ÜÇ PARÇALI IRAK’TA İKİNCİ İSRAİL’E DOĞRU

Önceki Korhaber yazımda değindiğim ve İkinci Yahudi Devleti’nin kuruluşunu esas alan “…Hançer Operasyonu” değerli okurlarımızın oldukça ilgisini çekti. Özellikle Irak’ta ve Suriye’de son gelişmelerin ışığında konu hakkında kimi kafa karışıklıkları da haklı olarak ortaya çıktı.

Bu nedenle, yakın geçmişle de bağlantılı olarak durumu tekrar ele alarak belirsizlikleri gidermeye ve IŞİD faktörü ile birlikte bu operasyonun arka planını ve muhtemel sonuçlarını açıklamaya çalışmak gerekli oldu.

Üç Parçalı Irak

Bugün Irak’ta görünen genel yapı, ABD’nin 11 yıl önceki işgal öncesinde planlanandan çok farklılıklar gösteriyor. Her şeyden önce, işgalin ABD’ye mali ve maddi faturasından çok daha büyük bir siyasi maliyeti olmuştur. Bu coğrafyada işlerin öyle masa başında sanıldığı ve uzaktan göründüğü gibi hiç de kolay olmadığını ABD yaşayarak öğrenmiş ve üç yıl önce Irak’ı büyük ölçüde boşaltmıştır. Süper gücün sadık ortağı ve eski efendisi İngiltere de bunu geçen asrın başında yaşamıştı. Yani tarih aynı yerde tekerrür etmişti. Sütten ağzı yanan ABD, bu yüzden Suriye’de sözde Arap Baharı’nın sağladığı uygun ortama rağmen çok temkinli hareket etmektedir.

Yakın geçmişten günümüze Irak’taki gelişmelere biraz daha ayrıntılı bakalım.

Bugünkü tablo, çok kaba olarak kuzeyde Kürtler, ortada (Bağdat ve çevresi) Sünniler ile güneyde Şiiler olmak üzere 3 parçalı bir Irak demektir. Bu bölünme nüfus çoğunluğuna sahip güneydeki Şiilere ve kuzeydeki Kürt azınlığa büyük imkanlar sağlamış, ancak ortadaki Sünnileri derinden yaralamıştır. Çünkü her parçanın birbirlerine karşı bilenmişliği yanında, özellikle bölgede dostları olduğu kadar düşmanları da vardır. İşgal sırasında bunlar bilinçli olarak daha da derinleştirilmiştir. Kaldı ki, Irak’ın zenginliklerinin paylaşımı anlamına da gelen bu bölünmede, Şiiler ve Kürtler aslan paylarını alırken, petrolden yoksun ortadaki Sünni blok, ayrıca muhalif Şii Beni Sadr grubu ile, ısrarla hesaba bile katılmak istenmeyen Türkmenler bir kenara itilmektedir. Şöyle ki:

1 Şiilerin güçlenmesi İran’ın işine yaramıştır: Buna karşılık önemli Şii nüfusu barındıran Suudileri ve Körfez ülkelerini iç karışıklıklar korkusu sarmıştır. Bu durum onları ve diğer Sünni Arap ülkelerini Irak Sünnilerine destek vermeye yöneltmiştir.

2 Kürtlerin devlet olma hamleleri: Batının ve özellikle ABD’nin yıllardır süren desteğiyle büsbütün şımaran/şımartılan Kürtler, Kerkük’te de fiili durum yarattıktan sonra, petrol gelirinden de güç alarak “Büyük Kürdistan” rüyaları görmeye başlamıştır. Bu, Serv’i hortlatmak isteyen ABD’nin ve BOP/GOP Projesi’nin önemli hedeflerindendir. Ancak bu durum Türkiye, İran ve Suriye’yi çok rahatsız ettiğinden, başlangıçta karşı/müşterek tavır almayı kaçınılmaz kılmıştır.

