SİYASETİN BÖYLESİ!

Bizim dış siyasetimizi anlayan beri gelsin. Önce ne yapacağımızı dünyaya ilan etmeye başlıyoruz. Arkasından, herhalde takviye olsun diye, geldik geliyoruz beyanlarıyla yükleniyoruz; ama ortada ne gelen var, ne de giden. Sadece önümüze, aşılması zor engeller yığılıyor; bir de, ortam alabildiğine, bazen de kontrol edilemeyecek kadar gerilmiş, oluyor. Peki, neden böyle yapıyoruz? Muhatabımızı korkutup netice almak veya iç siyasette kâr getirir düşüncesi olabilir diyoruz. Bu siyasetin en açık ifadesini, Dönemin Başbakanı Suriye meselesiyle ilgili yaptığı şu konuşmada yaşadık. Olayları sırasıyla inceleyelim:

5 Eylül 2012: … inşallah biz en kısa zamanda Şam’a gidecek, oradaki kardeşlerimizle muhabbetle kucaklaşacağız. o gün de yakın. İnşallah Selahaddin Eyyubi’nin kabri başında Fatiha okuyacak, Emevi camiinde namazımızı da kılacağız. Bilali Habeşi’nin, İbn-i Arabi’nin türbesinde, Süleymaniye Külliyesi’nde, Hicaz demiryolu istasyonunda kardeşliğimiz için özgürce dua edeceğiz.”

Aynı günlerde ABD sözcüsünün uyarısı; “militarist ifadelerden ve tavırlardan kaçınmak lazımdır.”

22 Şubat 2015:  “TSK tarafından yapılan açıklamada, “Uluslararası Antlaşmalar ile Türk toprağı olan Süleyman Şah Saygı Karakolu’ndaki manevi değeri yüksek ecdat yadigârı emanetler, Suriye’de ortaya çıkan güvenlik sorunları ve askerî zaruretler nedeniyle, haklarımız saklı kalmak üzere geçici olarak yine Suriye topraklarında bulunan Suriye Eşmesi Köyüne taşınmak üzere getirilmiştir.”

Sınırımızın Suriye tarafındaki Eşme Köyü, PKK/PYD/YPG kontrolünde olduğu için Süleyman Şah Türbesi, bu terör örgütleriyle anlaşarak buraya yerleştirilmiştir Bu haysiyet kırıcı olayı Başbakan Davutoğlu şu cümlelerle değerlendirdi: “Türkiye’nin caydırıcı gücünden herkes emin oldu.”

24 Ağustos 2016: “Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)… Cerablus bölgesinin terör örgütü DAEŞ unsurlarından temizlenmesi amacıyla harekat başlatıldı.”  Cumhurbaşkanı,Suriye’nin kuzeyinde, ülkemizi tehdit eden DAİŞ, PYD gibi terör örgütlerine yönelik bir operasyonu ordumuz başlatmıştır.”… “Şu anda El-Bab’a dayandık… Yetmez… Membiç’e doğru gideceğiz. Membic’de PYD var. Gidecek dediler, Gitsinler dedik. Biz tamamen orayı PYD ve YPG’nin boşaltmasını istiyoruz.

Tarihlere, beyanlara, olayların gelişimine ve alınan sonuçlara bakacak olursak, durumumuzun pek iç açıcı olduğunu söyleyemeyiz. Bilmeliyiz ki, siyaset gerçeklere ve doğrudan ülkenin hak ve menfaati temelinde planlanmaz da; ideolojik, mezhebi, etnik heves ve hayallere göre hesaplanırsa sonu hüsran olacaktır.

Şu anda Suriye’nin manzarası şöyle görünüyor: ABD ile omuz omuza hareket eden PKK/PYD/YPG, Membiç’i ağır silah ve teröristlerle güçlendirmiştir. Buradan Rakka’ya  yönelerek, doğudan IŞİD (DAEŞ) ile çatışmaya girdi.  Güneyden Rus desteğindeki Suriye ordusu Rakka’nın  petrol ve gaz rezervlerinin bulunduğu Deyri Zor bölgesini ele geçirdi. İki bin IŞİD militanının bulunduğu Rakka, bütün kaçış yolları tutulmuş vaziyette; kuşatma altında. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’a, iddiaya göre Rakka’da muhalif grupların ayrı bir yönetim kurmasını teklif etmiş. Bu durumda Türkiye, Rakka’nın Suriye’ye verilmesini istemiyor, diyebiliriz.

Şimdi sıra; El Kaide/Nusra terör örgütünün ağırlık taşıdığı, bütün muhaliflerin toplandığı, nüfusu 3 milyona yaklaşan İdlib’de. Kısaca söyleyelim; Rusya ve İran, ülkenin bütünlüğü  ve istikrar açısından şehrin Suriye’ye; ABD ile PKK/PYD/YPG,  Kürtlerle bir kısım Araplara dayalı kurulacak kantona; Türkiye, İskenderun üzerinden Akdeniz’e uzanacak PKK/PYD terör koridoruyla kuşatılma tehlikesine karşı, yerli ahalinin kuracağı yönetime verilmesini istiyor.

Eğer İdlib’in kazanacağı statü, terör koridorunu engellemeye yetmezse, bölgenin istikrara ve güvenliğe kavuşması mümkün olmayacaktır. Tabii bundan en büyük zararı Suriye’den sonra komşu ve bölge ülkeleri görecektir. Başta ABD olmak üzere batının, Ortadoğu siyasetinin ne olduğu  malumdur. İç dinamikleri çatıştırarak ülkelerde iç savaş çıkarmak; İsrail’in, enerji kaynakları ve yollarının güvenliliğini sağlamak, bölgede ADB nüfuzunu hakim kılmaktır.

Yedi yıldır iç savaş yaşayan Suriye’nin, belli bir tarihten itibaren inisiyatifi ele geçirdiği ve  kaybettiği toprakları yeniden kazanmaya başladığı bir gerçektir. Bu sürece bakarak, uzun da sürse sonunda, İdlib’in ülke bütünlüğüne katılacağını söyleyebiliriz.

Barzani saldırganı ve sahipsiz Türkmenler

Barzani, 25 Eylül’de “bağımsızlık referandumu” yapmakta ısrar ediyor. Referanduma, İsrail’in dışında bütün ülkeler, karşı çıktı. Irak Başbakanı İbadi; “Yerel Yönetimin böyle bir yetkisi yoktur. Anayasaya aykırıdır, kabul edilemez” dedi.

Diyarbakır Milletvekili  Galip Ensarioğlu, “Kürdistan’da yaşayan halk buna karar verir. Herkese de düşen buna saygı göstermektir.” Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, İlnur Çevik; “Eğer bir Kürt devleti kurulursa Türkiye boykot uygulamaz.” Başbakan Neçirvan Barzani,  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kerkük’ün sadece Kürt şehri olmadığı” yönündeki görüşüne katıldığını söyledi.

Siyasetin böylesi, ne getir, ne götürür belli olmuyor mu?                                                                           

Türk Milletinin kurban bayramını kutları, sağlık ve mutluluklar dilerim.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*