Biz bunu daha önce de yaşadık mı ne? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)   • Söz Konusu-5: Açık Oturum

Biz bunu daha önce de yaşadık mı ne?

Bir bütün hâlinde çalışan çarklardan biri veya birkaçının çapı ve dişli sayısı değiştirilince artık sistem bir bütün olarak çalışmakta sıkıntı çekiyor. Bir de denenmişi yeniden ve sanki ilk defa imiş gibi tekrar uygulamak, bunu defalarca yapmak anlaşılır gibi değil.

30 Haziran 2020
Hakan Paksoy

Türkiye dışta ve içte çok büyük problemlerle boğuşuyor. Hatta AKP Genel Başkanının her fırsatta dile getirdiği beka meselesi son kabine toplantısında “2013 yılından başlayarak demokrasimize ve kalkınmamıza yapılan her saldırı…” diye yine telaffuz edildi. Hem de bu açıklama, görevine yeni başlayan Yunanistan Cumhurbaşkanı’nın, Yunan işgali altındaki adalarımızdan birisi olan Eşek Adasını ziyaret ettiği gün yapıldı. Ancak yapılan açıklamada, ne hikmetse, bu ziyaretten bir kelime ile bile bahsedilmemişti. Didim açıklarında ve Aydın’a bağlı toprağımız olan Eşek Adasındaki Yunan askerleri ile fotoğraf çektiren Yunan Cumhurbaşkanının bu tavrı beka problemi olarak görülmüyordu.

Dış meselelerde çok önemli gelişmelerin yanında içeride de yine büyük tartışmalar yaşanıyor.  Hatta kamuoyunun bütün dikkati içeriye döndürülmüş durumda.

Demokratik, çoğulcu ve yüksek temsil

Baro yani savunma devlet sistemi içinde önemli bir yere sahiptir. Yargının olmazsa olmaz şartıdır. Onun içindir ki meslek örgütü gibi görünmekle birlikte daha fazla kamu gücünün tamamlayıcısıdır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçmeden önce devlet protokolünde en üstte yer alıyordu. Vilayet (il) protokolünde -galiba- yedinci sıradaydı (şimdi değişti mi, nerede bilmiyorum).

Erdoğan’ın genel olarak meslek örgütlerini içine aldığını söylediği ama özellikle “Çoklu Baro” ismi ile öne çıkan bir yasa çalışması TBMM’ye geliyor. Kabine toplantısı sonrasından yapılan açıklamada “Daha demokratik, daha çoğulcu, temsil düzeyi yüksek baro yapısı oluşturmakta kararlıyız.” cümlesi çok dikkat çekiciydi.

Toplum veya topluluk içindeki grupların yönetimde söz sahibi olması (İttihad-ı anasır – Unsurların birliği) anlamına gelen çoğulculukla, çok kültürlülük, çok etniklilik, çok dillilik… gibi kavramlar 21’inci yüzyılda millî devlet karşıtlığı ile ayrılıkla sonuçlanacak egemenlik taleplerinin omurgasını oluşturmakta. Birden fazla dil, birden fazla bayrak, birden fazla millet, birden fazla (parçalı) devlet… federatif bir yapının temel kavramları. “Kürt, Türk, Laz, Çerkez… Hep birlikte Türkiye…”  sloganına çok benzemekte.

Açıklamada geçen temsil düzeyi yüksek ifadesiyle kast edilenin ne olduğu ve / veya kimlerin temsil edileceği önemlidir. Demokratik, çoğulcu yapı ve temsil bir araya gelince, etnik unsurların temsili, inanç farklılıklarının temsili, siyasî görüşlerin temsili anlaşılıyor. Halbuki, baro bir meslek örgütüdür ve sadece avukatları temsil etmektedir. Yasasında avukatların siyasî görüşleri, inançları, etnik kimlikleri, cinsiyetleri veya bunlara benzer herhangi bir tasnif söz konusu değildir. Anayasamız da buna müsaade etmemektedir. Görülen, konunun doğrudan millî ve üniter devlet yapısını tehdit eden hususları ilgilendirdiğidir.

Biz bunu daha önce de yaşadık mı ne?

Bir bütün hâlinde çalışan çarklardan biri veya birkaçının çapı ve dişli sayısı değiştirilince artık sistem bir bütün olarak çalışmakta sıkıntı çekiyor. Bir de denenmişi yeniden ve sanki ilk defa imiş gibi tekrar uygulamak, bunu defalarca yapmak anlaşılır gibi değil.

12 Eylül 2010 referandumu ile çok büyük bir reform yapılmıştı(!) O günden sonra yaşananlar bir milletin başına ender gelebilecek olaylardı. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu seçimle gelecekti. O gün de çoğulcu yapıyı demokratik bir şekilde temsil oluşacaktı. Bunun için partiler arasında görüşmeler, gruplar arasında uzlaşmalar oldu. O zaman adı cemaat olan FETÖ’nün başını çektiği grup büyük çoğunluğu elde etti. Çünkü yeni sistem bu rekabet üzerine kurulmuştu. Kurulurken de propaganda HSYK’nın mezhepçi bir yapılanma içinde olduğu üzerine kurulmuştu. Ama o günlerde yargının bütün kademelerinde tarafsızlık, ehliyet ve liyakat ortadan kalkmış yerini ortakların anlaştığı sayıda temsilcileri almıştı.

Her yapılan, sonunda, 15 Temmuz ihanetine ulaşan yollara döşenen kilometre taşlarıydı aslında. Bu taşları döşeyenlerin hemen hemen tamamı da bugün artık eski hâkim ve eski savcı olarak ya hapiste ya da nerelerde oldukları bilinmiyor. İşin ilginç bir yanı daha var. Barolardaki değişiklik o günlerde yeni ve alternatif anayasa arayanların tekliflerinde de olduğu genel ağdaki kısa bir araştırma ile görülüyor.

Hoş, Türk Milleti 100 yıl önce de yaşamıştı… Hadi yüz yıl önce unutuldu. Ama şimdi üzerinden yüz yıl değil sadece 10 yıl geçmiş durumda. Bunu unutmakla izah etmek çok mümkün değil. Menzil yolculuğu devam ediyor. Ama yol arkadaşları değişmiş görünüyor. Yeni yol arkadaşları da Türk Milliyetçilerinin bir kısmı. Asıl düşündüren de Türk Devletinin yapısını temelden etkileyecek böyle bir değişikliğe onların nasıl destek verecekleri?

Görelim Mevla neyler / Neylerse güzel eyler…

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları