143’üncü Yılında Ermeni Mezalimi

Büyük Atatürk bu meselenin adını koydu: “Ermeni mezalimi.” TBMM’nin her açılışında temel meselelere temas ederken silahlı Ermeni çetelerinin ihanet ve vahşetine bu adı vermişti. Gerçeğin tam ifadesi de böyleydi. Ama beğenilmemiş,


Büyük Atatürk bu meselenin adını koydu: “Ermeni mezalimi.”

TBMM’nin her açılışında temel meselelere temas ederken silahlı Ermeni çetelerinin ihanet ve vahşetine bu adı vermişti. Gerçeğin tam ifadesi de böyleydi. Ama beğenilmemiş, “incitici” veya “unutulması” gerekli görülmüş olmalı ki, soruna yeni yeni adlar aramaya koyulduk. Kimi, “Ermeni meselesi, Sözde soykırım, Emperyalist yalan, Ermeni iftirası gibi isimler” buldu ve kullandı. Ancak kucağımızda bulduğumuz insanlık dışı kanlı saldırılara bir ad veremedik. Sonunda; mücadelenin adını, zamanını ve alanını Ermenilerin belirlediği 3 yıla sıkıştırıp “1915 Olayı” diyerek savunmada kaldık.

Birinci hatamız buydu. Aslında egemenliğimize ve ülke bütünlüğüne açık saldırılar, siyaseten 1877-1878’de Berlin Antlaşması ile 143 yıl önce başlatılmıştı. İngiltere, Rusya ve Fransa Osmanlı ülkesindeki Ortodoksların hamisi olmuştu. Doğu Anadolu’da vilâyat-ı sitte (Erzurum, Sivas, Mamüratü’l-Aziz, Bitlis, Van ve Diyarbakır)’de kurulacak Ermeni devletinin alt yapısı için ıslahat yapacak ve sonucunu rapor edecektik. Ermeni çetelerinin ilk terör ve isyan eylemleri ise 1890’da başlayıp 1920’ye kadar 30 yıl devam etti.

Bu dönemde I. Dünya savaşını kaybettik, 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Anlaşmasıyla askeri terhis ettik, silah bıraktık. Suriye’den dönen Ermeni çeteleri, Bolşevik ihtilali üzerine çekilmeye başlayan Rus işgal kuvvetlerinin peşini takip ederek Erzincan’dan Bakü’ye kadar sahada canlı bırakmadı. İnsan, hayvan, bitki ne varsa hepsini yok etti. Bu vahşete/soykırıma örnek olmak üzere Yılmaz Özdil’in 28 Nisan 2021 tarihli Sözcü gazetesinde yayımlanan Kazım Karabekir’in Ankara’ya gönderdiği rapora dayanan yazısından birkaç örnek verelim: Sadece Kars Merkezinde 1700 kişi öldürüldü, Süregül ilçesinin 60 köyü tamamen yok edilmişti, Zarşat ilçesinde yaşayan 25 bin kişinin 5 bini katledildi. Sarıkamış’ta 57 köy haritadan silinmişti. Kağızman da aynı durumdaydı. Arpaçay’ın 35 köyünde canlı insan bırakmamışlardı. Böylece en büyük kitle katliamı gerçekleştirilmişti. Aslında bu örnekler Ermeni çetelerinin muhtelif il, ilçe ve köyde gerçekleştirdiği 30 yıl süren (1890-1920) 40’dan fazla isyan ve terör eylemleri için de fikir vermek üzere geçerli sayılabilir.

Büyük Komutan Kazım Karabekir Paşa 15. Kolordusu ile, sayıca daha kalabalık Ermeni çeteleriyle savaştı yendi ve Genel Kurmay Başkanını esir aldı, Misak-ı Millî sınırları içinde kalan SarıkamışKarsArdahanArtvinBatumIğdır ve Gümrü‘yü geri aldı. 22 Kasım 1920’de sırasıyla Gümrü, Moskova ve Kars Antlaşmalarıyla bugünkü sınırlar belirlendi.

Bunca vahşiyane facialardan sonra çaresiz kalan Ermeni elebaşları Sevr’e gitti, “Biz de savaşan taraftık” dedi masaya oturdu. Ama Millî Mücadele ile Sevr çöpe atılınca hayalleri kısa sürdü. Bu defa Lozan’a (1923) geldiler, ama yüzlerine bakan olmadı. Kaçıncı defa büyük bir hüsrana uğradılar. İlk isyan ve terör saldırısından 33 yıl sonra Lozan Antlaşmasıyla (1923) her şey halledildi sanıp, yaşanan faciaları bir kenara koyarak unutmaya başladık.

Lozan’dan 50 yıl sonra…

Aradan 50 yıl geçtikten sonra 1973 – 1984 yılları arasında, Ermeni terör örgütü (ASALA) 110 silahlı terör eyleminde 42 Türk diplomat ve dış görevlimizi şehit etti. Batının başkent ve büyük şehirlerinde güpegündüz masum insanların öldürülmesine “soykırım” denmezse ne denebilir? Emperyalist devletleri Türklere karşı “kin, nefret ve intikamla” duygularıyla dolu Ermeni teröristleri kullanmayı sürdürecekleri anlaşılıyordu. Ancak bu şekilde terör saldırılarının devamı mümkün olmadığından bu kanlı terör görevi, Beyrut’ta yapılan anlaşmayla PKK – ASALA karmasına devredildi. PKK, 1984’den günümüze kadar Türkiye’de, Irak ve Suriye’de teröre devam ediyor. Şark meselesinin adı BOP oldu. Ermenistan “Bağımsızlık Bildirgesi” ile “Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiye’si ve Batı Ermenistan’da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslararası düzeyde tanınması çabalarını destekleyecektir” Anayasası ile Ağrı Dağını devlet arması yaptı, Türkiye’ye karşı 3 T dediği Tanıma, Tazminat ve Toprak talebinde bulundu. Azılı düşman olduğunu yineledi.

Bu gerçek karşısında: 143 yıllık meselede ikinci hatamız, bir yanda meşru, vatandaşını ve egemenliğini korumaya çalışan Osmanlı Devleti, öbür tarafta insanlık suçu işleyen uluslararası terör örgütü, işbirlikçi Ermeni terör örgütü yokmuş gibi veya aynı konumdaymışız gibi hareket etmek.

Üçüncü hatamız hukuktaki ilk kurşunu kim attı sorusunu sormayı hep unutmak.

Sadi Somuncuoğlu
Yazar

Sadi Somuncuoğlu

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.