2020 Korona maceramız – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Söz konusu açık oturum-15: Korona/ Eba / Andımız   • Bütün bilinmeyenleriyle varlık fonu

2020 Korona maceramız

Bitti şükür diyorduk. Ekonomimiz de bittim demeye başlamıştı zaten. Açıldık ve o yüzden ikinci dalga birinciden güçlü geldi. Asya- Pasifik ülkeleri böyle yapmadı ve hemen hepsi aşıya kadar sabredebildi.

17 Aralık 2020
İskender Öksüz

Aylar önce korona virüsü salgını hakkında bazı tahminlerde bulunmuştum. Hani tahsilli tahmin denilen cinsten. Çin örneği önümüzdeydi ve eğrinin gidişi belliydi. İlk dalganın ne zaman sonlanacağı bu tahminlerden biriydi. Korona virüsünün herkese bulaşmadan ortadan kaybolmayacağı bir diğeri… Çekiç darbesine benzetilen sert kapanmadan sonra dans denilen; ölçerek, düşünerek atılacak adımlar gerektiği de. Bu tahminlerin “tahsilli” yönü, Nobel ödüllü biyolog, Prof. Daniel Levitt’i, Harvard’ın bulaşıcı hastalık hocası Marc Lipsitch’i ve verileri analiz edip pek güzel özetleyen Thomas Pueyo’yu okumamdan ibaretti. “Çekiç ve Dans” Pueyo’nun dünya çapında on milyonlarca kişinin okuduğu makalesinin başlığıdır.

Kendimizi ve sınırlarımızı kapatmak ekonomik güce bağlı

Bizim dansımız biraz uzadı. Çin gibi uzun süre ve tam kapanacak ekonomik gücümüz yoktu. Tam kapanmak neye benziyor, biliyor musunuz? NASA salgının ilk çıktığı Wuhan’ın uydu fotoğraflarını yayımladı. Salgından önce hava kirliliğine gömülmüş, is bulutunun içindeki şehrin görünmediği bir bölge. Salgın sırasında tam aksine pırıl pırıl bir şehir. Kısıtlama öyle kısıtlıymış ki değil fabrika, sanki yoldan kedi-köpek bile geçmemiş.

Yine ekonomik sebeplerden sınırlarımızı kapatacak gücümüz de yoktu. Şu anda bile kısıtlamaları turistlere uygulayamıyoruz. Hani virüs pasaport kontrolü yapıp ona göre bulaşırmış gibi.

İkinci tahminim, “Her nefs koronayı tadacaktır” idi. Geçirenlerin sayısı onbinde birkaçtan yüzdelere doğru büyüdü. Her nefsin tatmasının bir yolu da aşıdır demiş, aşının beklenenden çok önce bulunacağını söylemiştim. Aşı beklenenden çok önce bulundu; hem bir değil birkaç aşı birden. İnsanlar tifo aşısı, verem aşısı gibi 20. asırda yapılan çalışmaları örnek gösterip, “şu otuz yılda, öbürüsü on yılda bulundu, o halde…” diye tahmin yapıyordu. Bir yılda halledildi.

Bilim artı teknoloji

Virüs daha Çin’den çıkmadan genom sıralaması çözüldü ve dünya laboratuvarları bu konuda bilgilendi. Büyük bilgisayar şirketleri, bilgisayar çiftlikleri, virüs çalışmaları için dev ağlar kurdular. Bol sayıda disk veya bilgisayar barındıran tesislere “çiftlik” deniyor.

Her konuda komplo arayan paranoidler, hemen bundan da hile çıkardılar: Aşı zaten vardı, onun için hızlı bulunmuş gibi yaptılar. Hatta daha kuyruklu komplo: Virüsü de aşıyı da birlikte ürettiler. Şimdi vurgunu vuracaklar. Düzinelerle ülke, yüzlerce yeni aşıyı bulduk deyip insanları nasıl da aldatıyor!

Kardeşim Namık Kemal Öksüz, bilgisayar uzmanıdır. Ana bilgisayar- mainframe- denilen sistemlerin on yıllar boyu, başından sonuna kadar tesisini ve işletmesini yaptı. Bana yazdığı bir notta şunları anlatıyor:

“Aşı geliştirme süre ve süreçleri ile ilgili olarak kendi sahama giren konuda ben de bir şeyler yazayım. Hatırlarsanız aya insan indirilen tarih 1969 Temmuzu idi. O gün bu hesapları yapan bilgisayarlar yaklaşık 400m2’ye sığıyordu. Kapasiteleri de elimizde dolaştırdığımız cep telefonlarına göre -yazıyla- yaklaşık “bir milyon” kez küçük ve yavaştı. Şu anda tıbbın hizmetinde iteratif deney çalışmaları için kullanılan eski ve yeni bilgisayarları mukayese edecek olursak, elli yıl önce yıllara yayılacak bir aşı çalışmasını bugün 2 dakikaya indirecek hıza ulaştık. Tabii bu teknolojik gelişmenin beslendiği daha birçok dal var. Meselâ o senelerce süren aşı çalışmaları sırasında daha genetik mühendisliği diye bir dal yoktu. Tıp o güne göre onlarca kat gelişmemişti. Mikrobiyoloji ve kimyada da gelişmeler bu boyutlarda değildi. Dolayısı bulunması 10 sene alan bilmem ne aşısının geliştirme zamanı günümüzdeki sürelerle kıyas edilemez.”

Bu kadar kapandık yetti

Sonra, ilk dalga yatışırken kavşakta yol bekleyen şoför psikolojisine girdik. Nedir o psikoloji? Yan yoldan ana yola çıkarken gözlersiniz. Size doğru gelen en yakın araba, çıkıp yeterince hızlanmanıza izin verecek uzaklıktaysa, yani siz çıkış manevranızı yaparken gelip vurma ihtimali kalmamışsa çıkarsınız. Yoksa kaç dakikadan beri beklediğiniz, siz beklerken yoldan kaç arabanın geçtiği, arkadaki münasebetsiz şoförün nasıl korna çaldığı,  kaza ihtimalinin umurunda değildir. İşte bekleyen şoför psikolojisi bu gerçeklere uymaz. Ruh haline göre bir dakika sonra, üç dakika sonra veya beş, on, onbeş araba geçtikten sonra eh yeter bekledik deyip çıkar.

1 kişi 5000 kişiye, 175 kişi 300bin kişiye

Bitti şükür diyorduk. Ekonomimiz de bittim demeye başlamıştı zaten. Açıldık ve o yüzden ikinci dalga birinciden güçlü geldi. Asya- Pasifik ülkeleri böyle yapmadı ve hemen hepsi aşıya kadar sabredebildi.

Yılın başında bilmediğimiz, sonradan keşfedilen bir gerçek var. Onu geçen ay yazmıştım. Korona virüsünü modellerken yayılmanın düzgün bir istatistik göstereceğini sanıyorduk. R denen, bir kişinin ortalama kaç kişiye bulaştıracağı parametresi hesaplanmaya çalışılıyordu. Yeni keşif şu: Çoğu zaman bir kişi ancak bir kişiye, hatta sıfır kişiye bulaştırırken, arada sırada bir kişinin binlere bulaştırabildiği görüldü. Yer, zaman, şartlar tahmin edilenden çok kritikti. O yazımda bir kişinin Kore’de 5016 insana bulaştırdığını yazmıştım. Karar’ın geçen Pazar günkü haberi şöyleydi: Boston’daki 175 kişilik bir konferans, 300 000 kişiye virüs bulaşmasına yol açan tek bir kaynakmış!

Yorum yapın!

Comment *

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları