Ayrılık tohumları eken Din Şûrası – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk Tarihinde Asya Hunları (İmza Günü)   • Bilgi Şöleni’ne Davet: Şehir Hastaneleri

Ayrılık tohumları eken Din Şûrası

Ankara’da çok önemli bir toplantı yapıldı. 25-28 Kasım (2019) tarihleri arasında gerçekleşen, “Sosyokültürel Değişim ve Diyanet hizmetleri” başlıklı 6. Din Şûrası, Saray’dan CHP’li kaçırma tiyatrosunun yansımaları yüzünden gözlerden kaçtı.

30 Kasım 2019
Hakan Paksoy
Doğru ya da yanlış Müslümanın kendisini ilgilendirir. Yok, eğer toplumu kastediyorsa, toplum hayatını düzenleme de Anayasa’nın görev verdiği kurumları ilgilendirir onlar içinde DİB yoktur.
Doğru ya da yanlış Müslümanın kendisini ilgilendirir. Yok, eğer toplumu kastediyorsa, toplum hayatını düzenleme de Anayasa’nın görev verdiği kurumları ilgilendirir onlar içinde DİB yoktur.

Ankara’da çok önemli bir toplantı yapıldı. 25-28 Kasım (2019) tarihleri arasında gerçekleşen, “Sosyokültürel Değişim ve Diyanet hizmetleri” başlıklı 6. Din Şûrası, Saray’dan CHP’li kaçırma tiyatrosunun yansımaları yüzünden gözlerden kaçtı.

Sosyokültürel kavramı “Aynı anda bir toplumu veya toplumsal bir grubu ve kendine özgü olan kültürü ilgilendiren.” demektir (TDK, Güncel Türkçe Sözlük). Sosyokültürel değişim de toplumdaki değişimi anlatır. Toplumdaki değişimi yönetmek, yönlendirmek, istikamet vermek gibi iddialar doğrudan günlük hayatı ilgilendirir. Elbette bu cümleler doğrudur ancak Diyanet İşleri Başkanı’nın açılış konuşmasındaki, “…sanayi devrimiyle beraber, varlığın aşkın boyutunu yok sayan ve sadece maddeyi merkeze alan Batı’nın… bu yaklaşımın emperyalist yöntemlerle Batı dışına taşımasıyla sosyokültürel değişimin tabii mecrası da esasen ciddi oranda zarar görmüştür” cümleleriyle çok başka bir yöne kaymaktadır. Başkan Ali Erbaş küresel ölçekteki bu toplum mühendisliğinin iki üç asırdır tabii toplumsal yasaları alt üst ettiğini de söylemektedir. Bu tarih Osmanlı Türk Cihan Devleti’nin çağdaşlaşma çabalarının başlangıcına denk gelmekte.

Açılış konuşmasındaki dirilişe dair iki hususa dikkat çekiliyor. Birincisi sosyo-kültürel gerçeklikler göz ardı edilmeden kapsamlı bir eğitim… sağlam inanç ve ahlaki değerlerle hayata rehberlik etmek… İkincisi zamanı ve çağı yeniden inşa ederek sosyo-kültürel değişimi doğal mecrasına döndürmek ve insanlığı maruz kaldığı sosyal, siyasal, kültürel ve iktisadi kuşatmadan kurtaracak yeni bir dünyanın inşası için çalışmak”. Ve arkasından da “Bu bağlamda fıkıh, kelam gibi İslamî hayatın kurucu disiplinlerini yeniden inşa etme çabalarının en büyük eksikliği, hayatı inşa etme gayesinin ve ufkunun oldukça zayıf kalmasıdır.” cümlesi geliyor.

Bu cümleler DİB’in teşkilat yasasında olmayan işleri kapsamaktadır. Fıkıh hukuk, kelam da İslamiyet’in ana ilkelerini konu edinen bilim demektir. Yani Başkan Erbaş; “Türkiye’de yanlış giden bir hayat var, bu hayat kanunlarla yeniden düzeltilecektir” demektedir. DİB karar mercii de değildir. Yasası gereği sadece yürütme, aydınlatma ve ibadet yerlerini yönetme görevi vardır. Hayatı inşa etmek gibi bir iddia çok büyüktür. Ancak Diyanet işler Başkanının göreve başlarken yaptığı konuşmadaki 21. asrın hedonist idrakine, İslam’ın aydınlık istikametini derc edecek ahlak-ı hamide sahibi nitelikli nesillerin yetiştirilmesi adına gurur, umut ve mutluluk vericidir.” sözleri birleştiğinde, Şûra’daki söyledikleri daha da anlam kazanmakta, hedefin değişmeden devam ettiği ortaya çıkmaktadır.

Şûra kararları ne diyor?

Şûranın kararları 37 madde hâlinde açıklandı. Hepsi üzerinde burada değerlendirme yapmak mümkün değil. Ancak gerek akademi gerekse fikir ve siyaset ehlinin üzerinde çalışması gerekli bir konudur. Çünkü görülen o ki camilerde ve diğer yerlerde bir takım faaliyetler hız kazanacaktır.

Kararların ilk maddesi üzerinde tartışmaların çok yoğun olduğu bir konudur. “Dinin, her toplum ve tarih için geçerli olan sabiteleri tartışmaya açılmamalıdır.” denmektedir. Tartışmalar da bu sabitelerin ne olduğu üzerinedir. Kararların açıklanmasına bu cümle ile başlanması da konuya ne kadar önem verildiğini, akademideki tartışmalara devlet kurumu olarak taraf olunduğu ve en önemlisi de şûraya katılanların sadece böyle düşünenler olduğu anlaşılmaktadır.

Kararların ikinci maddesi popüler kültürün insan onuruna aykırı, ölçüsüz haz ve eğlenceyi özendirici etkisi diyerek hedonizmi vurgulanmakta. Bu kendileri gibi düşünmeyenlerin veya bu cümleyi kuranların tercih ettiği tarzın dışında yaşayanların üslubunu söylüyorsa, bu Allah’ın insanlara bahşettiği iradenin kullanımı ile ilgilidir. Doğru ya da yanlış Müslümanın kendisini ilgilendirir. Yok, eğer toplumu kastediyorsa, toplum hayatını düzenleme de Anayasa’nın görev verdiği kurumları ilgilendirir onlar içinde DİB yoktur.

Üçüncü madde, dinî duygu ve düşüncelerin ekonomik, siyasî, kişisel çıkar gibi çeşitli sebeplerle istismar edildiğini ve bunun en somut ve yıkıcı örnekleri olarak FETÖ ve DEAŞ olduğunu söylemektedir. Öncelikle DEAŞ Ülkemizde faaliyet gösteren bir terör örgütü değildir. Elbette Türkiye için de bir tehdittir. Ancak FETÖ’nün yanına koyularak ülkemizdeki diğer cemaat ve tarikat yapılanmaları ayrı tutulmaktadır. Bununla birlikte altıncı maddenin ilk cümlesi ile “Dinî gruplar çoğunlukla toplumsal hayatın olağan seyri içerisinde meydana gelen oluşumlardır.” denilmekle de onları meşru doğal ve gerekli görülmektedir. Devamında bu oluşumların denetime açık hâle getirilmesi belirtilmektedir ki, bu tarikatlara ve cemaatlere bir statü kazandırmak anlamına gelir. Bu da devlet ve millet için tehdidin daha da büyümesi sonuçlarını doğurur.

En önemli maddelerden birisi de beşincisidir. DİB’nın inanç karşıtı akımlara karşı uygun içerikler oluşturup sosyal medyada yayılımını sağlamaktan bahsetmektedir. Hâlbuki bugün iktidarı devam eden siyasetin geçmişte “Devlet kendi halkına psikolojik harekât yapar mı?” diyerek Millî Güvenlik Kuruluna bağlı Psikolojik Harekât Dairesini kapattığı arşivlerdedir. Bu yapılmak istenenin psikolojik harekât olduğu da açıktır.

Yedinci madde Diyanet İşleri Başkanlığının ve Şûra’nın Türk Milletini parçalara ayırması anlamına gelmektedir. Hâlbuki Türk Milleti bir ve bütündür. Karar’ın ilk iki cümlesi “Yüce Allah, kudretinin bir delili olarak insanları farklı renk, dil ve ırklarda yaratmış ve bunu insanların tanışması ve kaynaşması için vesile kılmıştır. Bu itibarla gerek birey gerek millet bazında hiçbir üstünlük sebebi olmayan etnik kökeni üzerinden bir kesimi dışlamak veya ötekileştirmek asla kabul edilemez.Bu cümlelerdeki “millet bazında” kelimeleri olmadığı takdirde çok doğrudur ancak millet kavramıyla birlikte asla kabul etmek mümkün değildir. Hem Allah’ın hükmüne aykırıdır hem de Türk Milletine bühtandır. Esas karardaki cümle ile ayrım yapılmaktadır. Ayrıca ve daha da önemlisi bu düşünceler siyasetin tartıştığı hususlardır ve DİB siyasî tartışmalara girmiştir.

Akademinin yapması gereken bu şûra sadece kendileri gibi düşünenlerle yapılmış ve ümmetin önemli bir parçası olan Türk Milleti arasına ayrılık tohumları serpmektedir.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları