1939 Erzincan Depremi’nden 2023 Maraş’a

Erzincan Depremi’nde, yokluklar içinde, yüzyılın en büyük felaketi birlik ve beraberlikle aşılmıştı. Ama imkanlarımızın mukayese bile edilemeyeceği bugün yine o kadar büyük bir felaket yaşanırken birlik hâlâ sağlanamadı. Ve ayrışma sertleşerek devam ediyor. Tarih bunun sorumlularını yazacak.


Paylaşın:

Değişen çok şey var

“27/12/1939 Salı gecesi saat tam iki. Kuzey rüzgarları bütün şiddetiyle esmekte. Akşamdan beri durmadan uluyan köpekler artık susmuşlar. Ve dondurucu soğuktan korunmak için kim bilir nerelere sokulmuşlar? Hayvanlar son gevişlerini çoktan bitirerek rahat bir uykuya dalmışlar. Evlerde sobalar kararalı ve lambalar söneli dört saat olmuş. Annelerin şefkatli kolları koyunlarında yatan yavrularından çözüleli, sevgililer tatlı ve âşıkane sohbetlerini bitireli epeyce zaman geçmiş. Herkes ılık odasında derin ve tatlı bir uyku içinde…

İşte tam bu hengâmede idi ki yer altından korkunç gürültüler gelmeğe başladı.”

Bu satırlar, öğretmen Hulâgû Baykal’ın 1939 Zelzelesinde Mesudiye isimli küçük eserinin giriş paragrafı. Anlaşılacağı üzere 1939 Erzincan Depreminden bahsediyor.

Depremin büyüklüğü 7.9 olarak ölçülmüş. Sarsıntılar doğu batı istikametinde yaklaşık 400 km, kuzey güney istikametinde 200 km’lik bir bölgede tahribata ve can kaybına sebep olmuş. Merkez üssü Erzincan ama Sivas, Amasya, Tokat, Samsun, Ordu, Giresun, Gümüşhane, Yozgat ve Tunceli vilayetlerinde yaşanmış. En fazla da Erzincan, Tokat, Sivas ve Ordu’da yıkmış.

Sadece deprem değil, -35 dereceyi bulan soğuk da perişan etmiş. Sonrasında ülkede sel felaketi de meydana gelmiş.

İletişim sadece telgraf ve manyetolu telefonla. Çoğu yerde onlar da çalışmamış. Bugünkü gibi müdahale edildiği akla gelmesin (!) hatlar depremden etkilenmiş. 

Hulâgû Öğretmen, “Ordu ve Koylahisar (Koyulhisar H.P) hatları bozulmuştu. Şef Şevket Karahan beyhude yere telefonu manyato yapıp duruyordu. Kar ve tipi bütün şiddetiyle devam ettiği için hiçbir tarafa atlı ve yaya adam göndermenin de imkânı yoktu. Bu durumu ile Mesudiye tam bir ‘Ergenekon’u temsil ediyordu. Onu kurtaracak Bozkurt acaba ne zaman çıkacaktı?” diye yazıyor.

Devlet ve millet elele

Depremin duyulmasından hemen sonra 27 Aralık günü TBMM toplanmış, Sıhhiye ve Muaveneti İçtimaiye Vekili (Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı) Hulusi Alakaş Meclis’e gelen telgraflar üzerinden bilgi vermiştir. Ertesi gün sabah da, “… Dahiliye Vekili B. Faik Öztrak ve Sıhhiye Vekili Dr. Hulusi Alataş saat 09:40 treni ile Ankara’dan deprem bölgesine gitmek içinyola çıkarlar. Uçakla değil tabi, trenle. Karayolu da kış şartlarından ötürü ulaşıma imkân vermemektedir.

Trende, beraberlerindeki gazeteciler aracılığıyla bilgi vermeye de başlarlar. Erzincan’da tek bir nakil vasıtası sağlam kalmamıştır. Çevreden araçlar gönderilir. İnceleme için de müfettişler de sevk edilmiştir. Depremzedelerin çevre illere nakli planlamaları da başlanır. 

Cumhurbaşkanı İnönü de Erzincan’a varır. Yıkımın büyüklüğü karşısında çok etkilenmiştir. 

Deprem bölgesine ilk yardımlar Kızılay Cemiyeti tarafından gönderilmeye başlamıştır. 27 Aralık’ta TBMM, Millî Muavenet (yardımlaşma) Komitesi kurulması kararını alır. O gün de ciddi bir hayat pahalılığı vardı. Bununla birlikte Türk Milleti, Hükümet’in 28 Aralık’taki, “Felakete uğrayan vatandaşların ümidi devlette ve sizlerdedir.” çağrısına koşar. Türkiye’nin her tarafında yardım kampanyaları açılmıştır.

Bakanlar 10 Ocak’ta dönerler. İlk işleri yine TBMM’ye bilgi vermek olmuştur. Neler olduğu ve nelerin yapıldığını anlatırlar. Büyük çoğunluğu asker olmak üzere yurdun birçok yerinden deprem bölgesine insan gücü sevk edilir. Hatta İmralı Cezaevi’ndeki tutuklulardan da gönderilmiştir. Dahiliye Vekili konuşmasında tutukluların hizmetinden “asilâne fedakârlık” diye bahseder. Sonunda da, “Sizleri temin ederim ki vazifeli veya vazifesiz herkes namuskârene çalışmış ve çalışıyor.” diyecektir.

Eli öpülesi insanlar

Hulâgû Baykal’ın 18 (on sekiz) sayfalık küçücük kitabı çok şey anlatıyor. Faik Öztrak’ın son sözlerini teyit eden yaşanmışlıklar görülüyor. En dikkat çekici ayrıntı da Mesudiye’deki yöneticiler ile memurlar ve halk arasındaki nezaket ve dayanışma. Çok yüksek bir ruhla hizmet ediliyor.

Mevsim kıştır. Kar ve tipinin hiç dinmediği bir hava hâkimdir. Dolayısıyla ilk iş olarak eldeki imkânlarla barınma alanları kuruluyor. Kadınlar da canla başla çalışıyorlar. Herkes üzerine düşeni yapıyor. Sonra ilk yardım için köylere heyetler çıkarıyorlar.

Bu ekipler yanlarına ilk yardım malzemesi alıyorlar. Ama akla hemen bugünkü gibi geniş imkânlar gelmesin. Olan da tentürdiyotla pamuk. Biraz çay biraz şeker ve biraz da yiyecek. Hepsi bu kadar. Büyük zorluklarla köylere uylaşıp yardım ediyorlar. 

Hulâgû Hoca’nın, (Köylere) Girerken bizi ağlayanlar karşılamıştı. Çıkarken İse kalpleri ümit ve sevinçle dolu olanlar uğurladı” cümlesi benim için hiç yabancı değil. Ben de Maraş depremlerinin ilk günlerinde, çadır kampında küçücük güzelliklerle mutlu olabildiklerine şahit olmuştum. Zor dönemde hatırlanmak ne kadar önemli. Yalnız olmadığını bilmek, devletini yanında görmek. Mesudiye köylerine de devlet memurları ulaşıyor. Öğretmen, memur  ya da Kızılay çalışanı…

Bir ihsaiyat (istatistik) bürosu kuruluyor. Gelen malzeme ve yapılan işler kayıt altına alınıyor. Bu sistem elbette çok önemli ama benim dikkatimi aşağıdaki görevlendirmedeki nezaket çekti.

Millî Muavenet (Yardım) Komitesi üyesinin yazdığı yazı ve Komite Başkanı Kaymakam’ın havalesindeki insana saygı çok görünür hâlde. Özellikle Kaymakam’ın “Hürmetler” ifadesi çarpıcı. Maraş’ta, çadır kampında, hem sorup hem de sırtını dönerek dinlemeye çalışan vali yardımcısı aklıma geliyor.

Olaylar aynı ama…

6 Şubat 2023 günü sabaha karşı 04:17’de başlayan depremlerle Erzincan Depremi arasında hem benzerlikler hem de farklar var. 

Erzincan depremi de 11 ili vurdu, Maraş depremleri de. Erzincan depremi de nüfus hareketlerine sebep oldu Maraş depremleri de. Erzincan Depremi de büyük trajediler yarattı Maraş depremleri de… 

Erzincan Depreminde 33.000 kişiyi kaybettik. Bu depremlerde, açıklanan, kaybımızın 50.000’i geçtiği. Ancak, kayıpların nüfusa oranı açısından bakıldığında 1939 daha etkili denebilir de. Sadece o günkü Erzincan’ın 60.000 olan nüfusunun 15.631 kişisini kaybettiği düşünüldüğünde %25’lik bir kayıp söz konusu . Ama hayata etkisi açısından büyük fark yok.

Devletin ve Türk Milleti’nin sahip olduğu imkanların farklı olduğunu da biliyoruz. O gün yollarını insan gücüyle açmaya çalışan devletin hemen bölgeye ulaştığını belgelerden anlıyoruz. Bugün ise Türk Milleti, devleti gelene kadar deprem bölgesindeydi.

Deprem, çocukları o gün de öksüz ve yetim bırakmıştı bugün de. O gün onlara devlet sahip çıkmıştı. Bugün ise tarikatların ve cemaatlerin bu işe soyunduğuna dair haberler var.

Ve en önemlisi 1939’da hesap vermek için defter tutuluyordu. Bugün ise defterin hesap sorulmak için tutulduğunu Cumhurbaşkanı açıkladı.

Erzincan Depremi’nde, yokluklar içinde, yüzyılın en büyük felaketi birlik ve beraberlikle aşılmıştı. Ama imkanlarımızın mukayese bile edilemeyeceği bugün yine o kadar büyük bir felaket yaşanırken birlik hâlâ sağlanamadı. Ve ayrışma sertleşerek devam ediyor. Tarih bunun sorumlularını yazacak.

Yazar

Hakan Paksoy

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar