Seçim Stratejisi ve Meşruiyet… Sadi Somuncuoğlu yazdı – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______5 Mayıs 2018_______

Seçim Stratejisi ve Meşruiyet… Sadi Somuncuoğlu yazdı

Sadi Somuncuoğlu
Paylaş:

5 Mayıs 2018

24 Haziran’da, Cumhurbaşkanı ve Milletvekili seçimleri yapılacak. Her tarafta, zamanla yarışan bir koşuşturma ve telaş var. Zira bu, “tek adam rejimine” geçişin seçimi. Bu sebeple de, iki ay gibi çok kısa bir zamana sıkıştırılıp “baskın” şeklinde yapılacak.

Her ne kadar AKP Genel Başkanı ve yeni ortağı seçimlerin zamanında yapılacağını, ısrarlı bir şekilde vurgulasa da, muhalefet “oyunu” gördü, seçimlerin erkene alınacağını söyledi. Ama, herhalde “baskın” seçim yapılacağını düşünmedi; düşünemezdi de.

Gerçekten iktidar, borç batağındaki ekonominin durumuna, halkın çarşı pazardaki feryadına aldırmadan, “har vurup harman savuran” popülist politikalar uyguluyor. İmar affı, vergi borçlarının ve trafik cezalarının  yapılandırılması, öğrenci affı, yaşlılık maaşına zam, bayram ikramiyesi gibi bütçeye 24 milyar liralık yük getiren vaatler, seçimlere 54 gün kala açıklandı?  Basının “seçim rüşveti” adını verdiği, devletin bütçesinden yapılan harcamayla, Türk Milletinin gözünün içine baka baka, kazanmaya kalkışmak, utanılacak bir ayıp değil mi? İktidar sahiplerinin seçimler için devleti ve bütçesini pervasızca kullanmaları, adil, ahlaki ve meşru olabilir mi?

Bir de seçim mevzuatıyla, yerleşmiş kurallarla, a’dan z’ye oynamak var ki, dehşet. Devletin tarafsızlığı kuralına göre, seçimlerden uzak durması gerekirken, seçimlerin içine sokulması, asla kabul edilemez. Bu, hür ve korkusuz oy kullanma,  hukuk ve demokrasi açısından çok sakıncalı. Seçim çevrelerinin, seçmenlerin ve oy sandıklarının tespiti gibi ayrıntılara kadar uzanan; mantık dışı, “bana uygun olan” anlayışıyla yapılan ve sürekli yenilenen değişiklikler var ki, pes doğrusu.

Bu zihniyetin sahiplerine devlet teslim edilirse, hak, adalet, demokrasi, kalkınma, eşitlik, güvenlik, refah ve huzur gibi değerlere dayalı bir düzen kurulabilir mi?

Böylesine haller, “daima olur” diyerek, yanlışları meşru ve makbul göstermek isteyenler varsa, söyleyelim; her şeyin bir sınırı var; katlanılabilen sınırdır, aşılmamalı. Yanlışın azaltılması ve yok edilmesi esastır. Eğer söylenenler yanlış ise, geçmişten fetva bulmaya gerek yok. Hani hukukta bir kural var ya, “batıldan emsal olmaz” diye, aynen öyle.

Meşruluk ve gayrimeşruluk

Kazanmak için meşru strateji şarttır. Bu kural, özellikle hakim konumdakiler için daha önemlidir. Gayri meşru yoldan kazanmak da mümkündür. Ama bu kazanç sahtedir, serap gibi bir aldanmadır. Gerçekte; kendisi, beraber olanlar ve hükmedilenler de kayıptadırlar.

ABD’nin gücünü kaybetmekte olduğunu düşünenler, söze ekonomiden örneklerle giriyorlar. Ama ekonomi ve benzeri örnekler bir sonuçtur; sebep değil. Sebep nedir denilirse, açıklayalım. Richard Nikson ABD’nin başarılı (Çin Halk Cumhuriyetini Sovyetlerden ayıran) ve zeki bir başkanıydı. Seçimlerden önce, rakip partinin genel merkezinin (Vatergate skandalı) dinlenmesi dava konusu olduğunda Senato’da kurulan komisyon sordu; “Bu dinlemeden haberin var mı” diye. Nikson, “Hayır yok” cevabını verdi. Soruşturma ilerleyince haberi olduğu anlaşıldı. Bu gelişmeyi öğrenen Nikson, beklemeden ABD Başkanlığında istifa etti. Bunun benzeri birçok örnekler var. Arzu eden John F. Kennedy’nin  “Fazilet Mücadelesi” kitabını okuyabilir.

Bu haberi ve başka benzerlerini duyunca, “dürüstlük, ahlak ve mücadele gibi değerler üzerine kurulan bir devlet, elbette büyük olacaktır” demiştik. Şimdi Donald Trump Başkan, hakkında; “ekonomiyi büyüttü, petrol zengini Arap devletlerinin gırtlağına çöküp, ABD olmasa yerinizde oturamazsınız, bedelini ödeyin deyip milyar dolarlar topluyor gibi” yarı takdirle bahsediliyor. Washington Post’un haberine göre, Trump, “görevde olduğu 1 yılda, bin 950 “yanlış ya da yanıltıcı” açıklamada bulunmuş. Bölgemize gelip, alenen terör örgütü PKK/PYD/YPG ile işbirliği yapıyor; kan döküyor. Utanmayı terk edip, eşkıyalığa soyunmuş.

Bütün bunlar dünyanın gözleri önünde oluyor. Diyoruz ki, ABD kaybetmeye başladı, küçülmeye doğru gidiyor.

Muhalefetin stratejisi

Yeni seçim kanununa göre partiler ittifak halinde seçimlere katılacak. AKP-MHP, bir grup, CHP-İYİ PARTİ-SAADET PARTİSİ-DP diğer  grup. Seçimlerin;  kişilerin ve makamların “bekası”nı veya ülkenin “beka”sını belirleyeceği açık. Grupların Stratejiler buna göre şekillenmiş. Bakıyoruz, birinci grubun stratejisi,  dörtlü ittifak sinirlerini bozmuş olmalı ki,  rakiplerine çelme takmak, iftira atmak, vatandaşı korkutmak gibi söylemlerle devam ediyor. Akıl almaz tehditler, hakaretler kırıla gidiyor. İkinci grup ise, ağırlıkla kendini savunmaya, tanıtmaya, ülkenin içinde bulunduğu ağır tabloyu vatandaşa duyurmaya dayanıyor.

Aslında seçilen stratejiler, grupların “beka”dan ne anlağını da gösteriyor. Eğer birinci grup kazanırsa, belli ki, her ikisi, makamı ve destekçileri beka tehdidinden kurtulacak. Türk Milletinin “beka”sı ise, mimarlarının elinde kalacak.

İkinci grup kazanırsa, bu defa Türk Milletinin ve Devletinin “beka”sı, birinci derecedeki millî meselemiz olarak görülecek; Türk Devleti ve Milleti, memleketimizi bu felaketten kurtarıp, teminat altına alacaktır.

Bu bakımdan 24 Haziran seçimleri hayati derecede önemlidir. Memleketimizin “beka”sını tehlikeye düşürenlerin elinden, kurtarma seçimi olacaktır.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları