Ahmetcan Aşiri: İdikut Romanı – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • 515’inci Bilgi Şöleni: Tarımda neler oluyor?   • 514’üncü Bilgi Şöleni: Karabağ’da ne oldu?

Ahmetcan Aşiri: İdikut Romanı

Tarihimize bilgi ve belge olarak katkı sunan Budist Uygurlara bugün çok şey borçluyuz. İnsanlık ve Türk tarihi içerisindeki hak ettiği yeri alması için, Çağdaş Uygur Edebiyatında İdikutların ele alınması, İdikutların tanınması açısından çok önemli bir görev icra ediyor.

3 Eylül 2020
Gülcan Havva Eraslan


İdikut Romanı: Dinî İnanç

Din, içerdiği ibadet ve inanç esasları ve ritüelleriyle birlikte sosyal bir kurumdur. Tarihî gelişim süreciyle asıl kaynağından uzaklaşarak bozulup değişebilir veya ortadan kalkabilir. Din olgusunun tarihin her döneminde iktidarların uyguladıkları politikalarla da yakın bir ilişkisi vardır. Bu nedenle dinî inançların izlerini, roman türü içerisinde en sağlıklı ve çeşitli şekilde dinleri ihtiva eden hâlini, genellikle tarihî romanlarda bulmakta ve bunun üzerine incelemeler yapılmaktadır.

Tarihî romanlarda daha çok kendi zamanında belirgin izler bırakmış, önemli olaylara sahne olmuş, toplumların hayatında ve dünyanın gidişatında belirleyici ve dönüştürücü rol oynamış tarihî dönemlere yer verilir. “Romancı, tarihî dönemin ana hatlarına ve gerçek yönüne bağlı kalmalıdır. Yazarın tarihi yorumlama hakkı vardır ancak, değiştirme, bozma, çarpıtma hakkı yoktur. Tarihî romanda konu, yazarı tarafından bizzat gözlenmemiş, yazarın doğumundan önceki bir dönemden ya da henüz bilincinin tam olarak oluşmadığı çocukluk dönemlerinden seçilir.[1]”

Buda’nın inanç öğretisi üzerine kurulmuş olan Budizm, milâttan önce VI. yüzyılda Hindistan’da ortaya çıkmıştır. Budizm, İslamiyet’in yeni yeni duyulur olmaya başladığıı dönemde dünyanın önemli ve popüler öğretileri arasında bulunuyordu. “Budist tüccarların Arabistan’da kurulan fuarlara iştirak etmelerine rağmen gelenlerin azlığı, dillerinin farklılığı ve Budizm’in hâkim olduğu ülkelerin uzak oluşu gibi sebeplerle Budizm ve mensupları hakkında çok az şey biliniyordu. Kuran-ı Kerim’de ve hadislerde de Buda ve Budizm’le ilgili doğrudan bilgi yoktu. Bazı yazarlar, Kuran-ı Kerim’de adı zikredilen peygamber Zülkif’ten maksadın Buda, olduğunu ileri sürmüşlerdir. (Tümer, 1992)” [2] Eski Türk inançları arasında bulunan Budizm, aradan yüzyıllar geçmesine rağmen yazılı ve sözlü edebiyatımızda silik de olsa varlığını hissettirir.

Budist devletin romanı

İdikut, resmî olarak Budizm’i benimseyen İdikut devletinin anlatıldığı tarihî bir romandır. Romanda dinî inançlar ağırlıklı olarak Budizm üzerinden ele alınmaktadır. Şamanizm, totemizm, Gök Tanrı ve İslamiyet’e dair unsurlara da yer veriliyor. Türk tarihinin İslamiyet’ten ibaret gibi görülmesi yanılgısının yerleşikliği karşısında, bu tarihî romanı dinî inançlar penceresinden irdelemenin daha faydalı olacağı kanaatindeyim. Çağdaş Uygur Edebiyatı örnekleri yazı dizimin üçüncü bölümü bu nedenle Ahmetcan Aşiri’nin, İdikut romanının dinî inançlarının irdelemesinden oluşacak.

Kitap direkt olarak Budizm’e yer veren, ibadet ve tapınakları tasvir eden bir betimleme ile başlıyor.

“İdikut Devleti’nin resmî dini Budizm idi ve şehirlerde çok sayıda Buda tapınakları ve binlerce Budist Rahipler vardı. Onlar halka Buda tanrılarını gösterme çabasıyla tam bir yıldır hazırlık yapıyorlardı.(…) Müslümanlar o meydanda kıpkırmızı, papağana benzeyen çiçek tasviriyle dokunmuş şahane halıların üzerinde sohbet ediyorlardı. Müslümanlar seccadeleri serip namaz kılarken Budistler de Gumatı tapınağında rahiplerle beraber Bilge Burhanlara ve putlara tazim ederken, diğer misafirleri de Gumatı tapınağına yerleştiriyorlardı.”

İslamiyet ile Budizm dininin birbirinden ritüel ve ibadet olarak farklılık ve benzerlikleri belirgin şekilde tasvir edilir. Müslüman din görevlisinden (imam) söz edilmezken Budist rahipler din görevlisi olarak anlatılmıştır. Budistlerde Buda tanrıları ve heykelcikleri ön planda iken, Müslümanlarda sadece seccade Tanrı ile bağ kurmanın sembolü gibi görünmektedir. Dönem özellikleri göz önüne alındığında yazar döneme, inançlara ve tarihî gerçekliğe bağlı kalmaya son derece dikkat etmiştir.

Türkleştirilen inançlar ve sosyal hayat…

Türklerin hangi dine mensup olursa olsun, sosyal ve siyasal hayattaki karakteristik özelliklerini muhafaza ettiği, bu özelliklerini inandıkları din ile harmanladığı ve uyguladığı da dikkatimize sunulan bir diğer husustur. “Bavurçuk Art Tekin, her yıl yapılan Buda dinî töreninden önce Beşbalık’ta devlet şûrasını toplar ve kurultay yapardı.(…) Bununla beraber toplantıda Turfan, Karakoca ve Başkentte iki üç ayda bir defa toplantı düzenlemek, Oğuzhan, Aslanhan, Bilge Tekin gibi eski İdikutları anarak onların ruhlarına kurban kesme geleneği de ifâ edilirdi.” Meclis toplamak, müzakere etmek, kurultay yapıp ortak akla varmak ve kurban keserek, hayırda bulunarak ölüleri anmak… Şamanizm, Maniheizm, Budizm ya da İslamiyet. Kabul edilen her inançta kendine has şekillerde sosyal yapının dinî yapıyı kendine uygun hâle getirdiğini gözlemleyebiliyoruz.

“Bakın Turfan’daki Hayır-İhsan mabedine, rahipler ayaklanmış. Başkent kabristanlığı önüne başka mabetlerden put getirerek o yerde konaklamış rahiplerden haberiniz var mı? İki yüz bin rahip açlık ilân edip, İdikut İyen Tömür tahttan insin diyerek gösteri yapıyor.(…) Gumatı mabedinin rahipleri de ‘Kıtanlar bizim düşmanımız!’ diye miting yapmış.” Bu da bize İdikut devletinde de dinin ve din görevlilerinin devlet idaresi üzerinde önemli bir yeri olduğunu, bunun da bir süre sonra yönetimde ciddi zafiyet yarattığını göstermektedir.

Türk tarihinin karakteristik bir zaafı olarak da adlandırılabilir. Şamanizm’de inancın Türk devlet yönetimine etkisine dair bilgimiz sınırlı olmakla beraber, Budizm, Maniheizm ve tek tanrılı dinlere geçen Türk topluluklarında dinî zümrelerin devlet yönetimine sıkça karıştığı tarihî bir gerçektir. Dinî zümrelerin devlet yönetiminde aklı devre dışı bırakan girişimlerinin sonuçlarının nelere mâl olduğu tarihin sayfalarında uzun uzun anlatılmaktadır.

Dini, değiştiren alışkanlıklar…

Budist Atay Sali karakteri, Müslümanlıktaki tasavvuf ehli gibi yol gösteren, öncü olan, kalp gözü açık tabirine benzetilen safi inançlı bir kimsedir. Kötülük, fesatlık düşünmez, aklı ve bilimi önceler. Çağının Hoca Ahmet Yesevi’si gibidir. İyi bir tarih bilgisine sahip, mantık ve felsefeye önem veren devlet yönetiminde liyakatin hâkim olmasına dikkat eden bir karakterdir.

Semavî ya da Şaman-totem kökenli hangi din olursa olsun; mitik dönemden gelen inançlarla ölünün gözleri açık kalırsa, ruhunun bu dünyadan gidemeyeceği, arafta kalacağı ve azap çekeceğine inanılır. İnsana duyulan saygı gereği, yakınına taziye dilenir, acısı paylaşılır. İsminin Budizm, İslamiyet, Hristiyanlık ya da Şamanizm olmasına bakmadan, dinlerin birbirlerinden etkilendikleri ve birbirine çok benzediğini göstermesi açısından önemli bir kesittir. “Bavurçuk Art Tekin titreyen bacaklarıyla oraya, merhum babasının cesedinin yanına adım adım yaklaştı, acık kalmış gözlerini usulca kapattı.(…) Bavurçuk Art Tekin’le görüşüp baş sağlığı dilediler. Babasının ruhu için kurbanlar kesildi.” İdikut Devletinde bulunan Şaman, Hristiyan, Müslüman vb. gruplar ölüm karşısında aynı duyguda birleşmektedirler. İnançtaki farklılık acıda ve sevinçte birleşmeye engel değildir.

İnancın olduğu yerde elbette inancın istismar edilmesi de kaçınılmazdır. Ölümü unutan, gücü, iktidarı elinde bulunduran insanlar, çok kolay insanlıktan çıkabilir, zalimleşebilir ve merhamet duygusunu yitirebilir. Önemli olan gücü elinde bulunduran idarecinin zalimleşmeden, hakka hukuka uygun davranan, adaletli bir kimse olarak kalabilmesidir. Budist bir çobanın, tebdili kıyafet içerisindeki İdikut Hakanı’na verdiği cevap bu açıdan önemli bir derstir.
“Bir Hüda’ya et, ekmek, altın, gümüş gerekmez, ama yerdeki hüda, namussuz vicdansız Hakan, at, et, sığır… Hepsini alır götürür yer (…)

Ölümlerle mühürlenen coğrafya…

Tanrı’nın merhameti, insanın merhametsizliği, Tanrı, insan kıyası üzerinden verilmiştir. Yirminci ve yirmi birinci yüzyılda işgâllerde ilk hedef alınan yerlerden biri mezarlıklardı. Çünkü mezarlıklar da bir ülkeye aidiyetin göstergesidir. Tarihin her döneminde mezarlıkları hedef alan vandallar sürüsü olmuştur. Çok ince bir mesaj ile tarih, âdeta hafızasından bir ders vermektedir.

-“Niye Kabristanlığa bitişik ev yaptırdınız? diye sordu İdikut?
-Ölmüşlere diri adam gerek! Onlara bakıyorum, koruyorum”

İdikutlardan Kerkük’e Anadolu’ya kadar tahrip edilen mezarları hatırlayınca, romanın sıradan bir cümlesi, sizi derin bir fikir muhakemesine sürüklüyor.

Müslümanlar ve Budistler arasında yaşanan acı olaylar, inanç ve kültür çatışmaları yer altı mağaralarına yapılan put-totemler, Müslüman olan Uygurlarla Budistlerin aralarında geçen sorunlar şöyle öyküleştirilmiş;
“-Karahanlar kimdir?
-Uygurlar, Müslüman olmuş Uygurlar.
Saltuk Buğrahan önceleri Budist değil miydi?
-Evet, Uygur ve ilk Müslüman olmuş Uygur. İdikut Budistleri de Uygur’dur. Dini ayrı, ama dili birdir. Saltuk Buğrahan tebaasını dininden(Budizm) döndürmek için ağır baskılar yaptı. Ama İdikut tebaası Budistler, dinleri için çok kan döktü. Dinini korudu burada Budistlerin kanı vardır.”

Ne acıdır ki, tarihî romandaki kudretli İdikut’un topraklarında bugün Koçu-Uygur Kağanlığının(İdikut) torunlarının yaşadığı Doğu Türkistan’da tam bir zulüm var. Budist Uygur Türklerinin kanının aktığı yerde bugün Müslüman Uygur Türklerinin kanı oluk oluk akmakta. İnançları, onların doğrudan cezalandırılması gereken bir suç olarak görülüyor. Budizm’den İslamiyet’e uzanan yüz yıllar bu makûs kaderi ne yazık ki değiştirememiş.

Tanrı kut verdi, kağan oldu!

Romanda Cengizhan ile ilgili bölümlerde ise yer yer Şamanizm’e, ağırlıklı olarak da Gök Tanrı inancına dair unsurlar yer almaktadır.
“Hayır, hayır! Yedi kat gökten inen şeytan beni kandırma.”
“Sizi Tanrı, Hakan yaptı. Siz de Tanrı’dan akıllı ferasetli bir Hakan olmayı istediniz. Tanrı bu isteğinizi yerine getirdi. Tanrı size küsmesin. Âniden gök gürleyip, her tarafa ateşli şimşekler çakmasın. Tanrı’nın gazabı çok şiddetlidir. (…) Tanrı beni, Tanrının halkına yardım etmem için böylesine güçlü yaratmış! diye övündü. Tanrı’nın ve benim halkım Moğol’dur. Başkalarına azap ve külfet lâzımdır”.

Cengiz Han’ın kendisini mitolojik bir kahraman gibi, yarı tanrı insan olarak gördüğü şu şekilde ifade edilir: “Arsagun; ’Şaman Gök Tanrı ile görüştüğünde, korkmuştun belki ey Cengiz!’ diye sesini saygıyla yükseltti ve devam etti: Gök Tanrı: ’Dünya senin elinde! Acele et, çabuk ol!’ diye seslendi, sonra tekrarladı: ‘Onon, Selenga, Tolı, Kerulan nehirleri gibi tertemiz ol! Halkına sadık ol! Altay dağları gibi sabit ve sağlam ol!”
“İdikut Gök Tanrı inancındaki Cengiz Han’ın titreyen kalbinin korkusunu şimdi anlamıştı. Şimşek mavi, yeşil, pembe ateş çakıyordu, gök sanki yarılmıştı. Gök gürültüsü korkulu seslerini tekrarlıyordu.”

Zaman zaman da Gök Tanrı inancı ile Budizm inancı çatışmaktadır. “Şimdi Kağan, Buda Tanrı’nızın gösterdiği yoldan sizi yürütmez. Siz isteseniz de istemeseniz de Moğol Tanrısı Cengiz Han’ın emrine uyacaksınız.
-Yeter! Yeter! O Cengiz Han’ın kızı da, Tanrı’nın meleği de olsan böyle, saçma sapan konuşma! Sen bir sihirbaz cadısın. Vicdansız fesatçısın.”

Üzerine perde örtülen İdikut…

Sonuç olarak tarihî bir romanda dönem koşullarına uygun olarak birçok dine yer verilmiş. Örnekler verilirken kimi zaman metaforik, kimi zaman mitik kimi zaman da ahlâkî ve vicdanî olaylarda dinlere dair ifadeler kullanılmıştır. Budistler ve Müslümanların ibadethane ve ibadet ritüellerine yer verilirken, Şamanizm ve Gök Tanrı inancında kişi-kahraman üzerinden dinî inanca dair detaylar işlenmiştir.

Kazakistan’ın Ankara Büyükelçiliği’nin katkıları ile çevrilen kitapta çeviri ve aktarma sorununun çokluğu, romanı okumayı zorlaştırsa da Türk tarihinin İslamiyet ve Gök Tanrı inancı haricinde, çok bilmediğimiz bir yönüne ışık tutuyor. Önemli bir eksikliği gideriyor.

Kadim Türk tarihinin ve Türkçenin önemli bir bölümünü Maniheist ve Budist Uygur rahiplerinin yaptığı çeviriler, resim, rölyef, minyatür ve heykellerden öğrendik ve öğrenmeye de devam ediyoruz. Tarihimizin önemli bir bölümüne bilgi ve belge olarak katkı sunan Budist Uygurlara bugün çok şey borçluyuz. İnsanlık ve Türk tarihi içerisindeki hak ettiği yeri alması için, Çağdaş Uygur Edebiyatında İdikutların tarihî bir roman olarak ele alınması, İdikutların tanınması açısından çok önemli bir görev icra ediyor. İnanç üzerinden kutuplaşılan dünyada bu romanı dinî inanç açısından irdelemek bizi sadece bir yere götürüyor. Neye inanırsak inanalım insan sonunda ölüyor. “İnsanoğlu ölümlü türemiş, zamanı Tanrı yaşar.”  sözü elbette boşuna Bengü Taşlara kazınmamış

Doğruluğundan emin olamasam da Hz. Muhammed’e atıflı; “Asırları, hayatları, mekânları ezip geçen zaman’ın sırrını çözebilirsen, ölümsüzlüğü de yakalayabilirsin. Zamana kızmayın, zaman Allah’tır” rivayetinde olduğu gibi, zamana iz bırakanları kalemim ancak bu kadar anlatabildi.

Yayınevi: Bengü Yayınları

Basım Yılı: Ankara, 2016

Sayfa:504

[1] Çetin, Nurullah; Roman Çözümleme Yöntemi, İstanbul 2012 s. 170
[2] Sağlam, M. Halil; Türk Romanında Din ve İnanç , Diyarbakır: 2016- s. 750 (Doktora Tezi)

Yorum yapın!

Comment *

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları