TSK’YA BİR ÖZÜR BORCUNUZ YOK MU?

Bir yandan “vatan mücadelesi veriliyor” denirken, öte yandan vatanın tapu senedi Lozan tartışmaya açılır mı? Böyle bir “mücadele” olabilir mi?

Madem ki, CHP’ye vurma görüntüsüyle bir kez daha Lozan tartışmaya açılıyor, o halde geçmişte yine CHP’ye vurma görünümlü bir başka dosyayı hatırlayalım.

Bölücü terör örgütü PKK’yla “açılım-saçılım” zamanlarında, 2009’da “Analar ağlamasın” sloganıyla yola çıkıldığında, CHP’li Onur Öymen, Çanakkale Savaşı’nda, Kurtuluş Savaşı’nda, Kıbrıs Barış Harekâtı’nda da anaların ağladığını, ancak tek kişinin çıkıp da, “Analar ağlamasın. Biz bu savaştan vazgeçelim” demediğini vurguladı. Öymen’in, “Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? Dersin isyanında analar ağlamadı mı?” sözleri ise kelimenin tam anlamıyla kıyametin kopmasına yol açtı. Sadece dönemin “açılımcı liberal yazarları” değil, Erdoğan ve iktidar da Öymen’e ağır dille karşılık verdi.

9 yıl sonra Erdoğan Afrin operasyonu vesilesiyle, “Bu süreçte şehit ve gazi de olur, kan da olur” derken, Başbakan Binali Yıldırım, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nda şehit verdiğimize dikkat çekti.

Geçenlerde bu tartışmayı gündeme getiren Aydınlık Yazarı Rıza Zelyut, “O günlerde Onur Öymen’in söylediklerini bugün AKP Lideri Erdoğan söylüyor. Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’a düşen görev, Onur Öymen’den özür dilemektir” dedi.

-Dersim’de Kimler Suçlandı?-

Acaba özür dilenmesi gereken sadece Onur Öymen midir?

Gelin, o sürece ve tartışmalara bir kez daha bakalım.

Dönemin Başbakanı Erdoğan, Onur Öymen’in bu sözlerine partisinin İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda şu karşılığı verdi:

“Analar oğullarını Çanakkale’ye, Kurtuluş Savaşı’na ‘Vatanın onuru namusu için şehit ol’ diye gönderdi. Kurtuluş Savaşı’nda analar ağlamadı, Çanakkale’de analar ağlamadı, ama Dersim’de analar ağladı.”

Konuşmasında Necip Fazıl Kısakürek’in Dersim isyanını anlatan kitabından 20 çocuğun öldürülmesine ilişkin bölümü de okuyan Erdoğan, “Murat Nehri’nin kıpkırmızı aktığı anlatılıyor” dedi. “Açılım projesine” karşı çıkan CHP ve MHP’yi ise şöyle suçladı:

“Onlar, ‘Analar geçmişte nasıl ağladıysa şimdi de ağlasın’ diyor. Çünkü kendi çocukları böyle öldürülmedi. Çünkü onlar bunu yaşamadı. Kanı kanla yıkıyorlar. 30 yıllık bu kanlı süreç böyle devam edemez. Oyunu bozacağız.”

2009’daki Dersim tartışmaları, “Arşivlerin açılması” restleşmesi ve Erdoğan’ın, “Ergenekon’u öğrenmek istiyorsanız, Dersim’e bakın” sözleriyle kapandı.

Erdoğan, Şubat 2011’de de Dersim-Ergenekon bağlantısını kurdu. Gündemde Odatv operasyonu vardı. Erdoğan, Odatv çalışanlarının yaptıkları haberlerden değil, başka bir nedenden tutuklandığını savunuyor, Kılıçdaroğlu da, “Ergenekon’a üye olacağım” diyordu. İşte Erdoğan Kılıçdaroğlu’nun o sözüne cevap verirken, şunları söyledi:

“Şuna bak yahu!.. Türkiye’nin kanını emen, enerjisini tüketen bir örgüte üye olmak istediğini pervasızca söylüyor… Danıştay’ın ikinci dairesine git, orada aradığın örgütün izlerini bulursun… Diyarbakır’ın karanlık sokaklarına git, bir gece vakti, ensesine kurşun sıkılanların izinde aradığını bulursun!.. Çorum’a git, Sivas’a git, Kahramanmaraş’a git, Gazi Mahallesi’ne git, kanlı 1 Mayıs’ın yaşandığı Taksim Meydanı’na git, oralarda aradığının izlerini bulursun… Hiçbirini yapamıyorsan Dersim’e git!..”

Dersim bir kez daha Kasım 2011’de gündeme geldi. Dönemin Başbakanı Erdoğan, “Dersim olaylarına ilişkin belgeleri” açıkladı. Açıkladığı belgeler, o dönemde çıkarılan kanun, 1936, 1937, 1938 ve 1939 tarihli bazı belgeler ile yine Necip Fazıl Kısakürek’in kitabından notlardı.

Geçen Aralık’ta çıkarılan 15 Temmuz ve sonrasında görev alan sivillere koruma zırhı getiren KHK tartışmaları sırasında iktidar medyasının, Atatürk döneminde isyancılara karşı çıkarılan kanunlarda da benzer düzenlemelerin yer aldığını belirtip, “Bugün Erdoğan ne yapmışsa, Atatürk de zamanında aynısını yapmış. Ya da Atatürk’ün geçmişte yaptığını bugün Erdoğan yapıyor” dediğine dikkat çekip, devam edelim.

Erdoğan sözkonusu belgeleri açıklarken, şu ifadeleri kullandı:

“1937,1938 ve 1939 yıllarında Dersim’de maalesef büyük bir dram yaşanıyor. Havadan, karadan, toplarla, hatta gaz bombalarıyla, Dersim’de hareket eden her şey, çocuklar, kadınlar katlediliyor… Üstad Necip Fazıl, Dersim’deki facianın tarihte bir benzerinin olmadığını ifade ediyor. Babalarını arayan ve yanına gitmek istediklerini söyleyen iki masum çocuk Hozat kaymakamı tarafından süngületilerek babalarının yanına gönderiliyor. Kendisinin öğretmen ve köy halkıyla alakasız bir şahıs olduğunu iddia ederek, alevler içinden fırlamak isteyen bir genç, kalasla alevlerin içine itiliyor ve karşısında da sigara içiliyor. Bir köy halkı, önce kurşunlanıyor, daha sonra buğday sapları üzerinde yakılıyor… Evet değerli arkadaşlarım, sayısı bugün dahi bilinmeyen, tahmin edilen binlerce insan, kadın ve çocuk katlediliyor, yuvalar yıkılıyor, binlerce insan batıya göç ettiriliyor, binlerce kız çocuğu evlatlık veriliyor.”

O konuşmanın en can alıcı kısmı ise Erdoğan’ın, “Eğer devlet adına özür dilenecekse, böyle bir literatür varsa ben özür dilerim, diliyorum” demesi oldu.

Ya bu “özürün” yansımaları?

Mehmet Metiner başta olmak üzere bazı AKP milletvekilleri, Dersim operasyonuna katılan, Türkiye’nin ilk kadın pilotu ve Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in adının verildiği havaalanının isminin değiştirilmesini istedi.

“Dersim Dernekleri Federasyonu” üyeleri, “Katil devlet hesap versin” sloganları eşliğinde Sabiha Gökçen Havaalanı önünde eylem düzenledi.

Ve de malûm yazarlar, Erdoğan’ı günlerce alkışladı. O isimlerden sadece dördünün yazdıklarından birkaç satır hatırlatalım.

Ahmet Altan: Başbakan Erdoğan’ın açıklaması “resmî tarihi” parçalarken, gerçekçi bir “tarih” anlayışının da canlanması için bütün topluma büyük bir fırsat yarattı. Dersim üzerinden yürüyerek Cumhuriyet’le ilgili birçok gerçeğe ulaşabilecek toplum. Bir diktatörlüğün bütün utanç verici suçlarını görebileceğiz… Dersim katliamının planlayıcısı, yöneticisi ve sorumlusu Mustafa Kemal’dir… Gerçekleri Erdoğan söylüyor, Dersimli muhalefet lideri bu gerçeklerin üstünü örtmeye çalışıyor. Birinin cesaretine ve parıltısına hayran oluyor, diğerinin o silik zavallılığına acıyorsunuz.

Mehmet Altan: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dersim için özür dilerken, ana muhalefetin iddia ettiği gibi “Cumhuriyete bayrak açmıyor”, tam tersine “Demokrasi bayrağı” ile devleti, Birinci Cumhuriyet’in geçmişindeki kara ve kanlı faşizmden arındırmaya çabalıyor…

Cengiz Çandar: Başbakan Tayyip Erdoğan dün müthiş bir iş yaptı… Dersimlilerin birçoğu yıllardır Dersim’in bir ayaklanma olmadığını, bir “soykırım” olduğunu haykırıp duruyor, en azından ‘devletin özür dilemesini’ istiyorlardı… Başbakan’ın dünkü “tarihi tavrı”nın devamı gelmek zorundadır… Başbakan öyle bir yol açmıştır ki, 1915 Ermeni kırımından kolay kaçılamaz. Bugüne kadar ki, bildik ezber dili korunamaz.

Mehmet Barlas: Tarihimizle yüzleşirken ele alınması ve aydınlatılması gereken olaylar listesinde, 1915’teki “Ermeni Tehciri” de yok mudur?

Bitmedi. 3 yıl sonra dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu 4.Hacıbektaş Aşure Günü etkinliğinde Erdoğan’ın bu “özürüne” atıfla, “Cumhuriyet tarihinde kimse buna cesaret edememişti. Biz özür diledik, çünkü Dersim açıkça bir Kerbela’ydı” dedi.

Başta da belirttik; Dersim tartışmalarında görünürde CHP suçlanıyordu… Ama gerçekte suçlanan maalesef Mustafa Kemal Atatürk ve TSK’ydı.

-Ordumuzun Elinde Çocuk Kadın Kanı Yoktur-

Tüm bunları hatırlatmamızın sebebi mi?

Erdoğan iki gün önce yine partisinin il başkanları toplantısında konuştu. Zeytin Dalı operasyonunu anlatırken, “Eğer biz devlet olarak sahip olduğumuz askeri gücü hoyratça kullanmaya kalksak, tanklarımızla, toplarımızla, uçaklarımızla, helikopterlerimizle önümüze gelen her şeyi dümdüz edip geçsek, bu operasyon birkaç günlük iştir. Ama biz en az kendi askerlerimizin emniyeti kadar karşımızdaki güçlerin kalkan olarak kullanmaktan çekinmediği masum sivillerin can ve mal güvenliğini de hesaba katıyoruz” dedikten sonra şunu söyledi:

“Terör örgütünün ve onlara akıl verenlerin alçaklıkları bitmiyor. Bölücü terör örgütünün kadın, çocuk, yaşlı demeden kendisine karşı çıkanı katleden bir güruh olduğunu biliyoruz. Bizim ordumuzun elinde çocuk, kadın kanı masum kanı yoktur. Hiç bir zaman da olmayacaktır.”

Evet böyle!..

O halde Dersim’den PKK’yla mücadeleye, Ergenekon’a; Geçmişte yapılan, düşmanları sevindiren o ağır suçlama ve ithamlar nedeniyle kimsenin TSK’ya bir özür borcu yok mudur?

Müyesser YILDIZ

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*