TÜRK ÜZERİNDEN İSLÂM’I, İSLÂM ÜZERİNDEN TÜRK’Ü VURMAK – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______14 Temmuz 2014_______

TÜRK ÜZERİNDEN İSLÂM’I, İSLÂM ÜZERİNDEN TÜRK’Ü VURMAK

Osman Erenalp
Paylaş:

“İslâm’ın okuyla Türk’ü vurma” gayreti bugünün işi değildir. Denilebilir ki, Cumhuriyetle yaşıt, ona paralel projedir. O ki Türkiye Cumhuriyeti “milli”, “üniter” devlet olarak kurulmuştur. Onu başarısız kılmak lazımdır. Din onun için etkili argümandır. “Batıdan alınmadır” dersin. “İçki masasında kuruldu” dersin. “Dine de, dindara da karşıdır” dersin. “Kürt’ü de yok saymıştır” dersin. Surda gedik açarsın. Başına belalar musallat edersin. Zayıflatır, içten çökertirsin. Bu şekilde hem Türkü vurmuş olursun, hem de İslâm’ı. “Bir taşla iki kuş”.

Sözümüz bunlara masum şekilde inanana değil elbette. Onun arkasında ad, şekil değiştirse de, hedef ve maksat değiştirmeyen o zihniyetedir. Haçlı seferleriyle başlayıp günümüze uzanan hız kesmeyen o hain o saldırıyadır.

Peki, Türk buna müstahak mı?

Bunu hak ediyor mu? Onu görelim.

Bunun için de, Ebul Gazi Bahadır Han devrine, Türklerin İslâm’la tanıştıkları asra gidelim.

Kolay anlaşılması için İslâm tarihini iki devreye ayıralım.

T.Ö. (Türklerden önce)

T.S. (Türklerden sonra)

İslâm coğrafyası öncesinde ne durumda idi? Sonrasında ne oldu? Ezan sesi nereden nerelere ulaştı? Onu tasavvur edelim. Türklük için de aynı şeyi yapabiliriz. İslâm öncesinde ne durumda idi? Sonrasında ne duruma geldi? Bu da bu yüce dinin bu aziz millete kazandırdıklarıdır. Türk, ancak İslâm’la kendini bulmuştur. O sayede gerçek hüviyetine kavuşmuştur. Bunu da unutmamak lazımdır.

Daha farklı bir açıdan bakalım. Türk’ün İslâm’la hiç tanışmadığını, önceki inancında kaldığını farz edelim. Sonra da dünya haritasını önümüze koyup Türklerle birlikte İslâm coğrafyasına dâhil olan kısmı renklendirip haritadan çıkartalım. Hudutlar nerelere iniyor görelim. Biz de görelim. Türk’ü İslâm’la vurma gayretindekiler de görsünler.

Her millet de (Arap, Acem v.s.) kendilerini bu teste tabi tutsun. Mukayese etsin kendilerini bu yüce Dine yaptıkları katkı itibariyle.

İslâmiyet elbette tek bir millet için gönderilmedi. Bir başkasını küçültmek ya da bir kavmi yüceltmek için de gönderilmedi.

İslâm’ın üstünlük ölçüsü takvadır. O da Allahın emir ve yasaklarına bağlı kalma yarışında önde olmaktır. Bunu basit anlamıyla “sicil” kabul edersek Türk milletinin sicili ortadadır. Hamdolsun o sicil yüz ağartır niteliktedir. Bu konuda tevazua gerek yoktur. Herkesin kendi milletini sevme hakkı vardır. Bu da ırkçılık değildir. “Kişi kavmini sevmekle kınanamaz”. Tarihçiler Türk tarihi bilinmeden, İslâm tarihinin de, insanlık tarihinin de yazılamayacağını söyleyerek o hakkı teslim etmişlerdir.

Türkçe dünyada en çok kullanılan beşinci dilidir. Adriyatik’ten Çine, koca bir coğrafyada Türkçe ile tercüman kullanmaksızın seyahat edebilmek mümkündür. Birileri rahatsız olsa da bu gerçek ortada durmaktadır.

Kuran-ı Kerim’de Maide Suresi 54. Ayette mealen şöyle buyrulur.

“Ey inananlar! Aranızda dininden kim dönerse bilsin ki, Allah, kendisinin (çok) sevdiği ve onlarında Onu sevdiği, (üstelik) inananlara karşı alçak gönüllü, inkârcılara karşı güçlü, Allah yolunda cihad eden, yerenin yermesinden korkmayan bir millet getirir. Bu Allahın dilediğine verdiği bir nimettir. Allah her şeyi kaplar ve bilir”.  

Ekser müfessir bu ayetin (bunun gibi Muhammed 38, Mearic 40 ve 41. ayetlerinin) Türkleri işaret ettiğini söyler. Elmalı tefsirinde, başka tefsirlerde bu hususta tafsilat vardır.

Bunun gibi;

Kostantiniyye (İstanbul) mutlaka feth olunacaktır. Onu fetheden kumandan ne ulu kumandan, onun askerleri ise ne iyi askerlerdir” hadis-i şerifinde doğrudan (el-Fiten) Türk milleti tanımlanmaktadır.

(İbn-i Kesir’de, Teberani’de de benzer hadisler nakledilmektedir)

Fetih ortada. Fatih ortadadır.

İslâm tarihi, İslâm coğrafyası bu sorulara cevap olarak ortada durmaktadır.

Türk Milleti değilse ise kim o zaman?

Hal ne kadar bu olsa da, biz buna yürekten inansak da, yine de biri de çıkar diyebilir ki;

“Efendim o ayetlerin muhatabı biziz”

Nitekim bir İranlı’nın aynen bunu söylediğini eski kültür bakanımız Namık Kemal Zeybek’ten duymuştum. O şerefe nail olmayı kim istemez?

Diyelim ki biz haklı çıktık. O onur üzerimizde kaldı. Tembellik edip ondan üstünlük mü çıkartmalıyız? Elbette hayır. Biliriz ki Allahın “yaratma” sıfatı vardır. O tecellinin bir defaya mahsus ve sadece Türkler için olduğunu söylemek Kuran’ı anlamamak olur. Allah “Hay” diridir. O yaratma devam etmektedir. Ondan yüz çevirenin yerine bizi getiren kudret, biz gevşeklik gösterirsek bizim yerimize de bir başkasını getirmeye muktedirdir. Allah, dinini gönderirken de, onu korurken de kimseye muhtaç ve mecbur değildir.

Savaşlar düne nazaran bugün daha da akılla yapılmaktadır. Bugün Allah yolunda kullanılacak etkili kılıç akıldır.

“Kuranda algılama ve tefekkür hakkında akla ait beş yüze yakın ayet vardır. Elliye yakın yerde de (Ya’kilune, takilune) yani (düşünüp ibret alınız) diye emredilmektedir. (C. Sunar. Ankara İlahiyat Fakültesi dergisi. 50. Yıl sayısı. Sayfa 133)

“Akılsız dostum olmaktan akıllı düşmanım olsun”. Bütün bu bilgiler ışığında Türkü İslâm’la vurmaya çalışanlar bilmeli ki vurmaya çalıştıkları Allahın kılıcı olmuş bir millettir. Onu zayıflatarak doğrudan İslâm’ı zayıflatmaktadırlar.

Bunu yaparlarken bir büyük projenin parçası olmadıklarından emin midirler?

Ha Türk üzerinden İslâm’ı vurmuşsun, ha İslâm üzerinden Türk’ü. Aynı kapıya çıkar.

Herkesin hesabı varsa Yaratanın da hesabı vardır. İslâm ne zayıftır, ne de korumasız.  

Allah sevdiğini darda koymaz.

Kişi için olan millet için de geçerlidir.

Allah milletimizi Islama muhafızlık görevinden hiçbir zaman mahrum etmesin inşallah.

O şeref üzerimizde kalsın hep…

Ramazanın mübarek olsun.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları