Süleymaniye’deki Çuvala Son Düğümü Kim Attı – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______16 Ağustos 2011_______

Süleymaniye’deki Çuvala Son Düğümü Kim Attı

Milli Düşünce Merkezi
Paylaş:

13 Ağustos 2011 Cumartesi

1 Mart tezkeresi… Süleymaniye çuvalı… Oysa asker o tezkerenin çıkmasını istiyordu. Erdoğan da… ABD’ye “çıkacak” sözü verirken, AKP milletvekillerine “Benim oyum olumsuz” diyen ise dönemin Başbakanı Abdullah Gül’dü. Tezkerenin çıkmaması için açıktan ve canla başla çalışan tek kişi Bülent Arınç’tı.
 
Ama nasıl “psikolojik bir harp” tekniği uygulandıysa tezkerenin faturası tamamen TSK’ya çıkarıldı; ABD affetmedi, unutmadı. İşe TSK personelinin başına çuval geçirerek başladı!..
 
*             *             *
AKP iktidarından beri ABD ve AB’den gelen resmi-özel tüm raporlarda Türkiye’nin önünde üç engelden söz ediliyordu.
 
Atatürk’ün partisi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu olan CHP’nin ulusalcı lideri Baykal; milliyetçi/kafatasçı MHP ve “Kemalist” TSK…
 
Çuvaldan beri adım adım aşındırıldı, itibarsızlaştırıldı TSK. Ses kaseti, “belgesi” çıkmadık gün bırakılmadı neredeyse. Baykal tek kasetle gönderildi. MHP’nin kaset operasyonu ise şimdilik yarım kaldı.
 
Üç hedef, tek yöntem; T.C.’nin kasetlerle tasfiyesi!..
 
*             *             *
29 Temmuz Cuma günü, Cuma namazı çıkışında konuşan Gül’ü dinerken, işlerin ters gittiğini hemen anladım. Ne zaman ki, konuşurken bakışlarını kaçırıyor, “şüphesiz, kuşkusuz” ifadelerini çok sık kullanıyor; bir aksilik var demektir. Hele de, “Önüme geleni gözü kapalı imzalayacak değilim.” demez mi?
 

İktidardan gelen hiçbir şeyi geri göndermemesini, koca koca kanunları bir günde imzalamasını, bugün hakkında soruşturma istenen ÖSYM Başkanı Ali Demir için ilk anda “tatmin” olmasını falan hep geçtim, sadece Anayasa Mahkemesi Raportörü Alparslan Altan’ı nasıl hülle ile üye yaptığını düşündüm, bu olayı bendeniz ortaya çıkarmıştı, meseleyi anladım.
 
Akşama da “istifa” bombası patladı zaten. Benim için hiç ama hiç sürpriz olmadı. Geçen yılki YAŞ’ta herkes Başbuğ, Hasan Iğsız vs. ile meşgulken, yine bendeniz Necdet Özel-Aslan Güner dengesine dikkat çekmiştim…Bilmeden oldukça “özel” alanlara girmişim anlaşılan!..
 
Silivri’ye tıkıldıktan sonra da bu cenahtaki çekişmeleri aynı dikkatle takip etmeye çalıştım. “Seçimden sonra Ege Ordusu’nun lağvı gündeme gelirse şaşırmayalım” dedim… Bir ay önce Uluslararası Kriz Grubu, Ege Ordusu’nun lağvını istedi!.. Ve Ege Ordu Komutanı için tutuklama kararı çıktı!..
 
Harp Akademileri Komutanı Balanlı tutuklandığında: “Geçen yıl yarım kalan operasyon bu YAŞ’ta tamamlanabilir, bu defa havadan giriş yapılıyor.” diye yazdım…
 
“Yaş’tan sonra Güneydoğu’ya yıldız yağdırılacak” haberleri üzerine, “Necdet Özel’in kadrosunu kurmasının önünün açıldığı” yorumunu yaptım. Buyurun;
 
“Yeni Türkiye’ye “Yeni TSK”!.. “Yeni TSK” ile ilgili bir-iki noktaya dikkat çekeyim:

– Genelkurmay’ın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması çalışmaları kuvvetle muhtemel hızlanacaktır. İşte burada yeni Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’a ve yardımcısına dikkat derim. Medya yeni bakanın grafiği hızla yükselen bir bürokrat olduğunu yazdı sadece. Acaba başka bir özelliği var mı; kime veya kimlere yakındır? Işık Koşaner’in daha 2 yılı varken gitmesinde bunun da herhangi bir etkisi olmuş mudur? Sadece soruyorum!..

– Bu satırlar sizlere ulaştığında muhtemelen Orgeneral Saldıray Berk de gitmiş olacak… Harp Akademileri Komutanı Balanlı, ardından Harp Okulları’nın müfredatını belirleyen EDOK’un başındaki Berk’in gidişi bundan sonra askeri okullarda nasıl bir eğitim verileceğine dair merak uyandırmaz mı? Sözcülüğünü Eser Karakaş’ın yaptığı lobi, uzun süredir: “Harp Okulları’nda Atatürkçü, milli çizgide eğitim yapılmasın” diyordu. İmzasız ihbar mektubuyla istifa ettirilen Harp Okulu Komutanı Reha Taşkesen’in bir suçu da neydi; kendilerinden olmayan birilerine konferans verdirmesi… Artık konferansları Karakaş’lar, Altan’lar, Çandar’lar verir herhalde!..
*             *             *
Yandaş medyanın “Yeni TSK” konusundaki tavrı ilginç… Tüm ‘başarıyı’ Başbakan Erdoğan’a mal ediyor, Gül’ü ise büyük bir özenle ‘gizliyor’ gibiler.

“Yeni TSK”dan memnun olmayanların tüm husumetini Başbakan Erdoğan’a yönlendirmek için mi?”
 
Bence bazı şeyler onu da aştı, hatta onun için de ‘sürpriz’ oldu. Aynı gece Çankaya Köşkü’nden medyaya servis edilen fotoğraflardan biri ne kadar da dikkat çekiciydi; Gül, işaret parmağını havaya kaldırmış, yeni Genelkurmay Başkanı Özel’e: “Hıı!” der gibiydi!..

Başbakan Erdoğan’a dönersek; Koşaner’i hep övdü, hatta 2 ay önce “gururla “şunları ifade etti:

“Artık Silahlı Kuvvetler’in üst yönetimi de hukuka saygılı olduğunu her halükârda bizlere ifade ettiği gibi, dikkat ederseniz artık şu anki Genelkurmay Başkanımız döneminde böyle konuşan bir asker yok. Daha çok sitelerinden cevaplarını kısa özet veren bir yapı söz konusu. Bence bunun desteklenmesi lazım. Bazı yayın organları sağ olsunlar hâlâ tahrik ediyorlar. Bunlar hoş değil.”
 
O “bazı yayın organları” Koşaner’in veda mesajına bile tahammül edemedi ve “Yargıya müdahale ediyor.” Yaygarası kopardılar. Kopardılar da bakın Erdoğan o açıklamasının devamında neler söylemişti:

“Şu anda içerde çok sayıda asker var.  Bunların hepsi üst düzey. Bunların içinde kim kimdir, nedir diye bakamayız ki. Herhangi bir suç sabit olmadıktan sonra şu şudur diyemeyiz. Buna elbette biz karar veremeyiz; berat-i zimmet esastır. Ben bu nedenle sürecin uzamasını doğru bulmuyorum.”
 
Erdoğan’ın bu sözlerinin Koşaner’in aylardır kapalı kapılar ardında son olarak da veda mesajında dile getirdiklerinden bir farkı var mı? Öyleyse Erdoğan da “yargıya müdahale etmiş” olmuyor mu?

Daha da önemlisi, Erdoğan da aynı görüşte olduğuna göre tutuklu muvazzafların “hak gaspını” niye önlemedi?.. Önleyemedi mi yoksa?..
 
“Tutuklu askerlerin dosyası YAŞ’a gelmesin” diye direten kimdi; Gül!..
 
Eğer “Yeni TSK” operasyonunda da iyi polis-kötü polis oyunu oynanmadıysa, herkesin Erdoğan’la ilgili “tek adam” hükmünü gözden geçirmesi gerekecek demektir!..
*             *             *
TSK’nın başına 4 Temmuz 2003’te geçirilen çuvalın ağzı 1 Ağustos 2011 itibariyle bağlanmış oldu mu? Bağlandıysa, son düğümü kim attı?

Bakalım 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlaması, “Atatürk Cumhuriyeti’nin” ruhuyla mı kutlanacak?..
 
Bir bakmışız; “sivilleşmiş” Cumhuriyet resepsiyonundan sonra Hasdal’dan Silivri’ye gönderilecekler gönderilmiş, diğerleri tutuksuz yargılanmak üzere serbest kalmış… Bu da kamuoyu ve TSK nezdinde, yeni Genelkurmay Başkanı’nın “başarısı” oluvermiş!..
 
Ve bakmışız; bir “helalleşme” de TSK’dan gelmiş!..
 
*             *             * 

Nefes nefese “operasyondan” bir hafta önce Çankaya Köşkü’nden ilginç bir bilgilendirme yapıldı… 22-24 Kasım günlerine ait bir program 4 ay öncesinden duyuruluyordu. Neydi o: “Cumhurbaşkanı Gül ve eşi söz konusu tarihlerde İngiltere’ye devlet ziyaretinde bulunacak ve Buckingham Sarayı’nda misafir edileceklermiş…”
 

Acaba Gül çifti, “aileden biri” saydıkları Kraliçe Elizabeth’e ne hediye götürecek?… Öylesine merak ettim işte!
 
*             *             *

Bu süreçte beni çok güldüren bir şeyi de sizlerle paylaşmadan duramayacağım. CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin kriz günü: “Cumhurbaşkanı olaya el koysun.” dedi. İşte buna çok ama çok güldüm. Etkili, yetkili siyasetçilerimizin meselelere ne kadar vakıf(!) olduğunu görünce seviniyor ve Silivri’de huzur içinde yatıyoruz efendim!..
 
Silivri’den kucak dolusu sevgiler…

Müyesser Yıldız
31 Temmuz 2011, http://www.facebook.com/MuyesserYildiz  

 

 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları