STRATEJİK DERİNLİK, GERİ ÇEKİLEREK ÇUKURDA BOĞULMAKTIR.

23  Şubat 2015

 

Suriye’de Fırat kıyısında, Caber Kalesi’nin eteğinde yer alan dedemiz Süleyman Şah’ın türbesi olan Türk Mezarı ve Türk jandarma karakolunun bulunduğu Türk toprağı, tek kurşun atmadan eşkıya korkusuyla terk edildi. Orası, bir Türk toprağıydı. Yeni Osmanlıyı diriltme iddiasında olanlar, stratejik derinlik gereği eski Osmanlıyı yok ettiler.

Türkiye’nin sınırları dışında kalan, üzerinde Türk bayrağı dalgalanan tek Türk toprağı olan Türk Mezarı, tarihimize, kimliğimize, Türklüğümüze, şahsiyetimize, namusumuza saygı yeriydi.  

Bugün Süleyman Şah Türbesini terk eden, yarın Güneydoğu Anadolu’yu, Doğu Anadolu’yu, Ege Bölgesini, Karadeniz’i terk eder. Böylece şehit kanlarıyla alınan vatan toprakları, gâvurun 10 Ağustos 1920’de dayattığı Sevr paçavrasının adım adım uygulanması sonucu demokrasi ile verilir. Son aşama, Türk’ün küçücük orta Anadolu’ya sıkıştırılması ve sonra da küçücük Orta Anadolu mağarasında boğulmasıdır. Uygulanan proje budur.

Stratejik Derinlik, gâvur aklıyla Suriye Devletine ve başkanına savaş açıp üç vakte kadar Şam’a girerek Emevi Caminde namaz kılmak afra tafrası, sonra da beceremeyip elini yüzüne bulaştırarak, 200 bin insanın ölmesine, milyonlarca Suriyeli vatandaşın yerinden yurdundan, köyünden kentinden oraya buraya göç ettirilmesine, perişan ve sefil olmasına, aç bîilaç dilenci durumuna düşürülmesine sebep olmaktır.

Stratejik Derinlik, gâvurun Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında Suriye’de ve Irak’ta Türkmeneli Türklüğünün yok edilmesine, Musul, Kerkük, Telafer, Halep ve diğer Türk yerleşim yerlerinde ya topluca katledilmesine ya da topraklarından, evlerinden oraya buraya sürülmesine göz yummak, onların kendi topraklarında güvenliğini sağlamamak, Türkiye’ye sığınan Türkmenlere de bakmamak, hatta bin türlü zorluk çıkarmak, bu durumu sessizce kabullenerek Irak ve Suriye’nin Türksüzleştirilmesi politikasıdır.

Stratejik Derinlik, Ege’de 16 Türk adasını sessiz sedasız en güçsüz dönemindeki Yunanistan’a bırakmak, bu işin peşine düşmemek ve dışarıdan içe doğru sürekli gerilemek, ricat politikasıdır.

Stratejik Derinlik, tapu senetlerimiz olan mezar taşlarımıza sahip çıkmamak, tarihsizlik, köksüzlük, milliyetsizlik, şuursuzluk, teslimiyetçilik, Türksüzlük politikasıdır.

Stratejik Derinlik ve Yeni Osmanlıcılık, gerek PKK eşkıyasına, gerek IŞİD eşkıyasına sürekli taviz vererek, onlardan korkarak, ver kurtul, ver kaç taktiği uygulayarak atalarımızın kanlarıyla bize emanet ettiği kutsal vatan topraklarını elden çıkara çıkara iyice küçültülmüş ve sonra da tamamen yok edilmiş bir Türkiye politikasıdır.

Stratejik Derinlik ve Yeni Osmanlıcılık, gâvurun savaşla başaramadığı Sevr anlaşması paçavrasını, İslamcı görünümlü kozmopolitlerin, teslimiyetçilerin Türk milletini aldatarak, kandırarak, efsunlayarak, uyutarak, uyuşturarak demokrasi ile adım adım hayata geçirmesidir.

Stratejik Derinlik, Türk topraklarından vazgeçmeyi, geri çekilmeyi, eşkıya karşısında boyun eğmeyi zafer kazanmışçasına çok büyük bir başarı olarak sunarak Türk milletinin aklıyla alay etmektir. Yarın bir gün Cizre’den, Diyarbakır’dan, oradan buradan da ordumuzu, polisimizi burnu kanamadan iç Anadolu’ya salimen nakledersek, oraları sessizce PKK’ya bırakırsak, bu galiba en büyük zafer, en büyük başarı olarak sunulacak.

Stratejik Derinlik, atasının mezarını gizlice kaçırarak modern nebbaş olmaktır.

Stratejik Derinlik, Türk milletini indirilen değil, cemaat, tarikat, İŞİD dini gibi uydurulan dinlerle, küçük menfaatlerle uyutarak, teslim alarak mankurtlaştırma, kimliksizleştirme, kişiliksizleştirme, milliyet, vatan, bayrak, devlet, tarih, kutsal değerler hassasiyetlerini yok ederek Türkiye’yi bölüp parçalamak, orasını PKK’ya, burasını İŞİD’e, şurasını Yunana, öbür tarafını Ermenistan’a üleştirerek millî Türk Devletini ve Türk milletini tasfiye etmektir.

Stratejik Derinlik, Türklere Yahya Kemal’in mısralarıyla: “Gözlerinin ardında eski vatan / Bizim diyar olarak kaldı, kıyamete dek…” dedirtme sadizmidir.

Stratejik Derinlik, Türklere Arif Nihat Asya’nın mısralarıyla: “Yollara Kürşadlar uzanmış ölü / Ağlasın Akülke, ağlasın Sütgölü / Yiğitlerim uyur gurbet ellerde / Kimi Semerkant’ta bekler beni / Kimi Caber’de / Caber yok, Tiyanşan yok, Aral yok / Ben nasıl varım? / Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin / Benden doğar, bana dökülmez?” diye ağıt yaktırma zevklenmesidir. 

Türk’ün önünde iki seçenek var: Ya stratejik çukurda boğulacak, ya da “ya devlet başa, ya kuzgun leşe” iradesiyle kurtulup yükselecektir.

 

 

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*