2 Kasım 1943 Karaçay Sürgünü

Karaçay Türkleri uzun yıllar, Stalin yönetiminin kollektifleştirme politikalarına karşı direnmiştir. 30’lu yılların sonuna kadar, imkânsızlıklar ve yokluklar içinde Sovyet ordusuna karşı mücadele etmişlerdir. Bağımsızlık ve onur, bütün Türkler için daima kendi yaşamlarından daha değerli olmuştur.


Büyük Türk milleti. Kökü derinlerde, dalları ufkun ötesinde, gövdesi sağlam dev çınar ağacı. Ne kadar sağlammışsın, ne kadar güçlüymüşsün ki yıkılmıyorsun. Yıkamıyorlar.

Tarihin koridorlarında şöyle bir dolaştığımız zaman insanın en ilkel zamanlarından millet olmuş çağlarına kadar gezdiğimizde her bir milletin kendine özgü yaşam çizgisini görürüz. Savaşlarını, barışlarını, varlıklarını, yokluklarını izleriz. Kuruluşlarını, yıkılışlarını, dostlarını, düşmanlarını okuruz. Bu büyük resmin “Türk” kısmına geldiğimizde ise hiç birinin yaşamadığı, yaşayamayacağı çılgın dalgalı bir denizin ortasında kendimizi buluruz. Türk’ün tarihi hem mutluluk, kahramanlık, büyüklük hem de acı, düşmanlık ve ihanetlerin gelgitleri arasında çalkalanıp duran dev bir deniz olarak karşımıza çıkar. Bu deniz hem içeriden hem de dışarıdan kurutulmaya, yok edilmeye çalışılan sonsuz bir Türk mavisidir.

Kitle iletişim araçlarında mağdur olduğu düşünülenler ile dayanışmayı ifade eden “Hepimiz şuyuz” “Hepimiz buyuz” şeklinde sloganları sıklıkla görürüz. Ancak sıra Türk’ün yalnızlığına geldiğinde bir türlü bu dayanışmayı göremeyiz. Dayanışmayı görmek bir yana, iftiraların, suçlamaların ardı arkası bir türlü kesilmez. Kendi karanlık tarihlerini görmeyenler, kirli sözleri ile Türk’ün tarihine kara çalma çabasından bir an olsun geri kalmazlar. Oysa ki en çok zulme uğrayan milletlerden biri Türk milletidir. Kırım Türkleri, Uygur Türkleri, Balkanlardaki Türkler, Ahıska Türkleri, Karaçay-Malkar Türkleri… Liste uzayıp gider. Yalnız olduğunu bilen Türk milleti, acılarını sinelerine gömüp, vakar içinde yollarına devam ederler.

Kafkasya’daki trajedi

2 Kasım 1943. Kafkasya’da yaşayan bir Türk topluluğu olan Karaçay Türklerinin sürgün ediliş tarihi. Sürgün sözcüğü yetersiz kalır. Buna soykırım demek bile mümkündür. 2 Kasım, sözümona birilerinin “Barbar” diye yaftalamaya çalıştığı Türklerin en büyük barbarlıklara maruz kalışının yıl dönümüdür.

Karaçay Türkleri Mingitav (Elbruz Dağı) çevresinde yurt tutmuş bir Türk topluluğudur. Mingitav’ın bir yamacında Karaçay Türkleri, diğer yamacında Malkar Türkleri yaşamaktadır. Her ikisi de kardeş Türk topluluğudur. Malkar Türkleri de Mart 1944’te Stalin’in zulmüne maruz kalmıştır. Kendi öz yurtlarından kopartılarak, başta Sibirya olmak üzere farklı yerlere sürgün edilmişlerdir.

Karaçay Türkleri uzun yıllar, Stalin yönetiminin kollektifleştirme politikalarına karşı direnmiştir. 30’lu yılların sonuna kadar, imkânsızlıklar ve yokluklar içinde Sovyet ordusuna karşı mücadele etmişlerdir. Bağımsızlık ve onur, bütün Türkler için daima kendi yaşamlarından daha değerli olmuştur. Bu kural Karaçay Türkleri için de geçerlidir. Karaçay Türklerinin bu ölüm kalım mücadelesi, Stalin yönetimi nezdinde onları, büsbütün, “Yok edilmesi gereken rejim düşmanları” haline getirmiştir. Karaçay Türkleri yok edilmeli, edilemeyenler uzaklara sürgün edilmelidir.

Söz konusu Türklerse

Karaçay Türkleri İkinci Dünya Savaşı yıllarında Sovyet ordularına karşı Almanya’nın yanında savaşa girmiştir. Almanlar ile Rusların savaşında Karaçaylılar Stalin’in birliklerinin büyük bir bölümünü imha etmiştir. Bir süre Almanlar ile işbirliği yapılmış, Almanlar da bölgede Karaçay Türklerinin haklarını tanıdıklarını gösteren bazı davranışlar sergilemiştir (Milli idarenin kurulması ve din serbestliğinin sağlanması gibi).  Ancak tarih Türk milletine defalarca öğretmiştir ki Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur. Bu boş bir romantizm, aşırı bir görüşün heyecanlı ifadesi değildir. Binlerce yılda edinilmiş en acı tecrübenin billurlaşmış son cümlesidir. Yıllarca Sovyet zulmü altında acı çeken Karaçaylılar, her ne kadar Almanlara sempati ve yakınlık gösterseler de Aksakallılar, bilge kişiler bu kadar ödünün doğru olmadığının farkındadır. Aksakallı bilgeler yabancıya güvenilmeyeceğini bilmektedir. Söz konusu olan Türk birliği olduğunda dost diye bir şey yoktur. Nitekim Karaçay Türkleri kardeş Malkar Türkleri ile birleşmek için Alman Komutanlığına başvurduklarında türlü bahanelerle başvuruları geri çevrilmiş, oyalanmışlardır. Niyetleri dostluk değil, Kafkasya’yı kendi milli amaçları doğrultusunda kullanmaktır.

1942 yılı sonlarına doğru Alman ordusu yenilmiş ve geri çekilmek zorunda kalmıştır. Yalnız Türk’ün yalnızlığı bir kez daha tüm gerçekliği ile kendini gösterir. Stalin orduları, var olan düşmanlığı katlanmış bir biçimde Karaçay’a saldırır. Güçlü silahlara karşı en büyük gücü bağımsızlık özlemi olan Karaçaylılar uzun süre direnirler. Ama belli ki bu adanmış ve inanmış insanları topla tüfekle yok etmek mümkün değildi. Sovyet rejimi son çareye başvurdu: sürgün. Karaçay Türkleri 2 Kasım 1943 tarihinde tıpkı Kırım Türklerine yapıldığı gibi, hayvan vagonlarına doldurularak en korkunç şartlarda, ölümüne bir sürgüne gönderildiler. Bu sürgünde nüfuslarının çok büyük bir bölümü kaybedilmiştir. 14 yıl süren sürgün sonunda, Stalin’in ölümü ardından Komünist Parti birinci sekreteri olan Nikita Kruşçev tarafından haksızlığa uğradıkları kabul edilmiş ve öz yurtlarına geri dönmüşlerdir.

Öz yurtlarına dönseler bile bu güzel insanların yüreklerinden, bakışlarından, gözlerinden, sözlerinden dinmeyen bir acının silinmez izi öylece kalmıştır.

Türk’ün kaderi Karaçaylıların çok sevdikleri Mingitav için söyledikleri şu şarkıdaki gibidir:

Kün aruv çuvak tursan da (Güneşte güzel, duru dursan da)

Tohtamaydı boranın (Durmaz fırtınaların)

Kış da cay da erimeydi (Kışın da yazın da erimez)

Üssündeki buzların (Üstündeki buzların).

Avatar
Yazar

Özgehan Özkan

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.