TÜRK ÜMMETİ*

İslamiyet, Arabistan’da zuhur etmiş, Kur’an Arapça tebliğ olunmuş, ancak mahalli ve milli bir Arap dini olarak değil, bütün yeryüzüne ve insanlığa şamil olarak gönderilmiştir.

Hucurat suresi 13. ayette Allah, insanları birbirleriyle tanışıp kaynaşmaları için milletler halinde yarattığını ve bunda da hikmetler olduğunu belirtmektedir. Kur’an-ı Kerim’de bazı millet isimleri geçmekle beraber “Türk” adı yoktur.

Türkler, İslam’ın ilk yıllarından başlayarak Araplarla, ilki Hz. Osman döneminde olmak üzere karşı karşıya gelmişler; Kafkaslarda, Horasanda, Merv’de Semerkant ve Buhara’da her defasında yenerek tartışmasız bir üstünlük sağlamışlardır. Ancak Türkler, savaşlarda galip gelmelerine rağmen, mağlubun dinini benimseyerek, Karahanlılar zamanından başlamak üzere kitleler halinde (ilkinde yüz bin çadır) Müslümanlığı tercih etmişlerdir. Yani tarihte bütün milletler (Araplar dâhil) kılıç zoruyla din değiştirdikleri halde sadece Türkler gönüllü olarak İslam’ı seçmişlerdir. Bu şeref sadece Türk milletine aittir. Karahanlı hidayetinden önceki iki asır içinde İslam ülkelerine yayılarak Müslüman olmuş ve hatta Mısır’da hükümdar olmuş Türk beylerinin ve boylarının varlığı bilinmektedir. Aynı yıllarda Selçuk Bey liderliğindeki Oğuz boyları da İslam’ı benimsemişlerdir. Selçuklu’nun büyük sultanı Tuğrul Bey 1055 da Bağdat’a girerek, Halife’yi Şiilerin ve Haricilerin tahakkümünden kurtarmış ve Türk devletinin himayesine almıştır. İşte o günden buyana, bin küsur yıldır Türk milleti İslam’ın liderliğini ve Haçlılar karşısında savunuculuğunu yapmaktadır. Yani Türk milleti 1055 yılında eline aldığı İslam Sancağı’nı hiç bırakmaksızın bugünlere kadar getirmiştir. Bu liderlik sırasında İslam’a yönelen bütün haçlı saldırıları sadece Türk Milleti’nin göğsünde sönmüştür.

Esasen Türklerin iman değiştirmediği İslam’da kendi milli inançlarının en ulvi ifadesini bularak hemen benimsedikleri anlaşılmaktadır. (Tek Tanrı inancı, İslam’ın vahdaniyet anlayışı, ruhun ölmezliği, ahiret hayatı, arşı ala anlayışı, kader, hac, kurban ve bilhassa cihat gibi kavramlar…)

Kur’an-ı Kerim’de Türk adı geçmemekle beraber, Allah’ın, Arapları, başka bir milleti İslam’ın başına geçirmekle tehdit ettiği görülmektedir. Bunlara inzar (uyarı) ayetleri denilmektedir.

Tevbe suresi 39. Ayet: “Eğer toplanıp seferberliğe kalkmazsanız, O sizi acıklı bir azapla cezalandırır ve yerinize başka bir topluluk getirir ve siz O’na zerre kadar bir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.” Tevbe suresinin 81,82 ve 97 ayetleride Arapları inzar etmektedir.

Mearic suresi 40 ve 41. Ayetler: “Artık doğulu ve batılıların Rabbi için yemine ne gerek var. Şüphesiz biz kadiriz. Onları kendilerinden daha iyilerle değiştirebiliriz. Bizim önümüze geçilemez.

Fetih suresi 16. Ayet:” O geri bırakılan bedevi Araplara deki: Siz ileride çok güçlü savaşçı bir topluluğa çağrılacaksınız. Onlarla savaşırsınız, ya da Müslüman olurlar. Eğer itaat ederseniz o zaman Allah size güzel bir mükâfat verir. Eğer bundan önce yaptığınız gibi aksine giderseniz sizi elem verici bir azap ile cezalandırır.”

Muhammed suresi 38. Ayet: “ İşte siz şu kimselersiniz ki Allah yolunda gereken harcamayı yapmaya çağırılıyorsunuz da yine içinizden kimisi cimrilik yapıyor. Oysa kim cimrilik yaparsa kendisine cimrilik yapmış olur. Allah zengindir. Muhtaç olan ise sizsiniz. Eğer tersine giderseniz başka bir topluluğu tutup yerinize getirir, sonra onlar sizin gibi olmazlar.”

Maide suresi 54. Ayet: “Ey iman edenler: İçinizden kim dininden dönerse şunu bilsin; Allah onun yerine öyle bir toplum getirir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Mü’minlere karşı başları aşağıda, kâfirlere karşı ise başları yukarıdadır. Allah yolunda cihat ederler, dil uzatanın kınamasından da korkmazlar. İşte bu Allah’ın lütfudur; onu dilediğine verir, rahmeti bol ilmi sonsuzdur.”

Bu ayetlerde Arapların cihat etmekten kaçındıkları, fukaraya yardımdan hoşlanmadıkları, küfürde ısrar ettikleri ifade edilmekte; yerine geçirilecek milletin ise Arap’tan başka bir millet olacağı, Arap’a benzemeyeceği, Araplarla önce savaşacağı sonra İslam olacağı, Araplardan daha hayırlı ve iyiliksever olacağı, daha kahraman ve cengâver olacağı, kâfirlerin ve münafıkların tehditlerinden yılmayacağı, din kardeşlerine mütevazı, kâfirlere karşı ise onurlu ve gururlu olacağı, Allah’ın onları, onlarında Allah’ı seveceği belirtilmektedir.

Bu millet kimdir dersiniz?

Elbette ki bu milletin Türk milletinden başka bir millet olamayacağı apaçık ortadadır. 17.yüzyılın büyük âlimi Vani Mehmet Efendi bu ayetlerde işaret edilen milletin Türk milleti olduğunu kaynaklarını da göstermek suretiyle hadislerle destekleyerek belirtmiştir. 11. yüzyılın büyük Türk milliyetçisi, Türk dilinin büyük ustası Kaşgarlı Mahmut, “ Benim Türk ismini verdiğim ve doğuda iskân ettiğim bir ordum var ki herhangi bir millete karşı gazaba gelecek olursam o Türk ordusunu o milletin üzerine gönderirim” şeklinde bir Hadis-i Kudsi nakletmektedir.

Sultan Alparslan “Biz bidat nedir bilmeyen temiz Müslümanlarız, onun için Allah halis Türkleri aziz kıldı” demiştir.

Kur’an’ın işaret ettiği, Peygamberimizin övdüğü, Tarihin açıkça kaydettiği ve en önemlisi Allah’ın sevdiği bu millet, bu mübarek millet bugünlerde çok yaslı ve ağır yaralıdır. Adeta kalbinden vurulmuştur.

On yıldır ülkemizi yöneten ve siyaseten İslamcı görünerek iktidara gelen Başbakan R. T. Erdoğan’ın hem milliyetçiliği hem de Türklüğü aşağılaması Türk tarihine bühtandır, Peygamberimize saygısızlıktır, Kur’an’ın ruhuna aykırılıktır.

             Başbakan’ın hiç kitap okumamakla övündüğü söylenmektedir. Bunun doğru olduğu anlaşılıyor.

Arap tesiri ve hayranlığı ile yetişen siyasal İslamcıların ne Arapları tanıdıkları, ne Türk ve İslam tarihini bildikleri ne de İslam’ı bildikleri şimdi daha iyi anlaşılmaktadır.

Başbakanın 2011 seçimlerinden sonra yaptığı balkon konuşmasında hep Arap başkentlerini sayması, eski MİT müsteşarı Emre Taner’i Arap ülkelerinde görevlendirmesi, sık sık Arap ülkelerini ziyaret etmesi kendisine siyaset alanı olarak Arap coğrafyasını seçtiğini göstermektedir.

Üç yüz milyon Arap nüfusunun üçte biri Müslüman dahi değildir ve 25 ayrı Arap devleti vardır. Bırakınız bir millet olmayı Araplar kabile kabile ayrışmışlardır.

Peygamberimizi ve daha sonra gelenleri de en çok uğraştıran bu Arap kabileciliğidir.

Başbakan Arap liderliğine soyunmuştur ve hanımının Arap olduğunu söyleyerek onlara sıcak mesajlar verdiğini zannetmektedir. Esasen tamamen Emperyalizmin kontrolü altındaki Arap coğrafyasına Başbakanın bu ilgisi de bir ABD projesidir, BOP’un parçasıdır.

Başbakan biraz tarih ve biraz da İslam’ı bilseydi böyle bir maceraya atılmaz; Suriye, Lübnan ve Filistin’deki Latin mevcudiyetinin ve hatta hâkimiyetinin teşekkülündeki Haçlılarla Arapların işbirliği kendisine yol gösterici olurdu.

Haçlılar, Türk coğrafyasında hep harple, Ortadoğu’da anlaşma ve uzlaşma ile karşılanmışlardır.

Türk milleti aleyhine Arap medreselerinde uydurulan efsaneler, hadisler, Kur’an tefsirleri; Yahudi ve Hıristiyan Arapların İslam’a kattıkları bidatlar oradan Osmanlı medreselerine geçmiş ve asırlarca dini hakikatlermiş gibi okutulmuştur. Hatta Araplardan fazla Arap asabiyeti gösteren şuursuz yobazlar yetişmiştir. İslami ilimler Yahudi, Hıristiyan ve Zerdüşti hurafelerle dolmuştur.

Hâlbuki dünyada üç yüz milyon da Türk yaşamaktadır. Bunların tamama yakını Müslüman’dır.

Yahya Kemal’in kudretle belirttiği gibi bir Türk Müslümanlığı, yaşayışı ve yorumu vardır. Bu Türk üslubudur.

İslam Arabistan’da doğmuş ve fakat en doğru şekilde Türkler tarafından anlaşılmış ve yaşanmaktadır.

Türk deyince İslam; İslam deyince de Türk anlaşılmaktadır. Allah, bu sebeple Türk Milletini sevmektedir, bu milleti sevmek ibadettir.

Millete hizmet ve Milliyetçilik bir ibadettir, Türk’e karşı çıkmak ihanettir… 

 

 

* Bu kavramı ilk olarak Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim GÖKAY kullanmıştır.

 

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*