Bir Millet Yedi Devlet – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Milli Düşünce Merkezi’nden 10 Kasım Mesajı   • Panele Davet (İstanbul MDM Şubesi)

Bir Millet Yedi Devlet

İhanet içerisinde olan bölücüler hariç, bu ülkenin ekmeğini yiyenler, “Her şey Türk için, Türk’e göre, Türk tarafından” diyenler; “Türk Dünyası” ile ilgili ortak çözüm yolları aramalıdırlar.

22 Ekim 2019
Yaşar Yeniçerioğlu
Bazıları, hâlâ görmek istemeseler de bir “Türk Dünyası” gerçeği ortaya çıkmıştır. Biz, Türk Milliyetçileri bu gerçeği yeni görmedik; Atatürk’ten, rahmetli Başbuğumuz Alpaslan Türkeş’ten ve diğer büyüklerimizden daha önce öğrenmiştik. Davaya gönül verdiğimiz 16-17 yaşımızdan beri biliyorduk.
Bazıları, hâlâ görmek istemeseler de bir “Türk Dünyası” gerçeği ortaya çıkmıştır. Biz, Türk Milliyetçileri bu gerçeği yeni görmedik; Atatürk’ten, rahmetli Başbuğumuz Alpaslan Türkeş’ten ve diğer büyüklerimizden daha önce öğrenmiştik. Davaya gönül verdiğimiz 16-17 yaşımızdan beri biliyorduk.

Azerbaycan’ın Başkenti Bakü’de 15 Ekim 2019 tarihinde yapılan “Türk Dili Konuşan Ülkeler İş Birliği Konseyi Toplantısı”nda, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasını duyunca; “Allah, Allah” çektim. Nereden nereye? Ülkedeki icraatlarına bakıyorsunuz; şaşırıyorsunuz! Daha dün; devlet kurumlarının tabelalarından “T.C.”yi, ülkenin her köşesinden “Ne mutlu, Türk’üm diyene!” sözünü, andımızı kaldırtan kendisi… Yine, “Kimse bizim karşımıza Türklükle çıkmasın, biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız” diyen de kendisi… Daha neler… Bunları unutmak mümkün mü? Bu sebepten, konuşmasını konjonktür gereği yaptığına inanıyorum: İnşallah samimidir. Bir aşama olarak değerlendirebilir miyiz? Bilemiyorum, zaman gösterecek.

Kadimciler – Cedidçiler

Bazıları, hâlâ görmek istemeseler de bir “Türk Dünyası” gerçeği ortaya çıkmıştır. Biz, Türk Milliyetçileri bu gerçeği yeni görmedik; Atatürk’ten, rahmetli Başbuğumuz Alpaslan Türkeş’ten ve diğer büyüklerimizden daha önce öğrenmiştik. Davaya gönül verdiğimiz 16-17 yaşımızdan beri biliyorduk. 1980 öncesinde her yıl yapılan “Esir Türkler Haftası” ile bu gerçeği vatandaşlarımıza ve dünyaya anlatmaya çalıştık. SSCB’nin yıkılması bir dönüm noktası oldu ve 1991 yılında beş “Türk Devleti” ortaya çıktı. Sadece bu devletler değil: Bazı bölgelerde Türklerin varlığı da öğrenilmiş oldu.

 

O halde, böyle bir gerçek varken; bizler ne yapmalıyız? Geçmişte “Kadimciler – Cedidçiler” veya “Gelenekçiler – Yenilikçiler” arasındaki mücadele gibi içimizde yeni bir mücadele mi başlatacağız? Hayır. Başbuğ Türkeş; 1994 yılında yapılan MHP Kongresinde Nazım Hikmet’in şiirinden, “Dörtnala gelip uzak Asya’dan, / Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan, / Bu memleket bizim…” mısralarını okumuştu ve hepimiz hayretler içinde kalmıştık. Daha sonra bazı eserleri, bilhassa Rusya’da 1917 Bolşevik İhtilali ve ardından SSCB kuruluşu sırasında mücadele veren “Türkçüleri / Turancıları” okuyunca hak vermiştim. Mesela, Mirseyit Sultan Galiyev hakkında Tataristan Yazarlar Birliği Başkanı Rinat Muhammediyev’in “Sırat Köprüsü” adlı belgesel romanı ile Dr.Halit Kakınç’ın yazdığı “Kızıl Turan Sultangaliyev” adlı kitabı okudum. Gördüm ki; SSCB rejiminde, Türklere bağımsız ve/veya özerk devletler oluşturmak için çareler aramışlar. Ancak, bu uğurda -Mirseyit Sultan Galiyev gibi- kimi canından olmuş, kimisi de ülkelerini terk ederek Türkiye’ye ve Avrupa’ya kaçmışlar.

 

Bunları niye anlattım: Artık sen-ben kavgalarını bir yana bırakıp siyasi veya ideolojik düşüncemiz ne olursa olsun bir araya gelebilmeliyiz. Sol düşüncede veya farklı partilerde olup “Türkçülük” yapanların olduğunu biliyorum. İhanet içerisinde olan bölücüler hariç, bu ülkenin ekmeğini yiyenler, “Her şey Türk için, Türk’e göre, Türk tarafından” diyenler; “Türk Dünyası” ile ilgili ortak çözüm yolları aramalıdırlar.

Dil’de, Fikir’de, İş’de Birlik

Milliyetçilik, en kısa tanımıyla milleti yükseltmek ülküsüdür. Ayrıca, milliyetçi (ulusalcı sol) emperyalizme karşı mücadele edendir. Egemenlik hakkı ise, devleti kuran hâkim (etken, aktif) millete aittir. Kısacası mahkûm (edilgen, pasif) millet olmamalıyız. Devletlerimiz de kendi iç cephelerini güçlü tutmak zorundadırlar.

 

“Türk Dünyası” ile ilgili gerçek ve doğru bilgileri edinmeliyiz: “Dünyanın hangi coğrafyalarında Türkler yaşıyor? Bu coğrafyalarda (devletlerde) ne kadar Türk ve akraba kökenli nüfus yaşamaktadır? Bu insanların maddî ve manevî durumları nasıldır? Ekonomik ve potansiyel güçleri ne kadardır? Halkın genel durumu ve düşünce yapıları nedir? Türklükle ilgili bilgi ve düşünceleri nelerdir ve hangi seviyededir? Bu ülkelerin siyasi yapıları ve yönetim şekilleri nedir?” gibi benzeri konularda araştırmalar yapılarak, doğru ve gerçek bilgiler ortaya konulmalıdır.

Türkiye’nin, diğer devletlere “ağabey” tavrıyla büyüklük taslayarak yaklaşmak yerine öncülük yapmalı, tecrübelerini paylaşmalıdır. Ancak, öncelikle “Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve vatandaşları olarak bizler bu bilinçte miyiz?” En başta kendimizi yetiştirmeliyiz. Lafınan hiçbir şey olmuyor, hele hele “hamasi nutuklar” atarak hiç olmuyor.

 

Tarihimizi çok iyi okuyup irdeleyerek -başarılarımızla övünmekten daha çok- yanlışlarımızdan ders almalıyız. Donanımlı olmak zorundayız. Türklüğü ve Türklük ruhunu iyi bilmemiz, benimsememiz lâzımdır: Kadim değerlerimiz, moral değerlerimiz, hedeflerimiz, stratejilerimiz, taktiklerimiz nelerdir bilmeliyiz. Her konuda olduğu gibi bu konuda da bilimsel çalışmalar yapmak zorundayız. Sonra da Kırım’lı İsmail Gaspıralı’nın “Dil’de, Fikir’de, İş’de Birlik” düsturunu rehber edinmeliyiz.

Bir millet, altı devlet

“Kızılelma” hedeflerimiz iyi tespit edilmelidir. Ziya Gökalp: “Maksadı gitmektir birliğe doğru, / Millî düşünceye, dirliğe doğru, / Bilir bir gün millî irfan doğacak, / Yeni Orhun, yeni Turfan doğacak” diyor. Yıllardır aramıza girenlerin oluşturduğu sorunları bir an önce ortadan kaldırıp yeni yol haritamızı çıkarmak, iyi düşünmek, iyi kararlar almak, iyi planlar yapmak, iyi projeler üretmek mecburiyetindeyiz.

 

Geçmişte “Turancılık” olarak bildiğimiz ve sanki bütün Türklerin “tek bayrak altında” ve/veya “coğrafyada” toplanacağı gibi algıladığımız düşüncemizi, yeniden gözden geçirmeliyiz ve özel çalışmalar yaparak altını doldurmalıyız. Her ülke kendi iç işlerinde serbest olacak, kimse kimseye karışmayacaktır. “Türk Birliği” hedefinin; bugün için Birleşmiş Milletler (BM) ve benzeri uluslararası platformlarda ortak anlayışla, ortak davranışla, ortak tavırla ve ortak hareketle iş birliği yapmak olduğunu değerlendirmeliyiz. Her konuda devletlerimiz arasında “ortak çıkar”a dayalı dayanışma olmalıdır. Her devlet ve Türklüğü benimsemiş herkes, hiçbir karşılık beklemeden üzerine düşeni yerine getirmelidir.

Cumhurbaşkanının söylediği, “Bir millet, altı devlet (niye yedi değil? KKTC devlet sayılmıyor mu?)” sloganı çok güzel: Sizi bilmem ama, ben gururlandım. Ancak, henüz yolun başındayız. Daha çözmemiz gereken çok problemimiz var. Milletlerin ve devletlerin hayatında, 20-25 yıl çok uzun süre sayılmaz, lakin yine de hızlı hareket etmek zorundayız. Çünkü diğer milletler ve devletler boş durmuyor. İş birliği halinde bir an önce kalkınmamızı tamamlamalıyız. Bilimde, teknolojide ve her alanda ileri gitmeliyiz. Ve bunun için ne gerekiyorsa yapmalıyız.

 

Evet. Türk Dünyası’nın birlikteliği için yapılacak her türlü çalışmaya (Bilimsel toplantılar, projeler vs.) devlet destek vermelidir. STK’ların iyi niyetle hazırladıkları bu tür çalışmalar, farklı düşüncede veya muhalif anlayışıyla engellenmemelidir. Çünkü amaç “Türk Dünyası”nın birlikteliğidir. Bu konuda; Devleti ve ülkeyi yönetenler de dahil tüm kişi, kurum ve kuruluş yöneticilerinin samimi ve dürüst olmaları gerekmektedir.

 

Bu dava, tüm davaların üstündedir. (Bazılarınız “İslâm davası’nın da mı?” diyecek, biliyorum: Son yıllarda yaşananlara bakarak takdiri şimdilik size bırakıyorum.) O sebeple, kendi inanç, ideal ve çıkarlarımız yerine, bu büyük “Türk Dünyası” ülküsüne inanan veya inandığını sananların; öncelikle bir irade ortaya koymaları, bu tür çalışmalara destek olmaları gerekir.

 

“Türk Dünyası” konusu çok önemlidir ve kendini “Türk hisseden” hemen herkesin üzerinde kafa yorması gerekmektedir. Gelecek yazımda, “Türk Birliği” için; tecrübem ve birikimim ölçüsünde ve bazı bilim insanlarımızın yazılarından da alıntılar yaparak önerilerim olacaktır.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları