İtelenme Ve Ötelemenin Getirdiği Sonuç İle Aynı Yolun Tersten Uygulanması – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

Bahattin Karakoç vefat etti

Büyük şair, değerli insan Bahattin Karakoç vefat etti.
-
_______21 Temmuz 2012_______

İtelenme Ve Ötelemenin Getirdiği Sonuç İle Aynı Yolun Tersten Uygulanması

Fuat Yılmazer
Paylaş:

İhtiyar dünyada büyük değişme ve gelişmeler yaşanmaktadır. Dünyada ki bu dönüşüme uygun olarak Türkiye de bu değişim ve gelişimden olumlu/olumsuz nasibini almaktadır. Hızlı değişime uğrayan dünyanın bu korkunç değişim hızına göre bizdeki gelişmelerde devam etmektedir. Bu normal seyridir.

Son on yıldır Türkiye’de bu gelişme değişmenin dışında dönüşme yapılmaktadır. Devlet ve millet hayatında dün olması mümkün olmayan, düşünülürken bile olamaz diye tepki gösterilen işler bugün gayet rahat olmakta, dün dillendirilmesi, düşünülmesi bile sıkıntı getiren düşünceler bugün olağan gibi ortaya atılmaktadır.

Toplum hayatının temeli olan ailelerde, geleceğimiz evlatlarımız yetiştirilirken konuşulması, uygulanması tenkit edilen, şiddetle kınanan fikirler, düşünceler bugün tam tersi olarak çocuk eğitiminin öncülleri arasında yer almaktadır.

Bireylerin tahammül sınırı ve kabullenme katsayısı düne göre bazı konularda artmış, bazı konularda ise bayağı daralmıştır.

Elbette bunda dünyadaki ilim, fen ve teknikteki gelişmelerin payı yadsınamayacak kadar fazladır. Bunların yanında teknolojideki baş döndürücü gelişme ve buna hazırlıksız yakalanan Türk insanının manevi değerleri gerilere ötelenmesinin de payı büyüktür.

Dünyada ve Türkiye’de bilişim teknolojisi gelişimi bütün hızıyla devam etmektedir.

Teknolojide bu hız yakalanmadan önce, kendi topraklarımızdaki olayları, gelişmeleri haber almak için günlerin geçmesi gerekirken şimdi bu erişim dakikalara hatta saniyelere inmiştir.

Aynı gerçekler devletler arasındaki olaylarda da kendini göstermektedir. Düşünün; önce kıtalar arası bir mesafede olan Amerika’dan haber almak günleri ayları, saatleri bulurken şimdilerde artık dakikalarla hatta saniyelerle telaffuz edilmektedir.

Bu sebeple etkileşim çok hızlı ve yüksektir.

Dünlerde insanlar arası ilişkilerde tedbir freni olarak bilinen manevi alandaki mahalle baskısı bugün şehirlerde gücünü tamamen kaybetmiştir.

Mahalle ve mahalleli kavramı birbirini tanımayan ilişkisi olmayan ama zorunlu olarak bir arada yaşayanlar kavramına indirgenmiştir.

Türk düşünce ve siyasi hayatında da çok büyük değişimlerle beraber dönüşümde yaşanmaktadır.  Dünlerde düşünülmesi bile kabul görmeyen bir düşünce ve siyasi görüş bugün ülkeyi yönetmektedir. Söz konusu görüş ve siyasi kadro kabul edilsin edilmesin halkın yarıdan fazlasının kabulünü almış, son üç dönemdir de oylarını artırarak gücünü perçinlemiştir.

Bugünkü görüntü, siyasi ve düşünce alanındaki bazı elitlerce kabul edilmeyen bu dengesizliktir! Ama bu durum kendini beğenmiş elit’in dünlerde yaptığı hataların getirisi olarak karşımızdadır.

Muhafazakâr ve mütedeyyin düşünceyi ve görüşü savunanlara karşı olmanın, karşı çıkarken de neye neden karşı olduğunu anlatamayan, inandıramayan bir sistemi kullanmalarının neticesinde ortaya çıkan bir sonuçtur.

Düşünülerek, haklı gerekçelere bağlanarak yapılan eylem ve söylemin getirisi elbette ki iyi, aksi olanlarında getirisi tabi ki kötü olacaktır.

Türk toplumu şunu anlamakta zorluk çekmiştir. Teknolojinin gelişimi sonucu pek çok kanala sahip olan televizyonlarda yayınlanan yabancı filmlerde ki kilise sahneleri ilgiyle izlenirken bunu taklit eden çocuklara ilgi ve takdirle bakılmış ama çok enteresan kendi inanç değerlerimize, dinimize ait ibadete hırçın gözlerle bakılmıştır. Gericilik hortladı, laiklik elden gidiyor, yobaz, bağnaz suçlamasıyla kendilerini yırtarcasına bağırılmıştır.

Büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede Müslüman’ım deyip Hıristiyanlık değerlerine evet dersen sonucun bu olacağı bilinmeli en azından tahmin edilmeliydi.

Kiliseye hoşgörülü davranan bir zihniyetin cami ile problemi olmamalıdır. Olursa sonucu bu dur.

Yapılan bilinçli/bilinçsiz bu hatalardan nemalanmak isteyen birileri çıkar özde veya sözde olsun fark etmez savunarak bundan faydalanır. Ondan sonra karmaşık düşünceler içinde kalınır. Bu kim? Ben kimim? Soruları beynini işgal eder.

Bu bağlamda dün yapılan her hatanın bugüne getirisi vardır, olması da doğaldır.

Bu zihniyet Atatürk’ün ölümünden sonra gelişen, halkı ayaklar altında sürünmeye layık yaratıklar olarak gören hastalıklı aristokrat zihniyetin bir sonucudur.

Mini etekli birine çağdaş düşünceli diyerek, libidosunun etkisiyle hayranlıkla bakar, muhafazakâr giyinen birine görgüsüz, gerici yakıştırması yapar onu küçük görürse, kimin veya kimlerin küçük olduğu birikimler sonucu ortaya çıkar.

Şortla okula gelen kızımıza çağdaş damgası vurup çıplaklıkta medeniyet ararken, inandığı için başını örten kız çocuğuna sen sakıncalısın damgası vurarak onu iteler, ötelersen, bunlardan beslenen yamyamlara da fırsat verir ömrünün uzun olması içinde kalorisi bol besinler bırakmış olursun.

Savaşa giderken Allah Allah nidaları atan Türk’e, barış zamanı Allah lafzını kullanmasına gericilik hortluyor denirse.

Evladını vatan vazifesine gönderirken kına yakıp “seni vatana kurban olarak gönderiyorum”  diyen başı kapalı anayı, oğlunu ziyarete geldiğinde kışla kapısından içeri başörtüsünü kendi kabullerin doğrultusunda düzelttirip öyle içeri alırsan,

Veya Subay olan biricik yavrusunun düğününde bulunmak için gelen ebeveyni başındaki örtüden dolayı içeri almaz sıkıntı çıkartırsan bugünkü sonuçla karşılaşmamak için hiçbir geçerli sebebin olamaz.

İşte bugün yönetim makamında olanlar öyle itelenmiş veya bu itelenmeden nemalanmış insanlardan oluşmaktadır. Kısacası inançsız olmadan bilinçsizce modaya uyan cahil aristokrat yapı ülkeyi bugünkü duruma getirmiştir.

İşin tuhaf tarafı itelenme ve ötelenmeden faydalanarak yönetime gelenlerin uyguladığı yöntemde aynıdır. On yıldır iteleme ve öteleme çıraklık, kalfalık ve ustalık becerisi doğrultusunda şiddetle devam etmektedir.

Örneğin; geldikleri günden bu tarafa kurumlarda kadrolaşma yapmak için çalıştılar. Bunu yüzde yetmiş beş oranında başardılar. Yüzde yüz olmadığı için baz kurumların teşkilat kanunlarını değiştirip önceki kadroyu bir kenara bıraktılar. Kurumların teşkilat kanunlarının değiştirilmesinin içinde bu düşüncenin olmadığını söylemek yalan olur.

Kısaca dün ötelenenler bugün öteleyenler konumundadır.

Şu anki görünen manzara budur. Kabul etsek de etmesek de manzara budur. Bu manzara millet ve milliyet noktasında da tehlike sınırlarında devam etmektedir.

Öyleyse ne yapmalı? Bugünkü durumun ülke için tehlike oluşturduğuna inanılıyorsa, 21 yüzyıla uygun olarak bu tehlikeden azad edecek yeni plan ve program yapılmalıdır.

Yeni dinamikler yeni kaldıraçlar üretilmeli ve çağın ve teknolojinin kuralları içinde onlarla mücadele edilmelidir.

Yönetecekler yöneteceği kitleyi iyi ve sağlıklı tahlil etmelidir. Bünyenin dünyevi ve uhrevi havasını bilmeli, bünyenin milli ve manevi değerleri hakkında yeterli bilgi sahibi olmalı, milli ve manevi değerlerle oluşmuş bu toplumun ruh yapısından ve psikolojisinden bihaber olunmamalıdır.

Türk milletini seven ben bu milletin özüyüm diye göğsü kabararak hareket edenler mensup olduğu milletinin moral değerlerini hakkıyla bilmelidir.

Türk Milliyetçileri çok çalışmalıdır. Çok çalışmak 24 saat olan gününün 18 saatini uyanık veya ayakta geçirmek değildir. Çok çalışmak ağır yüklerde taşımak değildir. Canımızdan çok sevdiğimiz vatan ve milletimizin kuruluşundan bu tarafa girdiği zor süreçten çıkarmak için hem beyin hem de yürek olarak hazır olmalıdır.

Büyük Atatürk’ün işareti doğrultusunda ileri daima ileri ye bakarak,

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları