SİYASETTEN TAHARET – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______8 Şubat 2014_______

SİYASETTEN TAHARET

Osman Erenalp
Paylaş:

 

 

 

 

Haddi aşsa da bir söz vardır halk arasında, bilirsiniz;   “İslam’ın şartı beş. Altıncısı da haddini bilmek” diye.

Böyle bir şart yok, ama halk denen usta eklenti yapmış bu hususta. Bu aralar siyaset arenası kelimenin tam manasıyla toz duman. Haddi aşkın sözler ediliyor. “Siyaset yapan işine dini,  dine hizmet ediyorum diyen işine siyaseti bulaştırınca”  sonuç bu oluyor ister istemez.  “Savunmanın en iyisi taarruzdur” diyerek önce hamle yapılıyor. Sonra da  “abdestimizden şüphemiz yok”  denilerek yüce dinimize sığınılıyor. Orası referans gösteriliyor hemen. Üzerimize gelmeyin. “Namazlı niyazlı kullarız bizler” denmek isteniyor bununla belli ki.  “Abdest”  namazın ön şartıdır.  Allahın huzuruna durmadan evvel  “hadesten taharet” ve “necasetten taharet” icap eder. “Setr-i avret”, “istikbali kıble”, “vakit” ve “niyetle” birlikte dışındaki şartlar tamamlanmış olur.   

Bu “namaz”, “abdest” bahsi siyasetin diline o kadar dolandı ki  “siyasetten taharet” de şart oldu bize göre.  Böyle bir şart yok, biz ekledik onu da haddimiz olmayarak. Bu kadar kirlilik dikkate alındığında “namazdan şüphe edilmemesi için başka da yol gelmedi aklımıza.

Kötü bir kastımız yok.  Namazlarına halel gelmesin diye yani. O yüzden, “siyasetten taharet…”

“Taharetin” kelime manası temizliktir bilindiği gibi. Kelime içinde Tahir geçen Nefi’ye ait o meşhur dörtlüğü hatırlattı bize. Küfürle itham edilmelerin haddi aştığı bu noktada özellikle de.  

         “Bize kâfir demiş Tahir Efendi,

         Tut ki ben ana deyem müselman.

Vardıkta yarın ruz-i mahşere,

İkimiz de çıkarız anda yalan…”

(Müftü olarak da geçer. Özneyi değiştirebilirsiniz siz. “Tahir” değil de  “Mahir” mesela)

Tahir bir dizelerdeki kahramandan ibaret değil elbet. Anadolu’muzda ne Tahirler var böyle.

12 Eylül öncesiydi. Öğrenci olaylarının tırmandığı, her gün birkaç insanımızın hayatını kaybettiği kâbus yılları.  O sıra Keskin ilçemizin Kayalak Solaklısı köyünde öğretmendim. Tahir Emmi vardı köyde. Klasik Cumhuriyet Halk Partili birisi.  Herkes gibi O da kendince bir anlam yüklüyordu olup bitene. Üniversite okuyan yeğeni köye gelirdi bazen. Ayrı partileri tutarlardı. Sırf kuşak farkı yok, fikir farkı da vardı aralarında anlayacağınız. Akşamları köy odasın toplanırdık. Laf dolaşır hemen de siyasete gelirdi.(Bugün de öyle değil mi) Bir tartışma başlardı ardından. Sesler öylesine yükselir yirmi hanelik köyün diğer evlerinde duyulurdu.  Tahir Emmi bir keresinde üstünlüğü kaptırdığını düşündüğü sıra yeğenine şu soruyu sormuştu;

“Diniküm dindariküm tahtel kademeyn!”

Ne demek bilin mi bunu sen?

“Hayır, bilemem” cevabını alınca da; “Konuşmayacak susacaksın o zaman” demişti.  

“Açıkla bilelim”  demiştik de açıklamıştı; .

         Muhittin Arabî Hazretleri döneminin din istismarcılarına “sizin taptıklarınız şu benim ayaklarımın altında..” demiş ve  ölüm cezasına çarptırılmıştır. Ardından merak edilip işaret ettiği yer kazılmış.  Bir küp altın çıkmış.

(Yaşasa “ayakkabı kutularındadır” der miydi?  bilemiyoruz)

Tahir Emmi işte bu hikâyeye sığınırdı üzerine gidildiğinde. Unutamadık. Halen de tadı damağımızda o tartışmaların.   Allah rahmet eylesin kendisine.

“Paralı el”, “paralel” kavgasında ola ki işe yarar diyerek aklımıza geldi işte.

Bir de “Temiz Tahir Efendi” vardır böyle  Tahirler cümlesinden.  Mehmet Akif merhumun babası malum.  Aşırı titizliği temizliği yüzünden bu sıfatı almıştır. O babanım oğlunun insana hayranlık uyandıracak 63 yıllık ömürde sözündeki, özündeki temizliği doğruluğu anlatmamıza hiç gerek yok.  Otel odasında vefat ettiğinde Hz. Peygamberin vefat ettiği yaştaydı.  Terekesi;

 “istiklal madalyası”, “şapkası” bir de  “mavzerinden” ibaretti. 

İslam tarihinde Allah korkusu taşıyan devlet adamlarının hiçbiri kamu malı üzerinden zengin olmadılar.

 “Harun gibi gelip de Karun gibi gitmediler”

Kendilerinden kattılar, yine de helale haram katmadılar.  

“Sünnet-i seniye hayat tarzımızdır” deyip de banknot balyalayanlar bu fiili sünneti görmezler nedense?

 “Ölen insan mıdır, ondan kalacak eseri” derken bu stoklar mı kastediliyor acep.

 “O da bir eser”  diye hani.

 Nefisleri dizgine ne kadar tesir eder, bilemeyiz ama buyurun kıssadan hisse;

Halife Harunurreşid devrin önemli âlimlerinden İmam-ı Şıbli’yi davet eder. Kendisine nasihat etmesini ister.  İmam Şıbli bir bardak su ister.  Halifeye “Eğer çölde susuz kalsan, ölmek üzere olsan, biri elinde şu bir bardak su ile çıkıp gelse, dese ki; “bu bir bardak suyu sana veririm. Ama servetinin yarısını isterim. Verir misin?  

Halife “Elbette veririm.” der. Peki, bu suyu içtin, vücudundan atamıyorsun. Doktor gelse ben o suyu dışarı çıkartırım. Fakat servetinin diğer yarısın isterim derse, verir misin?” Harunurreşid; “Elbette veririm” der.  İmam Şıbli hazretleri; O halde bir bardak su bile etmeyen servetine güvenme” der)

Yine O Halifenin kardeşi Behl-ül Daneye derler ki;

Sen ki halife Harun Reşidin kardeşi olasın. Böyle bir lokma bir hırka ile yetinesin. Bu yakışır hal değil.  Varalım halifeye diyelim,   biraz hurmalık, biraz dünyalık versin sana. Sen de varlılardan ol bu fani âlemde.  Allah dostu onlara şu cevabı verir;

         Orası kolay da, hesap günü kızgın saç üzerinde mal varlığını saydırıyorlarmış adama.  Ben “bir lokmam bir hırkam var” der atlarım. Değilse nasıl dayanırım o kadar mal varlığını saymaya o şartlarda.   İstemem..!

“Paralı eller” bu kısmını da düşünsünler. Para sayma makinesi de sokulamaz içeriye “zerre-i miskalin hesabının görüldüğü o günde”

Bu da son hikâyemiz:

“Padişahın biri adamlarından birine bir miktar para verir şehir içindeki dervişlere dağıtmasını söyler. Adamcağız birçok dervişin yanına gider. Ancak alacak çıkmaz. Dönüp parayı olduğu gibi getirip padişaha iade eder. Padişah “niçin dağıtmadın” diye sorduğunda adam;

“Padişahım verecek derviş bulamadım”. “Şehirdeki dervişlerin dünya ile işi yok.  Bizden para isteyenlerin ise derviş olmadıklarını biz biliyoruz” der.

Sürç-ü lisan olduysa da affola.  

 

 

 

 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları