Türkiye, Hedefleri ve diplomatik kozları – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

-
_______30 Mayıs 2011_______

Türkiye, Hedefleri ve diplomatik kozları

Milli Düşünce Merkezi
Paylaş:

Türk hükümetinin İstanbul’da Taliban bürosunun açılmasına onay vermesi, Ankara’nın uluslararası konumunu artırmak yönündeki diplomatik ve siyasi alanlardaki çabalarını gösteriyor. Geçen yıl İstanbul’da Afganistan, Pakistan ve Türkiye liderleri, Türk topraklarında Taliban bürosunun açılması konusunda anlaşmaya vardıktan sonra Taliban’ın üst düzey üyelerinden bazılarının bu konuya ilgi göstermesi, nisan ayında bu büronun açılması haberinin çıkmasına ve bu haberin de büyük yankı bulmasına neden oldu.

Türkiye’de yayımlanan Milliyet gazetesine göre Türk yetkililer, Afganistan’da savaşın sona ermesi ve barış sürecinin ilerlemesi için, tarafsız bir ülke olarak, topraklarında Taliban bürosunun açılmasını sıcak karşıladı ve büyük olasılıkla Türkiye’de Taliban’ın bürosu açılacak. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu geçen ay, ülkesinin Taliban bürosuna ev sahipliği yapması konusunda Afganistan Yüksek Barış Konseyi Başkanı Burhanettin Rabbani ile detaylı görüştüğünü açıkladı.

Taliban’ın bürosu; temsilcilerinin konumu, düğümlenen barış sürecinin ilerlemesi ve güvenli bir ortamın oluşması için Afganistan ve Pakistan dışında üçüncü bir ülkede açılacak. Çünkü Barış Konseyi, Taliban ile müzakerelerin en önemli zorluğunun, örgütün belirli bir adresinin bulunmaması olduğunu belirtti. Söz konusu konsey, Afganistan barış müzakerelerinin çıkmazdan kurtulması için Taliban ile müzakereye girecek üçüncü bir ülke bulma peşinde olduğunu açıkladı.

Afganistan’daki NATO gücü içinde bulunan Türk askerlerinin burada sivil görevler üstlenmesi, üçüncü bir ülke olarak Türkiye’nin arabuluculuğunun Taliban tarafından kabul görmesine neden oldu. Diğer taraftan Türklerin bölgesel meselelerdeki aktif rolü ve Ankara liderlerinin dış politikadaki özel yaklaşımları, Afgan yetkililerinin Taliban ile müzakerelerde Türkiye arabuluculuğuna sıcak bakmalarına neden oldu.

İslamcı AK Partinin iktidara gelmesinin ardından Türkiye’nin dış politikası, yerel, bölgesel ve uluslararası gerçeklere göre şekilleniyor.

–Türkiye…İç Yaklaşımlar ve Dış Faaliyet Alanları–

Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasından ve Türk hakimiyetinin şu andaki sınırlarla sınırlandırılmasından sonra Kemal Atatürk liderliğindeki yeni siyasi düzen, imparatorluğun yıkıntıları üzerine inşa edildi. Yeni kurulan ülkenin toprak bütünlüğünü ve ulusal egemenliğini korumaya çalışan Atatürk’ün siyasi ve sosyal düşünceleri, ülkedeki sitemin temel ilkeleri olarak uygulanmaya başladı. Hatta günümüzde, yeni Türkiye’nin kurulmasından 80 yıl geçmesine rağmen, Atatürk’ün siyasi geleneği ve düşünce çerçevesi “Kemalizm” adı altında politikacıların tutumunu gölgelemeye devam ediyor.

Kemalizm’in yanı sıra Türk hükümetlerinin iç ve dış siyasi yaklaşımlarında İslam imajını silmesi, Ankara’nın Orta Doğu ve İslam ülkeleri üzerindeki etkisinin en alt düzeye düşmesine neden oldu. Ankara’nın İslam dünyası ve Orta Doğu ile ilgili gelişmelerden uzak durması, uzun yıllar boyunca Türkiye’nin dış politikasının en önemli özelliği haline gelmişti.

2002 yılında İslamcı AK Partinin iktidara gelmesi, gelenekleri ön planda tutan sağcı ve solcu hükümetlerden sonra Türkiye’de yeni sosyal ve siyasi ortamın oluşmasını ve önceki hükümetlerin başarısızlıklarından kaynaklanan krizlerin azami ölçüde azalmasını sağladı.

