa’ya haber göndererek kendisini ziyarete geleceğini söyler. Paşa Allenby’in ziyaretini “Kimseyle görüşmek istemiyorum” diyerek reddetmiştir.

Sonunda, Fahrettin Paşa’yı Malta’ya göndermeye karar verirler. Malta’ya gitmek için gemiye binmek üzere iken yanına bir kadın yaklaşır. Kadın, Paşa’ya konuşmak istediğini söyler. Paşa bu temiz elbiseli hanıma gülümseyerek “Siz kimsiniz?” diye sorar. Hanım ben “Allenby’in eşiyim” diye cevaplar. Paşa, kadına nazik davranır onunla biraz konuşur ve başı ile selamlayarak vapura biner. Allenby’in eşi “Eşim sizinle konuşamadı, ama ben sizinle konuşmayı başardım” diyecektir.

Fahrettin Paşa Malta’dan, oradaki diğer kahraman esirlerle birlikte, Atatürk’ün teşebbüsü ile kurtulur. Atatürk’ü ziyaret eder ve ondan kendisine hizmet verilmesini ister. Atatürk, Fahrettin Paşa’yı Türk Büyükelçisi olarak Afganistan’a tayin eder.

Ben burada, belki, duygularımı tam olarak anlatamadım. Anlatmak istediğim, ordumuz mağlup olmuştur. Fakat mağlup ordunun komutanı, galip ordunun komutanının kendisini ziyaret etmesini kabul etmemiş, onun karşısında, mağlup bir komutan gibi değil, kahraman bir asker olarak durmuştur. Beni ikinci en çok heyecanlandıran, Zenci Musa’nın İngiliz İşgal Komutanı General Harrington’un teklifini reddetmesi ve ona verdiği cevaptır. Üçüncüsü, Kara Memil’in, savaşırken düşmanına insanlık dersi de vermesidir. Asil ve yüce Türk Milletinin büyüklüğünü insanlık tarihine nakşeden komutan ve askerlerimiz… Rahmet ve şükranla anıyorum.

Bana bu duyguları yaşatan, herkesin okuması gereken bu güzel kitabı yazdığı için Sayın Orhan Yeniaras’a ve Panama Yayınları’na tekrar teşekkür ediyorum.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları