SES ÜZERİNE

Adıyaman merkeze bağlı Büklüm köyü ilkokulu öğretmeniydim. İlk üç gün ders anlatmış sonraki iki buçuk güne sesim yetmemişti. (Yıl 1975. O tarihte cumartesileri yarım gün mesai vardı) Sesin önemini, bir hafta için değil, bir ömür gerekli olduğunu  o gün fark etmiştim..

Öğretmen okulunda anlatılmıştı hâlbuki. Uygulama da yaptırılmıştı. Tahtanın başına geçince unutuluyor işte. Alışkanlıkları değiştirmek zor. Peygamberimiz bu yüzden buyuruyor “Kötü huyu adet edinmeyin. Yerleşir kökleşir” diye.  Ne zaman sesimi zorlasam mesleğin o ilk günlerini hatırlarım.

Neden sesini yükseltir insan?

Daha iyi anlaşılmak, daha çok etki bırakmak için. Haklı çıkmak hâkimiyet sağlamak için.

Ama hançeresini yırtarak konuşanın bir kazanım elde ettiğinin örneği yok. Cevap sözle olmuyor hep. Susmak cevap oluyor yerine göre.  Yerinde, zamanında, dozunda kullanmak bütün mesele o hazineyi. Önemli olan o.  Beden dili var bir de  tabi. Onu da  katarak nasıl dediğin ne dediğinden daha önemli oluyor yeri geliyor.

“Ses”li düşünmeye devam edelim.

Düğün mevsimi geride kaldı şükür.  Tatile gidemeyip yazı evinde geçirenlere geçmiş olsun. Her hafta her sokakta ayrı düğün. Mahallenin düğünü bitmiyor. Biri bitip diğeri başlıyor. Ne türkü bizim türküye benziyor ne halay bizim halaya. Köy düğünü değil. Şehir düğünü desen değil.

Okul zillerimiz var ki bir de mahalleye şenlik. Zilin kimler için çaldığı belli. Okuldakiler için. Mahalleyi ayağa kaldırmanın âlemi ne?  Uyuyanı var. Hastası var, yaşlısı var. Kafasını dinleyeni var.  Okullarımız eskiden daha başka etkinliklerle seslerini duyururlardı. Onlar kalmadı demek ki bu şekilde seslerini duyurur oldular.

***

“Adına denilince bir yerin Türk ülkesi.

Gözüm al bayrak arar, kulağım ezan sesi”

Minarelerimizin ezan sesleri de öyle. Şükür rekor sayıda camimiz var bugün. İki cami arasındaki mesafe elli yüz metre.  Beş vaktin özelliğine uygun,  ruhu okşayan makamıyla vaktin girdiğini duyurmak mümkünken “ila-ı kelimatullahı” hoparlörle uzaklara taşıtmayı tercih ediyoruz. Öylesi kolayımıza geliyor belli ki.

Ecdadın elinde megafonu yoktu.  İslam coğrafyasının sınırlarını o şekilde genişlettiler. Sesle olsa açardık sonunu kadar. Beş vakit inletirdik şehrin semalarını olur biterdi.

“Neyleyim köşkü neyleyim sarayı. İçinde salıp gezenim nerde” Nerede cemaat?

O şuurdaki cemaat? Bütün mesele o.

Teknolojiye sırt çevirelim demiyoruz elbet. Özal’ın başarısında Zenger’in ses düzeni var denirdi söz gelimi. Ses olacak tabii ki. Düğün olsun, konferans olsun, miting olsun, okul zili olsun. Her şey dozunda, ayarında olsun ama.

***

İnsan sesi ile söze başlamıştık oraya dönersek yeniden hepsinden önemlisi de o. Sesin hakkını vermek onu iktisatlı kullanmak şart. Buna ders başı yapan öğretmenlerimizin ihtiyacı var en başta.

Âlemde insan sesi kadar ses mevcut.

Bin kişi bir şarkıyı okur biriyle anılır. Güfte ne denli güçlü olsa da illa ses. Kaç şarkı, türkü var böyle seslendireni ile anılan.  “Çile bülbülüm”, “Gamzedeler”,  “Makber” “Huma Kuşu”, v.b.

Televizyonlarda tartışmalara tanık oluruz. Sesini öfkesini kontrol edemez, Üstünlüğü karşı tarafa, hak etmeyene kaptırır. Ne değerli fikirler, görüşler heba olur böyle.  Konservatuarların derse ses terbiyesi ile başlamaları boşa değil. O disiplin önemli.

Allah resulü buyurdu;“Her şeyin hayırlısı orta olanıdır”  İtidal, illa itidal.

Dinimizce israf haram.

Sesi kullanırken de öyle.

Sesini duyurmak herkes için hak. Okulda, camide, çarşı pazarda, meydanda, salonda televizyonda, gerek duyulan her yerde.  Ancak;

Ölçüde şaşmadan,

Haddi de aşmadan…

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*