İslamcı AK Partinin iktidara gelmesinden önce bu konuda başarısız deneyimler gerçekleşmişti. Çünkü Kemalizm’in koruyucusu olan laikler ve ordu, İslamcıların Türkiye’nin siyasi düzeninde reform yapmak ve iktidarı almak için yürüttükleri faaliyetler konusunda, güvenliği ön plana çıkaran dar görüşlü bir bakış açısına sahipti. Celal Bayar ve Adnan Menderes liderliğindeki Demokrat Parti iktidarının 1960 darbesiyle, Necmettin Erbakan liderliğindeki Refah Partisi hükümetinin ise 1997 yılında ordunun baskısıyla düşmesi birer deneyimdi. Bu da Türk İslamcıların yeni kuşağını, sosyal ve siyasi atmosferin gerçeklerini daha iyi anlamaya zorladı.

Erdoğan ve Gül liderliğinde AK Parti, Türk toplumunun özel şartlarından yararlanarak, kalkınma sloganlarıyla yıllar sonra yürütme ve yasama gücünün çoğunu elinde bulunduran bir hükümet kurmayı ve daha sonra da siyasi istikrar, ekonomik gelişme, sosyal kalkınma gibi çeşitli alanlardaki parlak karne ile bu gücü korumayı başardı.

AK Partinin ekonomiye önem vermesi, dış politikada güvenliği ön plana çıkaran bakış açısının yerini ekonominin almasına ve bunun ardından da laikler ve ordu için her zaman çok hassas olan İran İslam Cumhuriyeti gibi ülkelerle ticari ve ekonomik ilişkilerin gelişmesine yol açtı.

Diğer taraftan yeni politikacıların akıllı tutum benimsemesi ve aktif diplomasinden yararlanmasıyla Türkiye’nin, Soğuk Savaş’ın bitiminin ardından geçen on yıllık sürede ABD ve Avrupa ile uyumsuzlaşan ilişkileri yeni bir aşamaya girdi. Türkiye’nin AB üyeliğine yönelik çabaları, hem özgürlüklerin gelişmesi ve demokrasinin kalkınması önündeki engelleri kaldırdı, hem de AB ve ABD ile ilişkilerde denge kurulmasını sağladı.

Müslüman ve laik bir devlet örneği olan ve Beyaz Saray’ın bölgedeki çıkarları için bir tehdit oluşturmayan Türkiye’nin gündeme gelmesiyle Washington; Irak, Suudi Arabistan, Mısır ve diğer bölge ülkelerinde de bu örneğin yayılmasına destek verdiğini açıkladı ve pratikte de Türkiye’nin Arap ve İsrail sorunlarındaki arabuluculuğunu ve AB üyeliği gibi konulardaki tutumunu destekledi.

AK Parti liderleri, Batı ile ilişkilerde denge yaratmanın ötesinde bölge ve İslam dünyası ülkeleriyle de ilişkilerini geliştirerek Türkiye’nin diplomatik manevra gücünü mümkün mertebe artırdı.

–Türk Liderlerin Orta Doğu ve İslam Dünyasına Stratejik Bakışı–

Bölgenin Müslüman ülkeleriyle Ankara arasındaki ilişkilere her zaman gölge düşüren Siyonist rejim ile stratejik ortaklıklarına rağmen Türkiye’nin yeni liderleri, Ankara-Tel Aviv ilişkilerinin istihbarat ve askeri iş birliğine dayandığını, ordunun büyük rol oynadığı siyasi düzenin gereksinimlerinden kaynaklandığını ve kendilerini de mecbur bırakan birtakım anlaşmalar ve taahhütlerin bulunduğunu açıklıyorlar. Bununla birlikte, Ankara-Tel Aviv ilişkilerinde tutum değişikliğine gidildiği görülüyor. Bu da Türkiye’nin, Siyonist rejim konusunda önceki gelenekçi çizgiden uzaklaştığını gösteriyor. Türk hükümetinin işgal altındaki topraklarda Filistinlileri desteklemesi, Davos’ta Erdoğan’ın Siyonist rejim Başkanı Peres ile ortak basın toplantısında, işgalci Siyonistlerin insanlık dışı girişimlerine ve katliamlarına yoğun şekilde itiraz etmesi ve Ankara’nın kuşatma altındaki Gazze’ye yardım ulaştırmak için özgürlük konvoyu gönderme girişimi, Türkiye’nin Tel Aviv konusundaki yaklaşımının değiştiğini gösteren belirtilerdir. Bu da İslam ülkeleri tarafından sıcak karşılanıyor.

Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası imajındaki gözle görülür değişim, Suriye ve Ermenistan gibi komşularıyla kronikleşen ihtilafların çözümünde bile yardımcı oldu ve bu ülke etrafındaki kaoslar ve tehditler minimuma indi. Türkiye-Suriye arasındaki ihtilafların çözülmesinden sonra Ankara, Suriye ve Siyonist rejim arasında çıkmaza giren müzakere sürecinde öncü oldu ve taraflar arasında tırmanan ihtilafların barışçıl çözümü için arabuluculuğa başladı.

Bölgesel konularda Türkiye’nin aktif diplomasinin bir diğer yönü de İran’ın nükleer meselesindeki rolüyle ilgilidir. Türkiye, İranlı yetkililerin iyi niyetinin göstergesi olarak, Tahran ve Batı arasındaki müzakerelerde arabulucu rolü oynamaya çalıştı. Ankara’nın, Tahran’da yapılan üçlü anlaşmadaki tutumu ve geçen yıl BM’de alınan İran karşıtı 1929 sayılı karardaki ret oyu, İran’ın dış ilişkilerde Ankara’ya bakışını değiştirdi.

Geçmişteki politikalarından uzaklaşan Türkiye, İslam ve Orta Doğu ülkeleri için çok önemli bir ülke konumuna geldi. İslam ülkeleriyle çeşitli alanlarda ilişkilerin geliştirilmesi, bölgedeki krizlerin çözülmesinde etkili olma çabası, İKÖ gibi teşkilatlara bakış açısının değişmesi, Ankara’nın tutumundaki değişikliğin birer göstergesidir.

Son on yılda Türkiye’nin dış ilişkilerine bakıldığında, dış politikasında derin bir değişim olduğunu söylemek mümkün. Daha önce bölgesel bir aktör olan Türkiye şimdi uluslararası bir güç oldu ve uluslararası dengelerde ve ilişkilerde yaslanılabilecek bir köprüye dönüştü.

–Türkiye, İlkeli Konumuna Ulaşma Yolunda–

Bazı yorumcular, Türk liderlerde bir çeşit neo-Osmanlıcılık olduğunu belirtiyorlar. Bunlara göre, Türk liderlerinin bilinçaltında Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden canlandırma düşüncesi var ve bunu gerçekleştirmek için günden güne daha uygun ortamlar buluyorlar.

Söz konusu yorumculara göre, üzerinden 100 yıl geçen imparatorluk döneminin geri gelmesi Türk halkı arasında da arzulanan bir gelişme olarak sürekli gündemde olan bir konu ve bu durum, şu anki şartlarda İslamcıların ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hareket motoru ve psikolojik faktörü olarak Türkiye’nin dış politikasını önemli ölçüde yönlendiriyor. Bu yüzden Türkiye, siyasi ve diplomatik arenada, özellikle bölge ve İslam dünyasında etkili bir aktör olarak gündeme gelmeye çalışıyor.

Türkler bu hedefe ulaşmak için çeşitli kozlar kullanıyor. Bir taraftan din, dil ve etnisite Kafkasya ve Orta Asya gibi bölgelerde sosyal ve kültürel nüfuz kozuna dönüşürken, diğer taraftan Türk şirketlerin bağımsızlığını yeni kazanan bölgelerdeki faaliyetleri, “abi” olarak görülen Türkiye ile siyasi ve ekonomik uyum sürecini kolaylaştırıyor.

Orta Asya ve Kafkasya ülkelerine ek olarak bölgedeki birçok Arap ülkesi de Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik rolü aracılığıyla bu ülkeyi Batı’ya açılan bir pencere olarak görüyor.

AB üyelik süreci her ne kadar tamamlanmadıysa da -belki de hiçbir zaman sonuçlanmayacak- Türkiye, Avrupa Konseyi ve NATO üyesidir ve geçmişteki imparatorluk devleti gibi, Avrupa kıtasının doğusunda önemli siyasi bir kutup olarak kabul ediliyor. Bunlara ek olarak Türkiye, diplomatik güç ve ekonomik canlanmasıyla G-20 üyeliğini de elde etti.

Son yıllarda Türkiye’nin; sosyal refahın iyileşmesi, bölge güvenliğine katkısı ve reformcu politikaları, yeni yaklaşımlarının ispatlanmış birer örneğidir. Şu anda Türkiye ile Orta Doğu ülkeleri arasındaki sınırlar kaldırıldı. Türkiye’nin yeni politikasının, ulusal güvenlik ve kültür coğrafyasında büyük etkisi var. Bu da Türkiye’nin aktör olması ve ulusal hedeflerine yönelmesi için daha geniş ve yeni alanlar ortaya çıkması ve politikacılar için sürekli yeni ufuklar açılması anlamına geliyor.

IRNA – 18 Nisan 2011

ABHaber

22-04-2011

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları