Trump yine kandırıyor – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______14 Kasım 2018_______

Trump yine kandırıyor

Müyesser Yıldız
Paylaş:

Trump yine kandırıyor

Yok, konu vaka-ı adiye haline gelen PKK/PYD/YPG kandırmaları değil.

Bugün itibarıyla Halkbank meselesinde de kandırdıkları ayan beyan ortaya çıktı.

Adı resmen konmasa bile Rahip Brunson ile ABD’de tutuklu Halkbank eski Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla arasında bir denklem kurulmuştu.

Ki, ABD ile Brunson krizinin en hızlı olduğu Temmuz-Ağustos aylarında Erdoğan da Brunson konusuna değindikten hemen sonra sözü Halkbank ve Hakan Atilla’ya getirip, şunları anlatıyordu: 

“Amerika’nın özellikle İzmir’deki Papaz Brunson olayıyla alakalı attığı adım bir stratejik ortağa yakışmayacak bir adımdır. Amerika bu adımla birlikte aslında Türkiye’ye karşı ciddi bir saygısızlık yapmıştır. Bir taraftan, model ortak diyeceksin, öbür taraftan stratejik ortak, müttefik diyeceksin. PKK, FETÖ ile ilişkisi olan papazını savunmanın gayreti içine gireceksin. Türkiye bir hukuk devletidir. Hukukun gereği neyse bunu yapacaktır. Ha şunu söyleyeyim; Bizimle asla bir takas anlayışı içerisinde 6 kez Amerika’ya girip çıkan Halkbankamızın genel müdür muavinini tutuklamak suretiyle kalkıp da bizimle bir takasa girme. Böyle bir anlayış, bizim anlayışımız değildir. Hukuk neyse, biz bunun yanında olduk. Ve sadece bu değil. Halkbankamıza, hiçbir alakası olmadığı halde bir bedel ödetme yoluna girmeyi de asla doğru bulmuyoruz. Suçlu bedelini öder, ama suçu yoksa ona bedel ödetme gayreti içine girmek kimsenin haddine değildir.”

Uzatmayalım, Rahip Brunson bırakıldı, aynı gün ülkesine uçtu. ABD’nin attığı tek adım, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkındaki yaptırım kararını kaldırmak oldu.

Medyamız iki ülke ilişkilerinde yeniden “bahar” havası estirmeye başladıysa da gündemde daha “FETÖ başı, PKK/PYD’ye destek, Menbiç, Fırat’ın doğusu, İran’a yaptırımlar ve elbette Halkbank davası” gibi devasa sorunlar vardı.

Rahip gittikten sonra Erdoğan’la, Trump 1 Kasım’da telefonla görüştü. İki gün sonra Erdoğan, görüşmenin içeriğiyle ilgili şu bilgiyi verdi:

“Malûm finans meselesi ile alakâlı Halkbankası’na yönelik adımlardı. Bu konuları kendisiyle görüştük. Bu konularla ilgili de ‘İlgili bakan arkadaşlarıma hemen talimatı vereceğim’ dedi. Menbiç’le ilgili yine aynı şekilde ‘İlgili bakan arkadaşlarıma talimatı vereceğim’ dedi ve Menbiç konusuyla ilgili olarak bakan arkadaşlarına verdiği talimatı gerçekten biz de gördük. Nitekim onların Savunma Bakanı, Savunma Bakanımızı hemen ertesi gün aradı. Aynı şekilde, ‘Hazine ve Maliye Bakanlarına da hemen talimatı vereceğim’ dedi ve oraya da talimatı verdi. Çünkü bizim Maliye ve Hazine Bakanımızı hemen ertesi gün aradılar ve şu an görüşmeler bu konuyla ilgili devam ediyor. Yani bu konuda bu sürecin başlamış olması tabii her türlü önemi haiz. Süreci karşılıklı takip ediyoruz. 10-11 Kasım’da Paris’te bir uluslararası toplantı var. Bu toplantıda Sayın Trump’la da bir görüşmeyi daha farklı konular olmak üzere ruberu, yüz yüze yapma imkânımız olacak.”

Paris’te ne konuşuldu?

Erdoğan, Paris’e gitti. Sanıldığı veya beklendiği gibi, Trump’la özel bir görüşme değil, ayakta ve yemekte sohbet oldu.

Sohbette ne konuşulduğunu ABD tarafı aynı gün duyurdu. Reuters’a bilgi veren bir Beyaz Saray yetkilisi, iki liderin Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetini değerlendirdiğini bildirdi.

Görüşmenin içeriğini, bizim cenahtan bugün bizzat Erdoğan’ın ağzından öğrendik. Paris’e birlikte gittiği gazetecilere dönüş yolunda açıklamalar yapan Erdoğan, Halkbank’a ilişkin şunları söyledi:

“Halkbank konusu ile ilgili olarak telefon görüşmemizden sonra Sayın Trump, 24 saat içinde kendi ilgili bakanına, Hazine Maliye Bakanı’na talimatı verdi ve Bakan da bizim Hazine ve Maliye Bakanımız Berat Bey’i aradı. Bu konunun halli ile ilgili olarak neler yapılabileceği konusunu görüştüler. Fakat daha sonra farklı bir gelişme olunca, bunun üzerine arkadaşlar Sayın Pompeo ile görüşmeyi yaptı. Görüşmeyi Dışişleri Bakanımız Mevlüt Bey yaptı. Pompeo da konuyu takip etti. Washington’dan, New York’a kaydırılması söz konusuydu. Ben dün akşam (yemekte) söyleyince Trump, ‘Döner dönmez talimatı vereceğim, Hazine ve Maliye Bakanıma bizzat konunun takibi için talimat vereceğim’ dedi. ‘Bu işi takibini isteyeceğim, ben bu işin bittiğini zannediyorum. Niye bu kadar uzadı?’ şeklinde konuştu.”

O farklı gelişme ne

Erdoğan’ın sözlerinden anlaşılan şu; Trump, 1 Kasım’da verdiği talimattan sonra Halkbank meselesinin bittiğini “sanıyor”muş!.. ABD Hazine ve Maliye Bakanları, Trump’ı “kandırdı” mı nedir?

Neyse, bu onun meselesi!.. Bizi ilgilendiren, Trump’ın bir kez daha “Talimat verip, bu işin takibini isteyeceğini” belirtmiş olması.

Erdoğan’ın açıklamasındaki, “Farklı bir gelişme olunca, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile ABD Dışişleri Bakanı Pompeo görüştü. Washington’dan New York’a kaydırılması söz konusuydu” şeklindeki detay bilgiye geçelim.

Farklı gelişme, Washington’dan New York’a kaydırma ve mali bir konuyu iki ülke Dışişleri Bakanının görüşmesi ne ola ki?..

Tesadüfe bakın, bu sorulardan bazılarının cevabını, damat Berat Albayrak’a yakın Sabah Gazetesi’nde bulduk.

Gazetenin manşetinde Erdoğan’ın Paris dönüşü yaptığı açıklamalar yer alırken, içeride Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu, “ABD… Halkbank… Oyuna Dikkat!..” başlıklı şu yazısı var.

Yazısında, Erdoğan’ın Paris ziyareti öncesi Trump’la telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini ve bu kapsamda Halkbank dosyasının açıldığını söylediğini hatırlatan Müderrisoğlu, görüşmenin ardından ABD Hazine Bakanı ile Berat Albayrak arasında telefon trafiği işlediğini kaydediyor.

Buraya kadar sorun yok, Erdoğan’ın anlattıklarıyla aynı. Ancak devamında şu iddiaları dillendiriyor:

“Dün TV’ler üzerinden başkent kulislerine yayılan satırbaşlarına bakıldığında, Erdoğan ile Trump’ın Paris’teki sohbetinde ele alınan konulardan biri de Halkbank olmuş. Lakin Halkbank hakkında İran’a yönelik yaptırımları deldiği iddiasıyla ABD Hazinesi’nde sürdüğü ihsas edilen inceleme nedense şimdiye kadar tam manasıyla gün ışığına çıkmadı. Buna karşın bir tür baskı aracı olarak yedekte tutuldu ve zaman zaman piyasalara birtakım manipülatif unsurlar da fısıldandı. Birçok kişiye ilginç gelebilir ama ABD Hazinesi bünyesindeki OFAC (Office of Foreign Assets Control-Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi) Halkbank’ın, İran ticaretine dair tüm bilgi ve belgeleri aldı. Yani, banka gerekli paylaşımı yaptı. Bu da yetmedi, bir bağımsız denetim kurumu detaylı araştırmayı tamamladı. Cezai yaptırım gerektirecek delillere ulaşamadı. Esasen dosya kapanma aşamasına geldi. Bununla birlikte derin ABD, dosyayı New York’taki savcılığa aktararak canlı tutma oyununa başladı.”

Demek ki, Erdoğan’ın, “Farklı bir gelişme oldu. Washington’dan New York’a kaydırılması söz konusuydu” sözlerinin anlamı buymuş!..

Oyun içinde oyun yani!..

Nasıl olduğunu bilmiyoruz, ama Okan Müderrisoğlu, “Bu oyunun Ankara tarafından deşifre edildiğini” savunduktan sonra, yazısını ABD’nin niyetine ilişkin şu tespitlerle bitiriyor:

“OFAC idari bir kuruluş ve kararını bir an önce verebilir. Ama mesele New York’taki mahkeme kurgusunda, ‘Kısmi de olsa suçlamayı kabul edin. Biz de İran yaptırımları yeniden başlamışken, küresel sisteme mesaj verelim’ şekline dönüşmüş durumda. Netice… Bu kördüğüm çözülmeden ABD ile ilişkilerde ihtiyatı elden bırakmamakta fayda var!”

Erdoğan’ın, “Halkbank işi tamam” mesajı verdiği gün, Berat Albayrak’ın gazetesinde bu detayların yer alması ve bir “oyun”a dikkat çekilmesi ilginç!..

Ancak asıl mesele şu: 

Halkbank konusunda haklıysak, niye bunu gündemin en başına oturtup, muhatabımızda “yumuşak bir karnımız varmış” izlenimi yaratıyoruz?

ABD’ye kendi ellerimizle yeni bir “Altın yumurtlayan tavuk” sunmuş olmuyor muyuz?

Böyle bir fırsatı yakalayan emperyalizm canavarı, tüm istediklerini almadan bu “pazarlığı” hiç bitirir mi?

Lütfen, Erdoğan’ın Paris dönüşünde Doğu Akdeniz’le ilgili yaptığı açıklamadaki şu satırlara da dikkat:

“Bu konu ile ilgili olarak çıkarlar çatışıyor muhakkak. ABD’lilerin Exxon Mobil ile Rumların müşterek bir çalışması var. ABD’liler de ‘Oraya siz girmeyin, bunun dışında ne yapacaksınız yapın’ havasındalar.”

Bakar mısınız ABD, “Oraya siz girmeyin” diyormuş.

İyi de hangi sıfat, hak ve cüretle?!.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları