YABANCILARDA “TÜRK” VE “MÜSLÜMAN” ALGISI – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______18 Ekim 2012_______

YABANCILARDA “TÜRK” VE “MÜSLÜMAN” ALGISI

Nurullah Çetin
Paylaş:

Bugünlerde iktidar çevreleri, hazırladıkları ve milletin oyuna sunacakları yeni anayasa taslağında “Türk” kelimesini çıkarmaya, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin millî bir Türk devleti olma vasfını yok etmeye, milletimizin adını “Türk milleti” olmaktan çıkarıp ne idüğü belirsiz soyut kavramlara hapsetmeye çalışarak, devleti kozmopolit bir yapıya dönüştürmeye çalışıyorlar. Yeni anayasa yapma teşebbüslerinin hedefi, Türk’süz bir “Yeni Türkiye!” kurmak. Başta anayasa olmak üzere bütün kurumlardan Türk’ü tasfiye projesi, mankurtlaştırılmış Türkler eliyle adım adım uygulanıyor.

Böyle bir çalışma içinde olanlar, Türk’ü salt bir etnik topluluk olarak algılıyorlar ve meseleye etnikçi, kavmiyetçi bir bakış açısıyla yaklaşıyorlar. Müslümancı geçinen İslamcı siyaset esnafı, PKK zihniyeti güdümündeki kavmiyetçi ırkçıları güya memnun etmek için kendi millî kimliklerinden, Türk kimliklerinden utanıyor ve vazgeçiyorlar. Anayasadan Türklüğü çıkarırsak, kendimize “Türk” demezsek sanki kimlerse onlar, memnun edebilecekmişiz gibi. Ayrıca Türklüğü ırkçılık ve günah olarak propaganda ederlerken, Kürt ırkçılığını demokrasi diye yutturmaya çalışıyorlar. İslamcı geçinen siyaset esnafı bilsin ki, “Türk” ve “Müslüman” kelimeleri tarihin çok eski zamanlarından beri birbirinin yerine kullanılmıştır.

Türk, başlarda etnik bir kavim adı olsa bile bugün itibariyle Türkiye sınırları içinde yaşayan herkes, etnik kökeni farklı bile olsa sosyolojik, kültürel ve hukukî değerlerde birleşerek “Türk milleti” olmuştur. Yani ”Türk milleti” tabiri, Türkiye’de yaşayan herkesi içine alan kapsayıcı bir millet adıdır. Tarihin derinliklerinde Türklük, bir kavim adı olmaktan çok, bir millet adı olarak kullanılmıştır. Hatta “Türk”le “Müslüman” çoğu yerde özdeş hale gelmiştir. Nitekim pek çok eski batılı ve diğer milletlerin kaynaklarında bu durum, açıkça görülmektedir.

Batı dünyası, yüzyıllar boyunca Müslüman deyince Türk, Türk deyince Müslüman algılamış, Türk’le Müslümanı özdeşleştirmiştir. Şu örneklere bakalım:

Bir batılı yazar, Müslümanlar için cennet hayatının nasıl olacağını anlattığı bir yazısında “Müslüman” terimi yerine “Türk” terimini kullanır:

“Her biri ellerinde üzerinde limon bulunan çok güzel bir altın tepsi ile gelecekler; Türkler hissetmek ve koklamak için bunu alacaklar. Onu burunlarına yaklaştırdıklarında ise birdenbire çok güzel bir bakire çıkacak.. Türk’ü öpecek ve Türk ile o, elli yıl öylece kalacaklar.. Birbirlerinden ayrılmaksızın. Ve bir erkeğin bir kadından alabileceği her türlü zevki alarak beraber yaşayacaklar.” (Pierre Belon (Bellonius) du Mans, Bir Çok Tuhaflıkların Gözlemi, Paris 1555 (ilk baskısı 1553), fol.177-178)

Burada anlatılan Müslümanlar için cennet hayatının, cennetteki nimetlerin ne olduğunun doğru ya da yanlış bilgiler içermesinden çok; bizim için önemli olan, Batılılara göre 1550’li yıllarda Müslüman deyince Türk anlaşılması, Müslümanlara Türk denmesidir.

Berna Moran, bir incelemesinde şu ifadeleri kullanır:

“Gerçi Ortaçağ’da yazılan vakayinamelerde Türklerden bahisler vardır ama bunların dili Latinceydi ve yazarlar çoğu defa Türklerle diğer Müslüman milletler arasında bir ayrılık yapmazlardı.” (Berna Moran, Edebiyat Üzerine, İletişim Yay., İst.. 2004, s.106)

Bir başka önemli belgeye bakalım:

Yukarıdaki İtalyan ressam Vincenzo Catena (1480-1531)’nın yaptığı resim, Londra’da National Gallery’de sergileniyor ve altında da şu açıklama yazısı var:

Burada diz üstünde Hz. Meryem ve bebeği İsa’ya doğru sürünerek yürüyen askerin Hristiyanlığa geçen bir Türk olabileceği, Avrupa tarzında bir zırh giyindiği, fakat ipek sarığının Kuzey Afrika İslam geleneğine, at koşum takımının İspanya İslam kültürüne, hançer ve duvarda asılı olan kuşağın da İslam geleneğine ait olduğu belirtiliyor.

Dolayısıyla bu resimdeki kişinin etnik kökeni bilinmemekle beraber Türk olmadığı belli ve 16. yüzyılda bir İtalyan ressamı ona “Türk” diyor. Yani Müslümanla Türk’ü bir sayıyor.

 

 

Ayrıca İngiltere Ragbi Ligi’nin şampiyonlarından 1876 yılında futbol kulübü olarak kurulan Saracens, ismini büyük Müslüman komutan Selahaddin Eyyubi’nin 1187’de Kudüs’ü almak için Haçlı ordularına karşı verdiği kahramanca mücadeleden alıyor. Selahaddin’in askerlerine ”Saracens” deniyormuş. ”Saracens”, dayanıklılık, güç, hızlı hareket etme ve heyecanlı olma özelliklerini karşılıyor. Sarecens’in logosunda ay-yıldız ve taraftarlarının başında fes var.

Dolayısıyla Saracens taraftarları Müslüman ordularını Türklerle özdeşleştiriyorlar ve maçları başlarındaki Ay Yıldızlı Osmanlı fesiyle izliyorlar. Takım taraftarlarına göre ”Saracens, ‘Türk askerleri’ demekmiş. (Kaynak: 27 Aralık 2011, http://www.haberarz.com/dunya/osmanli-fesli-ve-ay-yildizli-rugby-takimi-h9239.html)

Sadece Batılılar değil, Pakistanlılar da Türk’le Müslümanı bir görüyor. Nitekim Pakistanlı Prof. Dr. Hanif Fauk, Atatürk (Urduca Yayınlarda) (Ankara Üniversitesi DTCF Yayınları, Ankara 1979) adlı eserinde Türk ve Müslüman terimlerinin aynîliğini şöyle ifade ediyor:

“Hümayun Hindistan’a döndü ve 1555’te Afganlıların iktidarını tamamıyla yok ederek Timuroğlu İmparatorluğunu yeniden kurdu. Bu imparatorluk İngilizlerin Hindistan’a hâkim olmasına kadar devam etti. Bu nedenlerle Hint Müslümanları gerek ırk, gerekse kültür bakımından Türklerden bir hayli etkilenmişlerdir. Hint yarımadası müslümanları Türk olarak tanımlanıyor ve Müslüman olmak, Türk olmak anlamına geliyordu. Tarihe bakılırsa Hint Yarımadasında Türk ve Müslüman kelimeleri eşit anlamlı sözcükler olarak kullanılmıştır.” (s.3)

Hasıl-ı kelâm, bu vatanda yaşayıp da “Ne mutlu Türk’üm” diyenler de, “Elhamdülillah Türk’üm ve Müslümanım” diyenler de, “Hıra Dağı kadar Müslüman, Tanrı Dağı kadar Türk’üm” diyenler de anayasalarına ve millî şahsiyetlerinin ve namuslarının adı olan “Türk milleti” kimliklerine sahip çıkmak zorundadırlar.

 

 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları