Türklerin türeyiş efsaneleri: Oğuz Kağan Destanı – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______11 Şubat 2018_______

Türklerin türeyiş efsaneleri: Oğuz Kağan Destanı

Ahmet Bican Ercilasun
Paylaş:
11 Şubat 2018

Türklerin türeyişiyle ilgili en eski kayıtta ilk atalardan İ-çi-ni-şi-tu, yaz ve kış tanrılarının kızlarıyla evlenmişti. Konuyla ilgili ilk yazımın sonunda sormuştum: Acaba daha başka rivayetlerde buna benzer bir şey var mıydı? Sorunun cevabını, bu defa Çin veya Arap kaynaklarında değil, eski bir Türkçe metinde buluyoruz. Uygur harfli Oğuz Kağan Destanı’nda.

13-15. yüzyıllarda yazıya geçirildiği tahmin edilen Uygur harfli Oğuz Kağan Destanı’nda, gökten inen ışığın içinde güzel bir kız vardır; Oğuz onu görür ve evlenir. İkinci olarak göl ortasındaki bir ağaç kovuğunda güzel bir kız görür; Oğuz onunla da evlenir. Bunlardan birincisi yaz tanrısının, ikincisi kış tanrısının kızı olmalıdır. 629 yılına ait Çince kayıttaki yaz ve kış tanrılarının kızlarının, sekiz dokuz yüzyıl sonraki bir kayıtta bu kadar değişikliğe uğraması tabiidir.

Destanların önemli bir özelliği bu metinlerin çeşitli katmanlar (tabakalar) barındırmasıdır. Bunun anlamı şudur: Çok eski tarihlerde farklı zamanlarda geçen olaylar, destanlarda aynı zamanda geçmiş olaylara dönüşebilir ve farklı tarihlerdeki olayların farklı ana kahramanları, destanlarda tek bir kahramanmış gibi görünebilir. Hatta destanlarda, efsanevi dönemlere ait katmanlar da bulunabilir.

Oğuz Kağan Destanı’nda en az üç katman vardır. Son katman, Asya Hun hükümdarı Motun (Mete) ile ilgilidir. Araştırıcıların çoğu Oğuz Kağan’ı Motun olarak kabul eder. Motun’dan önceki katman, Alp Er Tonga ile ilgilidir. Alp Er Tonga, Kafkasları aşıp Anadolu, Suriye ve Mısır’a kadar uzanmıştır. Reşideddin rivayetindeki Oğuz Kağan da öyle. Bunu dikkate alan Zeki Velidî Togan, Oğuz Kağan’ın Alp Er Tonga olduğunu düşünür.

Uygur harfli Oğuz Kağan Destanı’nda bunlardan da eski bir katman vardır. Bu da ışıktaki ve ağaç kovuğundaki kızlarla evlenme motifinde ve doğan çocuklara verilen isimlerde gizlidir. Işıktaki kızdan doğan çocuklara Gün (Güneş anlamında), Ay, Yıldız adları verilir. Ağaç kovuğundaki kızdan doğan çocuklara ise Gök, Dağ, Deniz adları konur. Gün (güneş), ay, yıldız uzay cisimleridir. Gök (atmosfer), dağ, deniz ise dünyadadır.

İlk katman, Türklerin kozmogoni (yaratılış) anlayışını ortaya koyar. Gökten inen ışıktaki kızın çocukları uzay cisimleri, ağaç kovuğundaki kızın çocukları yer cisimleridir. Türklerin kozmogoni anlayışı, Köktürk anıtlarında da “üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldığında ikisi arasında insan oğlu yaratılmış” cümlesiyle ifade edilmiştir.

İşte Oğuz Kağan Destanı’nın bu ilk katmanı, Türklerin türeyiş efsanesiyle ilgili oluyor. Fakat Oğuz Kağan Destanı’nda kozmogonik katman dışında türeyişle ilgili başka izler de vardır.

Oğuz Destanı’nın bir başka değişkesi (varyantı) de 1660’ta Ebulgazi Bahâdır Han’ın Çağatay Türkçesiyle yazdığı Şecere-i Terâkime’dir. Orada Oğuz Kağan, Keyûmers ile çağdaş gösterilir. Keyûmers, efsanelerine göre Farsların ilk atasıdır. Demek ki Oğuz da Türklerin ilk atası oluyor.

Ancak gerek Reşideddin’in 14. yüzyıl başlarında yazılmış Farsça Oğuznâme’sinde, gerek Ebulgazi Han’n 1660’ta yazılmış Çağatayca Oğuznâme’sinde (Şecere-i Terâkime’de) Oğuz, Hz. Nuh’a dayandırılır ve Nuh ile Oğuz arasında birçok (birincide üç, ikincide dokuz) hükümdar vardır. Her iki değişke de Müslümanlıktan sonra olduğu için Türklerin ilk atalarının Nuh’a bağlanması tabiidir.

Fakat… Togan’ın 1972’de yayımladığı Reşideddin Oğuznâme’sinin başında bir cümle vardır ki hayli dikkat çekicidir: “Yafes, Türklerin deyişine göre Olcay Han diye lâkap alır.” Olcay Han ismi, Ebulgazi’de Amulca Han şeklindedir. Çeşitli yazmalarda bu isim Abulca, Abulça biçiminde de geçer. İşte ilk yazımızdaki diğer sorunun cevabı da bu isimde gizlidir.

629 tarihli Çin kaynağında, kardeş olan ilk ataların adları Çinceleşmiş biçimlerle (ve belki de Çince bazı eklentilerle) veriliyordu: A-pang-pu ile İ-çi-ni-şi-tu. Yüzyıllar sonra bu iki isim, Amulca / Abulça oldu ve İslami rivayete bağlanmak için de Yafes’e Türklerin verdiği ad olarak kabul edildi. Çin kaynaklarıyla İslami kaynaklarda değişikliğe uğramış bu isimlerin bence Türkçe ilk biçimi Apa Eçe idi (Apa Eçe > Abulça > Olcay; Apa Eçe > Apa [ngpu] İçi [nişitu]).

Apa Eçe, Türklerin ilk atasıdır ve bu kelime, Köktürk anıtlarında “atalarım” anlamında geçen eçü(m) apa(m) ikilemesindeki kelimelerin yer değiştirmiş biçiminden başka bir şey değildir.

 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları