Seçimler… Ahmet B. Ercilasun yazdı

29 Nisan 2018

Cumhur ittifakı yapan iki parti erken seçim kararı aldı. Sürekli olarak seçimler zamanında yapılacaktır demelerine rağmen bu kararı almaları “doğru” olmamıştır. Buradaki “doğru” kelimesi , durumu anlatmak için kullandığım en yumuşak kelimedir.

MHP, yıllardır AKP’yi ve onun genel başkanı Erdoğan’ı eleştirmekteydi. Buradaki “eleştirmek” kelimesi de en yumuşak ifadedir. Aslında eleştiriler, “vatan ihaneti” suçlamalarına kadar uzanıyordu. Yıllarca süren ağır eleştirilerine rağmen MHP’nin AKP ile ittifak yapması “doğru” olmamıştır.

MHP’nin ve onun genel başkanı Devlet Bahçeli’nin, adayların serbestçe yarışacağı bir kurultaya imkân ve fırsat vermemesi de “doğru” bir tutum değildir. “Doğru” olmayan bu tutumdan İYİ Parti doğmuştur.

Cumhur ittifakının İYİ Parti’yi seçime sokmama “çaba”sı da doğru olmamıştır. Buradaki “çaba” sözü de, “oyun, hile” gibi kelimeleri kullanmamak için bulduğum en yumuşak ifadedir.

CHP’nin 15 milletvekili vererek İYİ Parti’nin seçimlere girmesini sağlaması “doğru” bir karardır. 15 milletvekiline herhangi bir çıkar sağlanması söz konusu olmadığı için bu davranış “ahlaksızlık” olarak nitelendirilemez.

Artık cumhurbaşkanı adayları belirlenmiştir. Partilerin hangi ittifaklarla seçimlere gireceği de belli olmuştur. Şimdi ben şu tekliflerde bulunsam çok mu hayalcilik etmiş olurum?

Bugüne kadar yapılan yanlışları artık bir yana bırakalım. Âdil bir seçim yarışı yapalım.

Herhangi bir partinin adını anarken “sözde” demeyelim. Ben bir partiye “sözde” dersem onların da bana “sözde” deme hakkı olur, diye düşünelim.

Herhangi bir parti temsilcisi için “haddini bildiririm” demeyelim. Bunu bilhassa Cumhurbaşkanı söylemesin. Çünkü had bildirilmek istenenler de ona cevap vermek isteyeceklerdir. Cumhurbaşkanlığı makamında bulunan kişiye söylenebilecek sözler de çok sınırlı olacağından cevap vermekte muhtemelen zorlanacaklardır. Bunun da âdil olmayacağı açıktır. Hem cumhurbaşkanlığı makamının yüceliğini korumak için hem de seçimlerde adaleti sağlamak için tartışmalarda gerekli inceliği gösterelim.

Adaletin sağlanabilmesi için devlet imkânlarının kullanılmaması da önemlidir. İktidar partisi ve onun genel başkanı seçim çalışmalarında hiçbir devlet imkânını kullanmamalıdır. Devletin ulaşım araçları kullanılmamalı, hiçbir kamu kuruluşu, partinin siyasi toplantılarına katılmamalıdır. Cumhurbaşkanı seçim propagandası yapmak üzere bir ile gittiği zaman mesela o ilin valisi, komutanı tarafından karşılanmamalıdır. Bunu cumhurbaşkanının bizzat kendisi istemelidir. Hatta bu gezilerde cumhurbaşkanlığı forsu da kullanılmamalıdır. Siyasi gezilere cumhurbaşkanlığı elemanları ve korumaları değil, AKP’nin elemanları katılmalıdır.

Âdil bir seçim için cumhurbaşkanının karar ve tutumu her şeyi belirleyecektir. Bu sebeple bilhassa onun tutumu üzerinde duruyorum. Cumhurbaşkanı eğer TRT’nin de aday ve partilere eşit konuşma hakkı verilmesini sağlarsa insanlar gerçekten âdil bir seçim yapıldığına inanırlar. Hem cumhurbaşkanı adayları, hem siyasi parti temsilcileri milletvekili sayılarına ve oy oranlarına uygun olarak TRT’de konuşmalıdırlar. Cumhurbaşkanı adayları bir arada tartışma programlarına da çıkmalıdırlar.

Birçok ulusal televizyon olduğunu elbette biliyorum. Fakat TRT resmî bir kuruluştur ve hepimizin vergileriyle iş görmektedir. Kaldı ki TRT’nin böyle bir tutuma girmesi diğer ulusal televizyonları da etkileyecektir. Hele bir de Cumhurbaşkanı, ulusal televizyonların da aynı şekilde hareket etmeleri için çaba gösterir ve telkinlerde bulunursa oralarda da eşit ve âdil bir yarışın imkânları sağlanır.

Ne dersiniz aziz okuyucular, ben hayal mi görüyorum? Öyle bile olsa “doğru” tutumun ne olması gerektiği ve bunlara bakılarak nelerin yanlış olduğu konusunda bir fikir verdiğimi sanıyorum.

 

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*