Bilim ve yobazlık

Bilim ve keşif adına kendi yaptığımızı kendimiz yıkıyoruz. Sonra onları tekrar keşfetmek yabancılara kalıyor. Topkapı sarayında Piri Reis’in dünya haritasının yeniden keşfi gibi. Doğu yarım küre hâlâ kayıp biliyorsunuz. Bir de sofraya serip üzerinde yemek yemişiz!.


Paylaşın:

Arif Nihat Asya Hocamızın Ağıt şiiri şu mısralarla başlar:

Ağlayın parmakları nur sularından kınalı kızlarım
Ağlasın Meraga göklerinden Meraga’ya bakıp yıldızlarım

Ben cahil, ikinci mısraın tam anlamını, son on – onbeş yılda Bilim Felsefesi dersi vermeğe başlayana kadar hakkıyla anlamamışım. Aklım sonradan geldi: Meraga rasathanesi dünyanın çağ açan bilim yapılarından biriydi. Arif Hoca, Meraga semalarından dünyamıza bakan yıldızların ruhuna nüfuz ediyor ve onların gözyaşlarına tercüman oluyordu. Meraga yıldızları, “Bir zamanlar Meraga’dan bize bakan gözler vardı, şimdi yok” diye ağıt yakıyor!

Hülagu yıkmış ama yapmış da

Biz, görece batıdakiler, Hülagu deyince yakıp yıkan bir işgalci görmüş, bu görüşe göre Nedim’ce yazmışız: 

Tahammül mülkünü yıktın Hülagu Han mısın kâfir

Halbuki Hülagu yıktığı kadar yapmış da. Dünyanın o güne kadar gördüğü en büyük rasathanesini binlerce altınla ve belki daha önemli ve kıymetlisi binlerce kitapla desteklemiş ve kurmuş. Onun ve rasathanenin başına getirdiği Nasreddin-i Tusî sayesinde yıldızların, gezegenlerin yerleri, hareketleri belirlenmiş, Zic-i İlhani denilen astronomi kitabı hazırlanmış. 13. asrın başlarındayız. Wikipedia’daki Türkçe maddede gözlemevinde 400 bin kitap toplandığı yazılı. Pek inanamadım. Fakat on misli abartıysa, hatta yüz misli abartıysa; matbaanın olmadığı bir dünyada 4 bin kitap bile dev bir koleksiyondur! Düşünün ki Meraga’dan 2,5 asır sonra, 1488 yılında Oxford Üniversitesi’nin yeni kütüphanesi inşa ediliyor. Niçin? Çünkü Kral 5. Henry’nin kardeşi Glouchester Dükü Humfrey üniversiteye 281 kitap hediye etmiş! 281 kitap! Bu kadar çok eseri muhafaza edecek binayı inşa etme gereğini duymuşlar. O tarihte her bir cilt, bir malikâne değerindeymiş. 

İlk büyük bilim

Hülagu’nun ömrü rasathanesini görmeğe yetmemiş. Rasathanenin tamamlandığı 1270’ten beş yıl önce Hülagu ölmüş. Oğlu Abaka Han, babasının projesini devam ettirmiş. 1288’de onun ölümüyle destek kesilmiş ve bu dev bilim eseri yıkılmaya terk edilmiş. Tek adam projeleri böyle sonlanıyor. Akla, Çin’de, Amiral Zeng He komutasında dünyayı keşfe çıkan dev ‘Hazine Gemileri’ filosu geliyor. Seferlerinden birinde, Kolomb’dan yarım asır önce Amerika’yı da keşfettiği söylenen bu teşebbüs, onu destekleyen Yongl İmparator’un ölümüyle sona eriyor. Seyir defterleri bile yok ediliyor. 

Arkadan, Timuroğulları’nın Meraga’dan 150 yıl sonra, 1420’lerde çalışmaya başlayan Semerkant’taki gözlemevi geliyor: Uluğ Beğ’in rasathanesi. Yale Üniversitesi Bilim Tarihi profesörü Derek Price’ın Küçük Bilim Büyük Bilim (Little Science Big Science) başlıklı bir kitabı vardır. Price, devlet destekli bilime büyük bilim diyor. Tarihteki ilk büyük bilim girişimine örnek olarak da Uluğ Beğ gözlemevini gösteriyor. Buradan da Zic-i Sultani çıkmış. Buradaki ölçümler günümüz rasathanelerinin ölçümlerine çok yakın. Uluğ Beğ, bir yılın uzunluğunda sadece 25 saniye hata yapmış. Ondan bir asır sonra yılın uzunluğunu hesaplayan meşhur Kopernik’ten daha doğru. O rasathaneye ne oldu? Yine iktidar kavgası ve yobazlık. Ali Kuşçu gibi bir ismin de çalıştığı bu bilim yuvası tahrip ediliyor. Astronomlar kovalanıyor. Ali Kuşçu’yu Osmanlı’ya, İstanbul’a kadar kovalıyorlar… Vikipedya’ya göre yıkımı, başlarında Nakşibendi Şeyhi Hoca Ubeydullah Akrar’ın bulunduğu ‘dindar fanatikler’ yapmış. Öyle bir yıkmışlar ki bu ‘Büyük bilim’i ancak Rus arkeolog Vassily Vyatkin, 1908’de kazı yaparak tekrar gün yüzüne çıkarmış.

Bilim ve keşif adına kendi yaptığımızı kendimiz yıkıyoruz. Sonra onları tekrar keşfetmek yabancılara kalıyor. Topkapı sarayında Piri Reis’in dünya haritasının yeniden keşfi gibi. Doğu yarım küre hâlâ kayıp biliyorsunuz. Bir de sofraya serip üzerinde yemek yemişiz!.

Rasathaneyi kuran da yıkan da biziz

Uluğ Beğ gözlemevinin başına gelenleri 1570’lerde İstanbul’da tekrarlıyoruz. III. Murad’ın Takiyüddin’e on bin altın vererek kurdurduğu rasathaneyi aynı padişah, beş yıl sonra Şeyhülislam Kadızade’nin fetvası ile denizden top ateşiyle yıktırıyor. 

Yobazlığın bilim düşmanlığı yirminci asra kadar sürmüş. 1909’da, Otuz Bir Mart Vakası sırasında Kandilli Rasathanesi basılıyor ve içindeki aletler, bu arada sismograflar tahrip ediliyor. 

İslam adına yapılan hataları kim tenkit edecek? Bu tenkidi yapmak görevi din aleyhtarlarına mı yoksa Müslümanlara mı düşer? Bence kesinlikle ikincisi. Fakat bizde maalesef garip bir sessizlik ve çekinme var. Bakınız, https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/rasathane kaynağında Müslüman dünyada rasathaneler konusunda güzel bir yazı var. Son paragrafı da şöyle: “İslâm dünyasında en mükemmel şeklini bulan rasathane faaliyetleri, daha sonra Avrupa’ya geçmiştir. Bu geçiş ancak XVI. asırdan sonra olabilmiştir.” Ne kadar doğru. Fakat yazıda rasathanelerin yine İslam adına yıkılışından bir kelime bile söz edilmiyor. Okuyan Tophane’de hâlâ rasathane var sanır. Müslümanların hatalarını tenkit etmek birinci derecede Müslümanların sorumluluğudur. Gizlemek değil. Gizlenen eninde sonunda ortaya çıkar ve insanlar size, “Bizi aldattınız; bize yalan söylediniz!” der. Din düşmanlığı böyle doğar. 

Yazar

İskender Öksüz

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar