“Tek Adam” Yönetimi: Millî Beka! – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______15 Nisan 2017_______

“Tek Adam” Yönetimi: Millî Beka!

Sadi Somuncuoğlu
Paylaş:

Herkes tek adam olamaz. Tek başına iktidarı ele geçirip; “etnikçi”, “cemaatçi”, “liberalci”, “solcu”, “batıcı”, “2. Cumhuriyetçi”, “bölücü”, “medya”, “büyük sermaye, vb” ile Türk Milletine karşı cephe kurup yol temizliği yapmak kolay mı?

Bağımsızlığımızın teminatı Türk Ordusunun beynini dağıtıp emir komuta birliğini bozmak, göz göre göre Türk Milletini etnisitelere ayrıştırmak, devletin kurumlarını ve kadrolarını çökertip gücünü zayıflatmak kolay mı?

Zor, hatta mümkün değil. Ama dış dinamiklerle (AB ve ABD gibi) uzlaşılırsa kolay. Bu da hemen sağlandı; çünkü görüşler uyuşuyordu. Bin yıldır devam eden millî – üniter devlet yapısını etnikçi federasyona/çok ortaklı devlete dönüştürmek haçlıların da amacıydı. Böylece dönüşüm için bir tarafta AB desteğiyle yasal, idari ve siyasi düzenlemeler yapılırken, öbür tarafta örgütle yapılan gizli görüşmeler ve PKK terör örgütünün saldırılarıyla ülke kıskaca alındı.

Habur’da, yabancı hakemlerin gözetiminde beş defa Oslo’da, birçok defa terörist başı Öcalan ile İmralı cezaevinde, 28 Şubat 2015’de kameraların önünde Dolmabahçe’de yapılan mutabakatlarla “özerk yönetim”in kurulması için adımlar atıldı. Ancak her defasında sona gelindi zannedilirken bir şeyler oldu, terör örgütü aniden saldırıya geçti ortalık karıştı.

PKK, DEVRE DIŞI BIRAKILIYOR

Sonuç vermeyen denemelerde kesin olarak anlaşıldı ki, araç olarak kullanılan PKK ile dönüşüm sağlanamayacaktır. Bunun üzerine ilk defa güvenlik güçlerinin önü açıldı, araç olan terörü yok edecek gerçek mücadele başladı ve terör örgütü yurt içinde büyük çapta ezildi. Böylece 2002’de sıfırlanan, 2015’e kadar azgınlaşarak pek çok can, kan, gözyaşı ve yıkıma sebep olan bölücü terör devre dışı bırakılıyordu. Ancak Türkiye Cumhuriyetini dönüştürme işi bir şekilde devam edecekti.

Tam bu sırada aniden, “Allah’ın bize büyük bir lütfu” olarak görülen darbe girişimi gündeme düştü. “OHAL Devlete karşı ilan edildi”, KHK’lerle yeniden yol temizliği başlatıldı, topluma korku salan sindirme iklimi arttı.

Sonra kıblesini şaşıran bazı milliyetçi parti, STK ve kişilerin teklifi ve katkısıyla gündeme “Başkanlık sistemi” geldi ve bu bir “lütuf” olarak görüldü. Adına “Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi” denilen, ama kamuoyunda devletin tek adama teslimi olarak nitelenen anayasa değişikliği Meclis’te kabul edilerek referanduma sunuldu. Böylece fiili durumdan kastın “tek adam” yönetimi olduğu anlaşıldı.

GÖZ GÖRE GÖRE YIKIM

Millî Devlet; Erdoğan’ın 1991’den beri tekrarladığı, iktidara geldiğinde dilinden hiç düşürmediği, etnik eyaletlere dayalı federasyona dönüştürülmek isteniyor. Bunun için, anayasa değişikliği ile tek adama sınırsız yetki verilmektedir.

Bu gerçeği tam olarak tespit edebilmek için, Erdoğan’ın sadece şu ifadelerini değerlendirelim: 1) 1 Nisan 2017 Diyarbakır’da yaptığı, (dünyada bir benzeri olmayan, ama Bahçeli’nin de onayladığı) millet tarifi şöyle; “Tek millet diyoruz. Dikkat edin. Türk demiyoruz, Kürt demiyoruz, Çerkez, Laz, Roman, Boşnak demiyoruz. Hepsini birden içine alan bir ifade kullanıyoruz, tek millet diyoruz.” 2) 2013, CNN mülakatı; “Güçlü bir Türkiye asla eyalet sisteminden korkmamalıdır… Eyalet yapılanması süratle kalkınmayı getirir. Bu güçlenme alametidir.” 1993, 2. Cumhuriyet tartışmaları mülakatı; “Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde 27 etnik grup yaşamakta. Bu 27 etnik grubun da varlıklarının tanınması gerekmektedir. ‘Türkiye Türklerindir’ gibi tezler yanlıştır. Türkiye, Türkiye’de yaşayan herkesindir.”

Her şey çok açık değil mi? Burada sadece Türk Milletinin varlığına ve Türkiye Cumhuriyeti Devletine itiraz edilmiyor, aynı zamanda etnik grupların ortaklığına dayanan bir federasyondan bahsediliyor. Yani, Türk Milletine ait egemenliğin bölüşülmesi söz konusudur. Bu maksatla olacak ki, kararname ile anayasanın md. 123. deki “İdarenin bütünlüğü ve Kamu Tüzel Kişiliğini” kurma yetkisi tek adama verilerek eyalet düzenine geçiş imkanı tanınıyor.

Başdanışmanları da aynı şekilde konuşuyor. Üç örnek verelim: Adnan Tanrıverdi; “Kürtlerin ve diğer etnik grupların kendi dilinde eğitim yapma imkanı anayasa ile koruma altına alınmalıdır … coğrafi, ekonomik ve etnik şartlar göz önünde bulundurularak eyalet sistemi oluşturulmalıdır. Eyalet valileri seçimle iş başına gelmelidir.” Mehmet Uçum, “Halk kendi devletini kurmak için adım atıyor, 16 Nisan Kutlu Olsun.” Şükrü Karatepe; “… şehir yönetimlerine yeni hükümet sistemine uyumlu bir kimlik kazandırılması yönündeki düzenlemeler yapılmalıdır.”

Bahçeli’nin, AKP ile birlikte düzenledikleri anayasa metinindeki tek adama eyalet kurma yetkisi veren maddeye ve Erdoğan’ın defalarca tekrarladığı kendi ifadelerine değil de, Başdanışmanların sözlerine takılması anlamsızdır, aldatıcıdır. Aynen Türkmenleri yok sayan, Irak ve Suriye’de federasyonu destekleyen AKP politikasını “doğru buluyorum” demesi; adalarımıza Yunan bayrağı çekilmesine ve elimizden gitmekte olan Kıbrıs’a hiç ses çıkarılmaması gibi.

Türkiye için bir millî beka meselesi olan referandum; 5 milyon sığınmacının vatandaş yapılmasıyla da bir millî güvenlik sorunu olacaktır. Kıbrıs’ın ve Ege’de 18 adamızın kaybına, Türkmenlerin haritadan silinmesine yol açabilecektir.

Dönüşü olmayan bu yola girmeyelim, mutlaka HAYIR diyelim.

 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları