Siyaset üzerine sohbet – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______17 Kasım 2018_______

Siyaset üzerine sohbet

Sadi Somuncuoğlu
Paylaş:

Siyaset üzerine sohbet

Başarı için strateji çok önemli. Her işte bu böyle. Stratejinin tespiti, bilgi ve tecrübeyi gerektirir. Aksi halde başarı sağlanamaz. Strateji, devlet yönetiminde, yani yüksek siyasette hayati derecede önemlidir. Yüksek siyaset ise ilgili kanaat önderleri ve kurumlar ile özellikle mecliste temsil edilen veya tesirleri itibarıyla dikkat çeken partileri kapsar. Genel tespitlerimize göre diyebiliriz ki, siyaset sektörümüz sınıfı geçecek durumda değil.

Strateji nasıl belirlenir? Çok partili demokratik rejimlerde bu bellidir. Hür seçimler iktidar ve muhalefeti belirler. Görevleri de buna göre farklıdır. Seçimler, iktidar ve muhalefete şu emirleri vermektedir:

*İktidar: Mecliste sayıca çoğunlukta olan iktidarın görevi, ülkeyi yönetmek, her alanda kalkındırmak, meseleleri çözmek için uğraşmaktır. Bu görev; anayasa çerçevesinde, tarihin ve coğrafyanın (jeopolitik ve jeostratejinin) gerçeklerine dayalı, hükümet programlarıyla yapılacaktır. Milletin birliği, vatanın bütünlüğü ve devletin egemenliği her hesabın üstünde tutularak; halkla ilişkilere, muhalefetle yapıcı, seviyeli tartışmaya ve özellikle dış politikada milli mutabakata önem verilerek sürdürülecektir. Strateji bu esaslara göre düzenlenmek durumundadır.

*Muhalefet: Mecliste sayıca azlıkta olan muhalefetin görevi, iktidarı denetlemek, ülke meselelerinin çözümü konusunda eleştirmek, yol göstermek ve halkı bilgilendirmektir. Muhalefetin bu görevini etkili, caydırıcı ve yönlendirici bir şekilde yapabilmesi için birlikte hareket etmek mecburiyeti vardır. İktidar, devlet gücünü elinde bulundurduğundan, muhalefet partilerinin tek tek hareketleri halinde etkileri azalır, hatta kalmayabilir. Görevini yapamaz, göstermelik bir muhalefet haline gelebilir. Hele, kendisinin muhalefette olduğuna bakmadan, iktidarın yanında yer alarak, muhalefete muhalefet ederse, bilerek veya bilmeyerek iktidara hizmet eder, meşru görevini yapamaz hale gelir. Demokratik rejime, tarihe, milletine ve seçmenlerine karşı sorumlu duruma düşer.

Demokratik rejim ülke yönetimini iktidar ve muhalefet, diğer ifadesiyle yöneten ve denetleyen diye ikiye ayırdığına göre, muhalefet partileri birlikte hareketi nasıl gerçekleştirebilirler? Bunun en basit örneğini askerlerde görmekteyiz. Durum muhakemesini nasıl yapıyorlar, bakalım: Bütün dünya ordularında; strateji milli kuvvetler, dost kuvvetler ve düşman kuvvetler esası çerçevesinde belirleniyor. Bu üçlü güç merkezindeki “dost kuvvetler” ifadesine açıklık getirmek isteriz. Buradaki “Dost”, kelime anlamı veya konum/pozisyon anlamı da taşıyabilir, nedense bu düşünülmemektedir. Hani bir deyim vardır, “düşmanımın düşmanı, dostumdur” diye. İşte buradaki “dost kuvvetler”den kasıt, kelime anlamında gerçek dost olabileceği gibi, konumu anlamında çok farklı sembolik manada “dost” da olabilir; fark etmez.

Akla şöyle bir soru gelebilir. Bölücü terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısı partiler “dost” güç sayılabilir mi? Asla. Emperyal sömürücülerin emrinde eylem yapan, ülkenin varlığına, bütünlüğüne ve vatandaşlarımızın canına kastedenler, zaten gerçek manada düşmandır, adının parti olması bu gerçeği değiştirmez. Nitekim AİHM kararlarına ve uluslararası hukuka göre, demokrasilerde terörü açıktan kınamayan siyasi parti olamaz. Ama bizde, terör örgütü tarafından yönetilen, terörü destekleyen parti,  TBMM’de PKK’yı temsile devam ediyor. Buna da “demokrasinin” gereği denilebilmektedir. Hangi demokrasinin, bilen beri gelsin.

Konuya devam edersek; Andımız tartışmaları bu stratejinin tam örneği oldu. Muhalefet hep birlikte ısrarlı bir şekilde yüklenince, medya destek verdi, kamuoyu oluştu. Erdoğan, öncesinde “ben de Türk’üm” dedi, arkasından andımızdaki “Türk’üm” sözünün “ırkçılık” olduğunu iddia etti. Sonra İstiklâl Marşımızdaki “Bizim bir andımız var, o da İstiklâl Marşımız” derken İstiklâl Marşımızdaki “Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celal?  Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.” mısralarında iki defa geçen “ırk” kavramına sahip çıkmış oldu. Erdoğan susmak zorunda kaldı, kendini yalnız ve kuşatılmış hissetti. İktidar ile muhalefet arasındaki bu tartışma AKP’ye zarar verdi. Gerçi iktidar andımız savaşında ısrarını sürdürdü. MEB, Danıştay’ın andımızla ilgili kararına itiraz eden müracaatındaki saldırgan ibareleri geri almak zorunda kaldı.

Bu stratejinin bir örneğini de 1974 ve 1977’den sonra da yaşadık. CHP iki seçimde de birinci parti oldu. Ama Ecevit, 1974’de altı, 1977’de beş parti meclise girdiği halde hükümeti kuramadı. Çünkü, CHP’nin aşırı ve sertlik yanlısı siyasetine karşı diğer partiler ortak bir strateji uygulamıştı. Türkiye 1974’de 4’lü, 1977’de 3’lü koalisyon hükümetleriyle yönetildi.

Demek ki, demokratik rejim bize stratejiyi de gösteriyor. Bunun farkında olamayanlar, muhalif oldukları iktidarın siyasetine hizmetten kurtulamazlar.

*

Kıbrıs Türkleri, BM’nin “Milletlerin kendi kaderini tayin hakkı”na dayanarak 15.11.1983’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini kurdu. Bağımsız KKTC, 35 yaşına girmesini törenlerle kutladı. 307 yıl Osmanlı Devleti’ne ait olan Ada’da, Rumlar ilk defa 1960’da Kıbrıs Cumhuriyetinin ortağı olabildi. Ama zafiyetimizden yararlanan Rumlarla müzakerelerde Garantörlük ve Güvenlik haklarımızın kaldırılmasına gelindi. Durum ciddi.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları