SURİYE (SÜRÜYE) SAYDILAR BİZİ… – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______26 Nisan 2016_______

SURİYE (SÜRÜYE) SAYDILAR BİZİ…

Osman Erenalp
Paylaş:

26 Nisan 2016

Başlangıcından bu yana Kilis ilimize düşen füze, top, roket vs saldırısı 160. göktaşı sanki. Kimin attığı, nereden geldiği belirsizmiş gibi. Ölü sayısı 16. Yaralı sayısını ise o yarayı alan biliyor. O yarayı duyan biliyor. O yara olan biliyor.

İnfiali bastırmak için “gereken cevap verildi” gibi gereksiz cevaplar veriliyor. Buna karşı elimiz kolumuz bağlı. “İnek almıyor buzağı emmiyor” (Bizim yörenin tabiridir). Uçak kaldıramıyoruz. Çünkü Rus uçakları paralel uçuşlar yapıyorlar sınırda. İntikam peşindeler. Biz ise içerideki paralelin peşindeyiz. Dikkatler orada olsun hep istiyoruz.

Sınırlarımızın ötesinde bir güvenlik koridoru oluşturalım diyoruz. Müttefiklerimiz Amerika AB razı olmuyor ona da. Sevsinler tam bağımsızlığımızı.

“Ağır darbeler indirdik. Bittiler, sonları geldi” dediklerimiz ihanetlerine devam ediyorlar. Her gün bir veya birkaç Mehmetçiğimizin şehadet haberi geliyor.

Şehadet şerbetini içen, gazi olan birinci dereceden, ikinci dereceden herkesin bir yakını bulunuyor bugün.

Üç gün öncesi Öğretmen Okulundan bir arkadaş, bir başka arkadaşımızın subay oğlunun mayın tuzağında yaralandığını, GATA’da tedavi gördüğünü haber veriyor. Hemen arıyorum. Anne baba GATA misafirhanesinde olduklarını, hayati tehlikesinin olmadığını ancak yüz çene kısmının parçalandığını, plastik cerrahi bölümünde gerekenin yapılmakta olduğunu belirtiyor. Gösterilen ilgiden memnun olduklarını da ekliyor.

Haberleşiyoruz kırk bir yıldır irtibatı koparmadığımız yurdun dört yanına dağılmış Kırşehir Erkek ilköğretmen Okulu dönem mezunlarıyla bu vesileyle. Geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz Kırşehir Kaman ilçesinin Hacı Mirza Köyünden Çağatay ÖZTÜRK komutanımıza ve babası Akgün kardeşimize.

Günlük bu acı haberlerin yenisini alıyoruz ne yazık ki. Yeni şehit acısı bir öncekini bastırıyor. Ocaklar sönüyor. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Allah bu masum, bu mazlum milletimizin yar ve yardımcısı olsun.

Yetkililerimiz esip gürlüyor. Yüreklerimize su serpiliyor.

“Son terörist kalana, son mermi ülkeyi terk edene kadar mücadele sürecekmiş” “Ne Dolmabahçe mutabakatı be…” Yokmuş böyle bir şey. Yanlış bilgiymiş. Hayal görmüşüz. O TV görüntüleri, On madde v.s. (Kimin işidir kim bilir. İttihat terakki mi , paralel mi…)

Öğretmen sınıfa sormuş;

-Atatürk nerede öldü?

Çocuk cevap vermiş;

-Dolmabahçe biberinde.(Tevatür değil) Bahçe deyince biberi aklına getirmiş körpe beyin işte. Bugünün büyüğü, dünün küçüğü değil miyiz? Mutabakat geliyor aklımıza bizimde Dolmabahçe denililiğinde. Ne bilelim. Şu aptal kutusu TV yok mu? Her gördüğümüze inandırıyor bizi işte.

“Geçmeliymişiz bütün bunları. Cenaze merasimleri Itrinin tekbiriyle mi olsun, Chopin’in cenaze Marşı’yla mı? Ona bakmalıymışız.

 (Emin Dayı’yı Keskinin Köyünde tanımıştım. Muhtar Turgut’un babasıydı. Allah rahmet eylesin ikisine de. Askerlik anısını anlatmıştı. Süvari teğmeninin ayağı atın üzengisine takılmış. Sürüklenmiş. Ölmüş. “Davulunan kömdük…”. demişti. Askeri bandoyu kastediyordu belli ki…

Milletimizin cenazede alkışa, bandoya, marşa bakışı bellidir. Chopin’in karşısına Itri’yi koyar, bunun cevabın istersen o bellidir. Bunu tartıştırırsan bu birkaç günlüğüne milleti oyalar. Dikkatlerin şehitlere, çatışma bölgesine, roketlerin adres seçtiği Kilise çekilmesine de mani olabilir. Kısa günün kârı. Ne badireler aşılmadı ki bu metotla?

İşi bak ki “Neden bu kadar şehit veriyoruz onun” yerine, “Neden bu şekilde defnediliyoruz onu” konuşturuluyoruz. O gün gelsin güfte yazacak da beste yapacak da çıkar elbet. Mesele o değil. Azdırılan, kökü kurutulduğu halde dirilmesine göz yumulan bir terör belası var önümüzde. Canlı cenaze olarak o duruyor ortada. O nasıl defnedilecek asıl? Onun marşını konuşalım. Bestesini.  Öyle olsun ki bu son olsun. Bir daha dirilmesin. Onu söyle sen.

Dış politikada her konuda, iç politikada ise çok konuda yanıldınız. Yanlış teşhis koyduğunuz IŞİD Suriye’den Kilis’e sığınan garipleri takibe almış aylardır orayı bombalıyor… “Siz anında top atışıyla karşılık verildi” diye açıklamalar yapıyorsunuz. (köyde darı kuşları hücum ettiğinde boş barut (kurusıkı) sıkardık havaya. Dağılırlardı istila sürüsü bir müddet. Gürültünün etkisi geçince yeniden hücum ederlerdi. Çocukluğumun bu savunma metodunu hatırlattı bana her nedense)

Kilisli sayısı aza inince Suriye saydılar Kilis’imizi. Suriye saydılar bizi. “Sürüye” saydılar bizi. Göç başladı ilden. Ertuğrul Gazi türbesi değil ki gece operasyonuyla iş bitirilebilsin.

“Dert bir değil elvan elvan”.

Kilis geldi gündemin birinci sırasına oturdu şimdi de. İmdi siz bunları düşünmeyin.

Söyleyin bakalım.

“Dinli anayasa mı istersiniz?”

Dinsizini mi? (La dini mi.. )

Ona bakın siz…

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları