18 Mayıs 1944

Onlar da insandı. Ötekiler. Türkler. 1944 yılında sürgün edilen Kırım Türkleri vatanlarına dönecekleri umudunu hiç kaybetmedi. Kimileri döndü, kimileri vatan hasreti içinde...


Yakın geçmişte kullanılmaya başlanan ve kısa sürede benimsenen bir kavram var: “Öteki”. Herhangi bir toplumda ezilen, hakları yenen, görmezden gelinen, mağdur olan kısacası dezavantajlı durumda olanlar için kullanılan bir sözcük. Öteki ve ötekileştirmek kavramları Türkleri suçlamak için de çokça kullanılıyor. “Türklerin ötekileştirdikleri”, “Türklerin zulmettikleri”, “Türklerin soykırım yaptıkları”, “Türkler tarafından hakları yenilenler” gibi Türk düşmanlığının kapanmak bilmeyen çeşmesinden akan sonsuz zehirler… Oysaki tarihi ve güncel gerçek tüm çarpıcılığı ile şudur ki Türkler birkaç istisna dışında bütün dünyanın ötekisidir. Söz konusu Türk düşmanlığı olduğunda birbirine en uzak cepheler bile derhal birleşir. Pek çoklarının kimliğini ne oldukları değil, Türk olmamaları tanımlar. Türkler tarih boyunca bazen kendi vatanının içinde öteki olmuştur, hor görülmüştür, çoğu zaman da dünyanın geri kalanının başlıca ötekisi olmuştur.

Dünyanın büyük bir kısmı ve içimizdeki “Türkiyeliler” işlenmemiş suçlar için özür dile diye küstah çığlıklar atarken, yıllarca sürgün edilen, öz vatanları elinden alınan, daha sürgün yollarında can veren, soykırıma uğratılan, dilleri yok edilen, uydurma alfabelerle birbiri ile anlaşamaz hale getirilen Türklerden özür dilemek hiç kimsenin aklına gelmez. Türk düşmanlığı en geçer akçedir. Türk’ü suçlayana, iftira atana en büyük uluslararası ödüller verilir. Bütün dünyanın ötekisi, bütün dünyanın yapayalnızı Türk sesini kime duyursun? Yüzyıllardır şarkılarına, şiirlerine, ağıtlarına döker anlatır acısını. 1991 yılında Kırım Tatarlarının ulusal marşı olarak kabul edilen Ant Entkenmen’in sözlerinden bu acı yansımaktadır:

Ant etkenmen milletimniñ yarasını sarmağa

(Ant etmişim milletimin yarasını sarmaya)

Nasıl bolsun eki qardaş birbirini körmesin?

(Nasıl olur da, iki kardeş birbirini görmesin?)

Onlar içün ökünmesem, muğaymasam, yaşasam

(Onlar için üzülmesem, kaygılanmasam, yaşasam)

Közlerimden aqqan yaşlar derya-deñiz qan bolsun

(Gözlerimden akan yaşlar derya deniz kan olsun!)

Kırım Türkleri, Karaçay Türkleri,  Ahıska Türkleri, Uygur Türkleri, Balkan Türkleri… Aynı heybetli ağacın kolları, dalları. Bir yandan içeriden kurtlar kemirir, bir yandan eli baltalı, ruhu karanlık yabancı eller davranır, yine de yıkamazlar Türk adlı ulu çınarı. Bir Karaçay atasözü “Cangız taşdan kala bolmaz” yani “Yalnız taştan kale olmaz” der. Bu atasözünü Türk düşmanları o kadar iyi bilmektedir ki, Türkler birleşip yıkılmaz bir kale haline gelmesin diye uğraşır dururlar.

Bugün, 18 Mayıs 2021. Kırım Türklerinin sürgün edilişinin 77. yıldönümü. Kırım Türkleri ki, Türklük bilincini, Türk birliği bilincini; Turan gerçeğini ilk uyandıran öncüleri yetiştirmiştir. “Dilde birlik, fikirde birlik, işte birlik” diyerek Kızılelma’ya giden yolu en güzel şekilde, tek cümle ile zihinlerde, yüreklerde yakan Gaspıralı İsmail Bey gibi öncüler hep Kırım Türküdür.

Kırım sürgününü ana hatları ile hatırlamak gerekirse:

1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı’nı bitiren Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrıldı.

1783 yılında Rusya Kırım’ı işgal etti. Türk toprağı Kırım, Rusya’nın bir vilayeti haline geldi. Kırım Türkleri ağır baskı altında kaldı ve göç etmeye başladı.

1939 yılında II. Dünya Savaşı başlayınca Kırım Nazi Almanya’sının kontrolüne girdi. Ruslar Kırım’ı Almanlardan geri aldı. Rus üniforması ile Almanlara karşı savaşan Kırım Türkleri savaşın sonlarına doğru Alman üniforması ile Ruslara karşı Türkistan hayalleri ile savaşmıştı. Rusya Kırım Türklerini Almanlar ile işbirliği yapmakla suçladı. Kırım Türkleri korkunç bir zulme uğradı. Toplu olarak kurşuna dizilmekten asılmaya kadar en korkunç şekilde katledildiler. Daha sonra Kırım’dan tamamen sürülmelerine karar verildi.

18 Mayıs 1944 tarihinde Stalin’in bir kararnamesi ile sabaha karşı 250 bine yakın Kırım Türkü hayvan vagonlarına doldurularak Orta Asya’nın çeşitli bölgelerine sürgün edildi. Savaşabilecek durumda olan genç ve sağlıklı kişiler Sovyet ordusunda silahaltındaydı. Sürgün edilenler çoğunlukla yaşlılar, kadınlar ve çocuklardı.  Bu vagonlarda koşullar o kadar kötüydü ki pek çok Kırım Türkü daha yolda vefat etti. Nefes almanın bile mümkün olmadığı, içecek bir yudum suyun bulunmadığı bu zülüm treni binlerce Türk’e mezar olmuştu. Bir kısım Kırım Türkü sürgün edildikleri bölgelerde can verdi. Bu gerçek bir soykırımdı.

Kırım Türklerinden boşalan yerlere Ukraynalılar ve Ruslar yerleştirilmeye başlanmıştı. Türk vatanında Türk’ten hiçbir iz bırakmamak, Kırım’ı slavlaştırmak politikası güdülüyordu. 14 Aralık 1944’te alınan bir kararla Kırım’daki bütün Türkçe yer adları Rusça adlarla değiştirilmeye başlandı. Geride kalan evleri, bahçeleri, malları Ruslar tarafından yağmalanmıştı. Buralara yerleştirilen Ruslara yıllarca Kırım Türkleri aleyhinde propaganda yapıldığı için sürgün edilenlere düşmanlık, kin ve nefret ile dolu idiler. Bereketli, güzel Kırım artık yabancıların elindeydi. Ancak bütün bunlara rağmen Türk dünyasında kahramanlar, dava adamları hiç bitmez. Türkler içlerinden çıkardıkları öncü kişiler ile umutlarını, mücadele güçlerini her zaman diri tutmuşlardır. Ömrü zulümler içinde geçen Mustafa Cemil Kırımoğlu da bu kahramanlardan biridir. 1944 yılında henüz bebek iken ailesi ile sürgün edilenler arasında yer almıştır. Bütün yaşamını Kırım Türklerinin haklı davasına adamış, bunun için mücadele etmiştir. Hiçbir zulüm onu davasından vazgeçirememiştir. Bu vesile ile bu değerli insana saygılarımızı sunuyoruz.

Yazar Cengiz DağcıOnlar da İnsandı” adlı romanında Kırım’a yerleştirilen Ruslardan biri olan Pavlenko’nun bir gazete makalesinden söz eder. Pavlenko yazısında Kırım ile ilgili olarak “Yeryüzünde bir cennet buldun da bize verdin Stalin yoldaş! Ömrün uzun olsun!” gibi cümleler yazmıştır. Dağcı romanında:

Yazıyı okuyorum. Kalbimi, bütün benliğimi sızlatan, çok acı, çok içli şeyler yazıyor. Çenelerim sıkılıyor, gözlerim kararıyor. (…) Ama ağlamıyorum. Haykırmıyorum. (…) Pavlenko yoldaş coşuyor, sevincini yazıyor. Niçin yazmasın, niçin sevinmesin? O da insan değil mi? “Tanrım” diyorum. “Onlar da insan! Acı onlara! Kendileri gibi başkalarının da insan olduklarına inandır onları! Ötekiler, o hayvan gibi sürülüp götürülenler… Onlar da insandı!”

Onlar da insandı. Ötekiler. Türkler. 1944 yılında sürgün edilen Kırım Türkleri vatanlarına dönecekleri umudunu hiç kaybetmedi. Kimileri döndü, kimileri vatan hasreti içinde “Men bu yerde yaşalmadım yaşlığıma toyalmadım Vatanıma hasret kaldım ey güzel Kırım” diyerek bu dünyadan göçtü gitti. Geri dönmemek üzere koptuklarını, ayrı düştüklerini bilerek yaşadılar.

Türk dünyasının bu acı gününü, öz yurtlarından kopartılan Kırım Türklerini sürgünün 77. Yılında derin bir üzüntü ile anıyoruz. Tarihten defalarca aldığımız dersle bir kere daha hatırlıyoruz ki yalnız taştan kale olmaz. Türkler birlik olduğu gün yıkılmaz bir kale olacaktır.

 

 

 

 

Avatar
Yazar

Özgehan Özkan

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.