Bugün gelinen noktada Suriye operasyonu ve Bağdat’ta nihayet istifa eden Maliki yönetimiyle süren sorunlarımız nedeniyle bu ortak politika bozulmuş; hatta, sürekli Irak’ın toprak bütünlüğünü savunan Türkiye enerji sorunu nedeniyle Barzani’ye destek verir noktaya gelmiştir. Bu desteğin şu gerekçesi de vardır: Kuzeydeki fiili Kürt devleti resmileşse bile, etrafı çevrili ve denize çıkışı olmayan bu yapıyı hangi güç yaşatacaktır? Çekilen ABD’nin Süleymaniye’de kurduğu ABD üssü mü?.. Ayrıca, bölgedeki tüm Kürt aşiretlerinin Barzani-Talabani ikilisinin tutsağı kalacağını kim söyleyebilir?..

3 Yeni çıbanbaşı IŞİD: Irak’ta geçen yıl ortaya çıkan bu yapı karmaşık durumu tam bir kaosa dönüştürmüştür. Sünni İslam inancını kendine dayanak yapan El Kaide uzantısı bu yeni terör örgütü, tam bir şeriat devleti kurma yolunda kutsal dinimizi maalesef kana bulamakta, kendinden olmayanlara yaşam hakkı tanımamaktadır. Irak-Şam İslam Devleti diye anılan ve başındaki Bağdadi’yi Halife (!) de ilan eden bu terör örgütü, Irak ve Suriye’nin yakın bölgelerinde geniş bir alan hakimiyeti (hatta Rakka’da kent yönetimi de) kurmuştur. Musul Başkonsolosluğumuzu işgal edip 49 vatandaşımızı rehin alan IŞİD, Kürtlere, çoğunluğu Şii olan Türkmenlere ve Yezidilere/Ezidilere saldırılarını halen de sürdürmektedir.

Hedefinde, bir zamanlar kırmızı çizgimiz Kerkük ve Barzani’nin merkezi Erbil de olan, bu müşterek tehlike karşısında ABD ve AB/Almanya, Fransa hemen Kürtlerin yardımına koşmuş, Türkiye de kaçan Eezidilere kapılarını açmıştır. ABD’nin hava desteği ile IŞİD konvoyları vurulmuş, stratejik önemi büyük Musul Barajı geri alınmış ve dağlara kaçanlara insani yardım ulaştırılmıştır. Ama arkasında büyük mali desteği olduğu ve lejyonerlerle takviyeli güçlü bir askeri yapıya sahip bulunduğu söylenen IŞİD’in hemen pes etmeyeceği de açık. Bu nedenle güneyde en büyük komşumuz olma yolundaki bu çıbanbaşı ile birlikte gelecek çok şeye gebe görünüyor…

Şimdiye kadar Türkmenlerin feryadına (son örneği Kerkük’ün güneyindeki Amerli/Ömerli kasabasındaki kuşatmadır) hiç kulak asmayan Batı, Kürtler ve Ezidiler hedefte olunca birden insafa geldi. ABD, Fransa ve Almanya şimdi de Barzani’ye silah yardımı yapmaya hazırlanıyor. Tahran da Barzani’nin talebi üzerine Kürtlerin yardımına koşuyor. Bahane IŞİD saldırıları, ama arka planda Kürt oluşumu ve petrol paylaşımı olduğu kesin.

Bağdat’ta Şii Ulusal İttifakı’nın yeni Başbakan adayı El Abadi’nin de düşman kardeşi Barzani’nin yardımına koşması şaşırtıcı değildir. İran’ın endişesi ise, doğal müttefiki Irak merkezi hükümetinin aleyhine Sünni IŞİD’in güçlenmesi olduğu açıktır. (Son medya haberlerinde, Batı’nın IŞİD’e karşı durması için Suriye’de Esad’la bile anlaşacağı iddiası yer alıyor.)

Yeni hükümetle birlikte Türkiye’nin de rehineler, Türkmenlere etkin yardım, güney sınırlarımızdan cihatçı geçişi ve yeni gelişmeler karşısında daha aktif bir politika uygulaması beklenir. Almanya’dan sonra ikinci büyük dış ticaret partnerimiz olan Irak’a ihracatımızdaki büyük gerileme, kurulacak Davutoğlu hükümetinin acilen ele alacağı bir diğer önemli konu olacaktır…

4 Suriye’de yeni emirlik: Bu arada, başkanlık seçiminden sonra suların nispeten durulduğunun sanıldığı Suriye’de yepyeni bir oluşum haberi basında yer aldı: IŞİD’in buradaki türevi olan El Nusra örgütü, Suriye sınırımıza yakın bir bölgede (Reyhanı-Yayladağ ilçelerimizin karşısında yer alan İdlib kırsalında) 60 km.lik bir alanda İslam Emirliği kurmuş ve yeni komşumuz olmuştur. (Sözcü,25.08.2014). Anlaşılan, Batı ile tekrar anlaşma yolunda da olsa Suriye’de köprülerin altından çok daha sular akacak…

5 PKK’nın durumdan vazife çıkarma gayretleri: Ancak, PKK’nın (ve Suriye kolu PYD’nin) Kandil’le birlikte, rakip gördüğü Barzani’ye destek vermesini nasıl yorumlamalı? Bu Batı’nın bir oyunu mu, Kürt ittifakı mı, yoksa PKK’nın durumdan vazife çıkararak ABD ve Almanya’nın silahlarına kavuşma ve gelecekte bunu Türkiye’ye karşı da kullanma hesabı mı? Belki de oyun planında hepsi de var.

Kısacası, IŞİD’in ortaya çıkışı/çıkarılışı, Kürtlerin ve Ezidilerin saldırıya uğramalarının Batı’nın niyetlerini okuma bakımından turnusol kağıdı işlevi görmesi, geleceği okuma bakımından önemli ip uçları vermektedir. Bütün bunların, içerde açılım süreciyle de çok yakın etkileşim içinde olacağı açıktır.

Esas Hedef ABD’nin Hançer Operasyonu

Ortaya çıkan durumda kağıt üzerinde iki çözüm görünüyor. Bunlardan ilki, tarafları uzlaştırmaya, zaman kazanmaya ve esas niyeti maskelemeye yönelik bir “demokratik” yaklaşım. Bunun yadırganacak bir tarafı olamaz. Esasen ABD Irak’ı “demokrasi getirmek için” işgal etmemiş miydi?

İkincisi ise, çok uzun bir arka plana sahip ve bölgeyi köklerinden sarsacak esas çözüm(?) olan ve zamanı geldiğinde hemen hayata geçirilmeye hazır “hançer operasyonu” olacaktır. Bunlara biraz daha yakından bakalım.

1 Geçici çözüm gevşek federal yapı: Irak’ta tam bir batağa saplanan, İran’la başı dertte olan ve ayrıca kangren olmuş Filistin faciasına (terörist devlet İsrail’in son Gazze katliamının çok acı bilançosu 2 binden fazla ölü ve 10 binden fazla yaralı) bir çözüm bulamayan ABD ve ortakları Türkiye’nin de desteği ile Irak’ta gevşek federal yapı içinde “demokratik” bir formülle zihinlerdeki esas çözüme kadar işi zamana yaymaya çalışmaktadır. Bu zahiri çıkış yolu nedeniyle büsbütün İran’ın kucağına atmamak için ABD’nin Maliki’ye (ve yeni başbakan olacak El Abadi’ye) destek vermesi ve görünürde Barzani’nin petrol/Kerkük hesaplarına karşı çıkması da gerekmektedir.

Ancak bu yolun kalıcı olabilmesi için Barzani’nin Kerkük işgalinden vaz geçmesi, eski nüfus sayımları ve tapu kayıtları esas alınarak, gerekli demografik düzeltmeler yapıldıktan sonra Kerkük referandumunun yenilenmesi ve petrol gelirlerinin merkezi hükümetle anayasaya uygun olarak paylaşılması gerekir.

Ne var ki, büyük rüyalar görmeye başlayan Kürtler bunlara yanaşmamakta ve ABD üzerinden çok daha fazlasını istemektedirler. IŞİD’in ortaya çıkışı ile bu yol açılmış gibi görünüyor. Ama evdeki bulgurdan olma ihtimali de çok yüksektir.

2. Esas çözüm İkinci İsrail: ABD’nin Ortadoğu politikasında temel taş İsrail ve güvenliğidir. Bu nedenle, Filistin’de El Fetih-Hamas ittifakının olmaması ve İsrail’i kuşatan Arap komşularının zayıflatılması yanında, ayrıca İsrail’e yükünü çok yönlü hafifletecek yeni bir müttefik gerekmektedir. Batı’nın ve özellikle ABD’nin de müttefiki olacak bu yeni devlet, Ortadoğu’da yeni bir sıçrama tahtası görevi de görecektir.

Bunun temel koşulu ise, Kürtlerin hamiliğine Türkiye’nin ikna edilmesidir. Bu üstü örtülü proje Misak-i Milli duyarlılığımızla da ilk planda örtüşür görünmektedir. Ancak büyük olasılıkla buradaki amaç, açılım sürecinin de etkisiyle Güneydoğu’da daha hızlı estirilecek ayrılık rüzgarlarıyla, Türkiye’yi büyütür göstererek küçültmek olacaktır. Bilinçli olarak dağıtılan haritalardaki sınırlar, güdümlü olarak gündemimize taşınan eyalet tartışmaları ve çeşitli yasalarda yapılmak istenen yerel otoriteleri güçlendirme düzenlemeleri unutulmamalıdır. Bu konuda çok çok dikkatli olmalıyız.

Büyük Ermenistan Hayali ve Sonuç

Unutulmamalıdır ki, bizi buna ikna edeceklerin ayrıca “Büyük Ermenistan hesapları da vardır. Üstelik 2015, “Ermeni olaylarının” 100. yılıdır. Bu hesabı yapanlar için en uygun çözüm; Doğu Akdeniz ile Doğu Karadeniz arasında İsrail-Kürdistan-Ermenistan-Gürcistan zincirini oluşturmaktır. Sapı ABD’nin elinde olacak bu hançer;

  • Süper gücün nihai olarak bölgeye yerleşmesi,
  • Büyük İsrail’in önünün vadedilmiş topraklara doğru açılması,
  • Kürtlere Kerkük petrolü bağlamında Akdeniz koridorunun açılması,
  • İran, Irak, Suriye ve Türk dünyası ile coğrafi bağlarımızın koparılması,
  • Karadeniz, Kafkasya ve Hazar havzasının ABD tarafından kontrolü,
  • Rusya’nın güneyden kuşatılması,

gibi çok büyük hedeflerin de gerçekleşmesi anlamına gelecektir. Bölgemizi ve dünyamızı altüst edecek bu büyük rüyayı gerçekleştirmek günümüz dünya dengelerinde ancak mucizevi bir olay olabilir.

BOP/GOP bağlamında Irak ve çevresinde bundan sonraki süreç; gerek Irak için ve gerekse bu hamlede rol alanlarla, Türkiye gibi bu bölgenin içinde ve yanıbaşında bulunan ülkeler için en az savaş kadar önemli olacaktır.

ABD’nin bölgede Türkiye aleyhine atabileceği yanlış adımlar, bizi ve rakip güçleri en azından karşı önlem almaya ve yeni saflaşmalara yöneltecek, ayrıca Türkiye’de giderek yaygınlaşan ABD aleyhtarlığının büsbütün artması ve kalıcı olması sonucunu da doğuracaktır.

Akıllı bir yönetim, ön yargılı ve kısır hedefler uğruna ABD’ye Türkiye’yi asla kaybettirmez. Bu husus, her yıl temcit pilavı gibi önümüze konulan “Ermeni diyasporasının soykırım soytarılıkları için de öncelikle geçerlidir.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*