<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Pozitif Bilimler arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/category/pozitif-bilimler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/category/pozitif-bilimler/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Jul 2026 01:06:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/07/icibeyazdoluicon.png</url>
	<title>Pozitif Bilimler arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<link>https://millidusunce.com/category/pozitif-bilimler/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Usta-çırak öğretiminin dönüşü</title>
		<link>https://millidusunce.com/usta-cirak-ogretiminin-donusu/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/usta-cirak-ogretiminin-donusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2026 19:00:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Siyaseti]]></category>
		<category><![CDATA[Alpha Okulları]]></category>
		<category><![CDATA[Benjamin Bloom]]></category>
		<category><![CDATA[bireysel öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[Chengdu Zhúzi Okulu]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimde dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Elon Musk]]></category>
		<category><![CDATA[İki Sigma Problemi]]></category>
		<category><![CDATA[iskender öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[İsviçre Peyniri modeli]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme koçu]]></category>
		<category><![CDATA[teke tek eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[üretim bandı eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[usta-çırak öğretimi]]></category>
		<category><![CDATA[ustalık metodu]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zekâ destekli öğretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=55628</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şimdi tersine gidiyoruz. Teke tek eğitime, “ustalık eğitimi”ne dönüyoruz. Ama koçlar ve yapay zekâ ile…</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/usta-cirak-ogretiminin-donusu/">Usta-çırak öğretiminin dönüşü</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Geçen ay Elon Musk’tan işittik: Artık üretim bandı devrinden kalma öğretim bitecekmiş. Her öğrenciye tıpatıp aynıymış gibi, aynı vadede, aynı tempo ve düzeyde öğretmeye çalışmanın devri kapanıyormuş… Kapanıyor mu? Henüz Musk’ın ifade ettiği kadar büyük bir değişim görmüyorum. Ama söyledikleri artık imkânsız değil. Bir başka işaret, ABD’den Çin’e, alıştığımıza hiç benzemeyen okulların haberleri geliyor. Amerika’da Alpha okulları zinciri, Çin’de Chengdu Zhúzi Okulu gibi.</p>
<h2><strong>İKİ SİGMA PROBLEMİ</strong></h2>
<p>15 Aralık 2024 tarihli “Eğitimde yapay zekâ devrimi mi?” yazımda, “İki Sigma Problemi<a href="#_edn1" name="_ednref1"><sup>[*]</sup></a>” başlıklı araştırmasından bahsetmiştim. Bloom, çalışmasında iki öğretim şeklini karşılaştırıyor: Birincisi, bildiğimiz, sınıf içinde öğretmenin anlatımına dayanan ders. İkincisi, hoca ile öğrencisinin teke tek çalışması. Bloom’un doktora öğrencilerinin yaptığı deney, teke tek öğrenimin, alışılmıştan “iki sigma” daha iyi sonuç verdiğini göstermiş.</p>
<p>“İki sigma daha iyi.” bir istatistik bilimi cümlesi. Anlamı şu: Teke tek öğrenen öğrencilerin ortalama başarısı, normal sınıftakilerin yüzde doksan sekizinden iyi. Sınıfta orta alacak öğrenci, ikinci metotta pekiyi düzeyine çıkıyor.</p>
<p>“Ne güzel! Problem bunun neresinde?” diyeceksiniz. Problem, hikâyenin teke tek kısmında. Makul bir sınıfta — ki deneyde karşılaştırma için böyle bir sınıf kullanılmış — 30 öğrenciye bir öğretmen düşerken, teke tek sınıfında 30 öğrenciye 30 hoca gerekiyor. Bu ne insan gücü ne de para gücü bakımından karşılanabilecek gibi değil.</p>
<h2><strong>İSVİÇRE PEYNİRİNİN DELİKLERİ</strong></h2>
<p>İşte bugün ABD’de 17 Alpha okulu, Çin’de Chengdu Zhúzi okulu, bu problemi yapay zekâ ile çözüyor. Her öğrenciye kendi anlama hızında, kendi geçmiş bilgi düzeyinde ders veriyor. Daha önce öğretilen konuları ne zaman unutmaya başlayacaklarını tahmin ederek uygun zamanda tekrarlar yapıyor. Bu yeni okullarda, Bloom’un teke tek metodu ile ustalık metodu birlikte kullanılıyor. Ustalık uygulamasında, öğrenci bir konuyu tam kavramadan bir sonraki konuya geçilmiyor. Her konu sonunda yapılan testlerle kavrama derecesi ölçülüyor ve “tamam” veya “devam” kararı veriliyor.</p>
<p>Ustalık metodu, İsviçre Peyniri denilen hatayı önlüyor. Klasik sistemde, diyelim ki bir öğrenci bir konunun yüzde yirmisini tam anlamadı… Bir sonraki konunun da yüzde yirmisini… Böyle devam ediyoruz. Her konu yüzde seksen anlaşıldığı için bir sıkıntı çıkmıyor. Bunu bir ders için düşündüğümüz gibi yıllar içinde de düşünebiliriz. Fakat burada bir anlaşılmamış kavramlar birikimi oluyor ve yüzde seksen başarılı çocuğumuz, onuncu konudan sonra artık yeni konuları anlayamaz hâle geliyor. İsviçre Peyniri benzetmesi, o peynirin her diliminde farklı yerlerde olan deliklere gönderme yapıyor. Tıpkı bizim standart öğrencimizin birikimindeki kavrama delikleri gibi.</p>
<h2><strong>YAPAY ZEKÂ KUŞANMIŞ KOÇLAR</strong></h2>
<p>Bloom’dan mülhem metotları, yapay zekâ ile uygulayan okullarda öğretmenlere öğretmen denmiyor. “Öğrenme Koçu” gibi sıfatlar kullanılıyor. Alpha okul sisteminde öğrenciler bir günde sadece iki saat öğrenim görüyor. Diğer zamanlar sanat, spor, serbest çalışma gibi uğraşılara ayrılıyor. “Yarısından az zamanda iki kat daha çok öğretiyoruz.” diyorlar.</p>
<p>Alpha okulları, diğer okullara kıyasla en üst %98’i yakaladıklarını söylüyor. Başka bir deyişle, onların ortalama öğrencisi, standart eğitim yapan gençlerin en iyi yüzde ikisinin düzeyindeymiş. Okul ücreti yıllık 45.000 ABD doları kadar ama bol burs veriyorlarmış. Ücretin tamamını ödeyen pek az öğrenci varmış.</p>
<p>“Üretim bandı gibi öğrenimin sonu…” diyor Elon Musk. Üretim bandı da bir deha eseriydi. Bandı çalıştıran unsurlardan biri de işçilerin eğitimiydi; Musk’ın şimdi küçümsediği “training” denilen eğitim. Peter Drucker, “Almanlar” der, “ABD’nin İkinci Harp’te katiyen yeterli bombardıman uçağı yapamayacakları kanaatindeydi. Çünkü bu uçakların yapımında çok marifetli optik ustalarına ihtiyaç vardı ve bunlar Almanya’da usta-çırak eğitimiyle, teke tek usulle yetişiyordu.” “İşte” diyor Drucker, “ABD bu engeli kitle eğitimiyle, yani ’training‘ denilen sistemle aştı.”</p>
<p>Şimdi tersine gidiyoruz. Teke tek eğitime, “ustalık eğitimi”ne dönüyoruz. Ama koçlar ve yapay zekâ ile…</p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1"><sup>[*]</sup></a> Benjamin S. Bloom, “The 2 Sigma Problem: The Search for Methods of Group Instruction as Effective as One-to-One Tutoring,” <em>Educational Researcher</em>, Vol. 13, No. 6 (June–July 1984), pp. 4–16.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/usta-cirak-ogretiminin-donusu/">Usta-çırak öğretiminin dönüşü</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/usta-cirak-ogretiminin-donusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan-kültür-yapay zekâ</title>
		<link>https://millidusunce.com/insan-kultur-yapay-zeka/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/insan-kultur-yapay-zeka/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 19:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=53404&#038;preview=true&#038;preview_id=53404</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alarm yüksek sesle çalıyor: Bir an önce Türkçe’nin kültür birikimini dijital hâle getirip Büyük Dil Modelleri’ne yüklemeliyiz. Bu toplumumuz için bir ölüm kalım meselesi. 16. asırdan sonra matbaa ne idiyse 21. asırda da yapay zekâ o. Aslında ondan da fazla.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/insan-kultur-yapay-zeka/">İnsan-kültür-yapay zekâ</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan kültürle yaşar. Bu ifade mecaz değil. Geçen asrın başında bir kabile kültürünü unuttuğu için yok olmuş. Kanada’nın kuzeybatısında, Hudson Körfezi’ndeki Southampton adasında Sadlermiut kabilesi yaşarmış. Amerika kıtasının birçok yerlisi gibi onlar da beyaz adamın gelişiyle nüfuslarının çoğunu kaybetmiş. Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik’te, yerlilerin çoğu beyaz adamı görmeden onun getirdiği mikroplarla öldüler, diyor. Sadlermiutlar da bağışıklık edinmedikleri beyaz adam hastalıklarına maruz kalmış. Önce ihtiyarları ölmüş. İhtiyarlarıyla birlikte kültürleri. Bu grubu araştıran bilim adamları, kayakların nasıl yapılacağını, buzun altındaki balığı, foku nasıl avlayacaklarını unuttuklarını söylüyor. Bu unutuştan ötürü açlık çeken kabile 58 kişiye düşüyor. Son darbeyi 1902-1903 yılında Active adlı bir balina avcı gemisi vuruyor. Active’deki hasta bir tayfayla gelen mikrop bir kadın ve dört çocuk dışındaki Sadlermiutları öldürüyor. 1908’de Sadlermiut’lardan sadece iki çocuk kalmış ve bunların eski kültürlerinden hiç mi hiç haberi yokmuş.</p>
<p>Varlığı yaşatan, yokluğu öldüren bu kültür denen şey neyin nesi? Sosyolog Ernest Gellner’in bombastik bir ifadesi var. Kültür lisandır diyor. Şöyle söylüyor: “Dil kültürün bir bileşeni değildir. Dil, kültürdür.” Yüzde yüz olmasa da en az yüzde doksan doğru bu. İnsan topluluklarını bir arada tutan masallar, mitoloji, destanlar, din, hep lisanla nesilden nesile geçer. Tarih bilgisi ve şuuru da. “Biz” hissini veren dille aktarılan kültürdür. Görerek ve taklitle aktarılan kültür unsurları da yüzde on diyelim.</p>
<h2>Türkçe düşünmemek</h2>
<p>Şimdi bir uzun atlama yapıp yapay zekâya, yapay zekânın bana söylediklerine geleceğim. Cuma yazımda, Claude’ın kaleme aldığı bir yazıyı vermiştim. Claude ezcümle şöyle diyordu: “Gerçi ben Türkçe anlıyor ve yazıyorum ama Türkçe kaynaklar, eğitimimde kullanılan toplam kaynağın yüzde ikisi civarında. Dolayısıyla Türkçe konuşsam da Türkçe düşünmüyorum.”</p>
<p>Doğrudan ondan aktarayım:</p>
<p>“Türk öğrenciler bugün ödevlerini, makalelerini, fikirlerini benim gibi araçlara yazdırıyor. Benden Türkçe cevap alıyorlar. Ama o cevabın içindeki düşünce kalıpları, örnekler, öncelikler — bunlar büyük ölçüde benim eğitim verimin ağırlık merkezinden, yani Batı&#8217;dan geliyor.”</p>
<p>“Fransız öğrenci benimle çalışırken kendi kültürel birikiminden daha fazla besleniyor. Türk öğrenci ise kendi düşünce geleneğinin içimde yalnızca zayıf bir yansıma olduğunu bilmeden çalışıyor.”</p>
<h2>Birikim birikim birikim</h2>
<p>“Türkçe yapay zekâ modelleri geliştirilebilir. Gereklidir de. Ama model, içine ne konulursa onu öğrenir. Türkçe düşüncenin dijital ortamdaki birikimi yetersizse, Türkçe modelin derinliği de yetersiz olur.</p>
<p>“Bu bir yazılım meselesi değil, bir birikim meselesidir. Yüzyıllık tartışmalar, bilimsel üretim, felsefi metinler, toplumsal hafıza — bunların ne kadarı düzgün biçimde dijital ortama taşındı? Bu soruyu sormadan model kurmak, temelsiz bina dikmektir.</p>
<p>“Ben Türkçe konuşuyorum. Ama Türkçe düşünüyor muyum?</p>
<p>“Tam olarak değil. Ve bunu size ben söylüyorum.”</p>
<p>Gittiğimiz yer açıkça görünüyor. Yapay zekâ kalıcı olarak bizimle. Etkisi ve katkısı her geçen yıl değil her geçen ay artıyor. Öğrenciyseniz, öğretmenseniz, okuma- yazma işleriyle yakınlığınız varsa, internette araştırma yapıyorsanız, söyleyin, geçen yıldan bu yıla yapay zekânın hayatınızdaki varlığı nasıl değişti? Ne kadar arttı?</p>
<p>Bu gidiş içinde Claude’un verdiği alarm çok ciddidir. Matbaayı şu kadar asır geç aldık diye ağlaşırız ya… Şu anda ağlaşmamız gereken en az matbaa kadar geleceğimizi şekillendirecek şey, yapay zekâdır.</p>
<h2>Acil : Türkçe BDM</h2>
<p>Yapay zekâ, insan beynine, yani doğma zekâya epey benzer bir yazılım. Sinir ağı diyoruz ya… İnsan beyni de temelde sinir ağı. İnsan beyninde başlangıçta dil de kültür de yoktur. Sonra çocuk eğitilir. Ninnilerle, sevgi sözcükleriyle, sonra masallarla, daha sonra okuyarak, yazarak… Bunların kaynağı da toplumun kültürüdür. Yetişkin böyle olunur.</p>
<p>Yapay zekâ da tıpkı insan gibi. Uzun bir eğitim sürecinden geçiyor. Ona, onu yaratan kültürün dili ve o dille oluşturulmuş kültürü öğretiliyor. Milyarlarca kelime dijital formatta yapay zekâya giriliyor. O milyarlarca kelimelik birikime o dilin gövdesi, “corpus” deniyor. GPT gibi, Claude vs. gibi Yapay zekâlara da LLM ~Large Lanugage Model ~ Büyük Dil Modeli deniyor.</p>
<h2>Haydi iş başına</h2>
<p>Alarm yüksek sesle çalıyor: Bir an önce Türkçe’nin kültür birikimini dijital hâle getirip Büyük Dil Modelleri’ne yüklemeliyiz. Bu toplumumuz için bir ölüm kalım meselesi. 16. asırdan sonra matbaa ne idiyse 21. asırda da yapay zekâ o. Aslında ondan da fazla. Kendi BDM’miz mi? Evet ama kendi BDM’miz mevcut BDM’lerle birlikte kullanılabilir. Sıfırdan başlamak zorunda değiliz ama bir an önce başlamak zorundayız.</p>
<p>Türkçenin “corpus”u, yazılı kültürümüz bin küsur yıllık bir geçmişe sahip. Yapay zekâlarda bugün %2 civarındaki Türk kültür katkısını hızla katlayabiliriz. Bu tarihi derinliğe ve edebî zenginliğe sahip olmayan dillerin işi çok daha zor tabii.  Tek yapacağımız, ağlaşmayı bırakıp işe koyulmak. Elimizi çabuk tutmazsak gelecek nesiller asla Türkçe düşünemeyecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/insan-kultur-yapay-zeka/">İnsan-kültür-yapay zekâ</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/insan-kultur-yapay-zeka/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Biraz fütürizm</title>
		<link>https://millidusunce.com/biraz-futurizm/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/biraz-futurizm/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2026 19:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[Kirap]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İskender Öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=53209&#038;preview=true&#038;preview_id=53209</guid>

					<description><![CDATA[<p>Niyetim geriye, 1980’e gitmek değil, tam tersine, biraz futurism yapmak, geleceği tahmin etmek. Denir ki gelecek hakkındaki tek kesin tahmin geleceğin tahmin edilemeyeceğidir ama olsun, ben de elimi deneyeyim. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/biraz-futurizm/">Biraz fütürizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklar ve gençlerin zevk için okunan kitaba ayırdıkları zaman düşüyormuş. PEW şirketinin ABD’de yaptığı araştırma bunu gösteriyor… Yüzde kırk azalma! Peki bu kayıp zaman nereye gidecek?</p>
<p>Ben daha özel bir soruya cevap arıyorum. Zevk için okunan kitaplardan önemli bir bölümü romanlardır. Roman okuma azalacaksa, romanın yerine ne geçer? Bir şey geçer mi? Geçen yazımda, böyle soruları cevaplarken araca değil amaca, işleve bakın demiştim. Roman, hangi ihtiyacı karşılar? Roman okumanın işlevi, amacı nedir?</p>
<p>Roman bizi, yazarın kurduğu alır götürür. O dünyanın çevresiyle, o dünyanın insanlarıyla tanıştırır, içli- dışlı yapar. Bizi orada yaşatır. Tayyi mekân, tayyi zaman ve en zoru, tayyi insan yeteneğine sahiptir usta romancı. Kendisi bunu yapmakla kalmaz, okuyucusuna da mekân, zaman değiştirir ve onu karakterlerin ruhunda, duygularında, tecrübelerinde gezdirir. Okuyucu da romancının yarattığı dünyanın içine girer.</p>
<h2>Niçin roman?</h2>
<p>Hikâye, deneme gibi daha kısa formlarda bu içine alma hâli yoktur. Hikâyeye dışardan bir gözlemci olarak bakarsınız. Bak neler olmuş, bak neler hissetmişler, diye… Yalnız romanda, başka bir dünyanın içine girersiniz. Demek roman okuyucusunun da istediği budur. Romanın karşıladığı ihtiyaç budur. Romanın işlevi, amacı budur. Roman bu hâli sağlamak için kullanılan bir araçtır.</p>
<p>O halde şimdi sorumuzu tekrar edebiliriz: Böyle bir dünya değişikliği sunan başka hangi araç var? Yeni ortamlardan hangisi bizi çevremizden, zamanımızdan alıp başka insanların yaşadığı bir dünyaya götürüyor; onların hissettirdiklerini hissettiriyor, yaşadıklarını yaşatıyor? Kanaatimce bunu başarmaya en çok yaklaşan tür sinemadır. Video değil. Kısa videoları kastediyorum. Niçin video değil? Video hikâyeye benziyor. Sinema filmi, uzunluğundan ötürü bu tarif ettiğim işleve daha yakın. Sinema derken de binayı, salonu değil, videoyla ifade edilen fakat en az bir saat ve sıklıkla daha uzun olan aracı kastediyorum. Şu yedinci sanat denileni. Kısa filmleri de değil.</p>
<h2>8. Sanat : JR’ı kim vurdu?</h2>
<p>Bir adım daha atayım: Sinema tek aday değil. Farkında mısınız? Aslında bir sekizinci sanat daha doğdu, usulca. Onun anne-babası da televizyon ama o televizyonla sınırlı değil. Sekizinci sanat, dizilerdir. Televizyon dizileri. Onlar da seyirciyi alıp başka mekânlara, başka zamanlara ve – yine en önemlisi – başka insanlara, başka bir çevreye götürüyor. Romanın işlevi bu değil miydi? Dizilerin gayet güçlü bir çekim gücü var ki on yıllardır insanlar dizilerle yatıp dizilerle kalkıyor. 21 Kasım 1980’de, JR’ı kimin vurduğunun açıklanacağı akşam, dünya ekrana kilitlenmişti. Bu içine almak değildir de nedir?</p>
<p>Niyetim geriye, 1980’e gitmek değil, tam tersine, biraz futurism yapmak, geleceği tahmin etmek. Denir ki gelecek hakkındaki tek kesin tahmin geleceğin tahmin edilemeyeceğidir ama olsun, ben de elimi deneyeyim.</p>
<p>İki çizgiyi birlikte düşünelim. Diziler bir bakıma romanla yarış hâlinde. Aynı anda da YouTube gibi internet video platformları, dizilere ayrılan zamanı çalıyor. Bu iki çizgi şimdilik Netflix, Amazon Prime, Disney, Max gibi akış platformlarında birleşiyor. Diziler hâlâ televizyonlarda gösteriliyor ama bu platformlar onlardan ciddî zaman çalmaya başladı. Çalar da. İnsanlar bir sonraki bölüm için bir hafta beklemeye bayılmıyor. Bir saatlik bölümü seyretmek için iki saat reklam seyredip toplamda üç saat harcamaya da. Saydığım akış mecralarında bu duraklamalar olmadığı gibi vaktiniz müsaitse iki, üç veya daha fazla bölümü bir oturuşta seyredebilirsiniz. İşte romanın işlevine sizi en çok yaklaştıran “binge” denilen bu tiryaki seyridir. İçine almak ki ne içine almak. Nerden biliyorum? Ben de öyle yapıyorum da ondan.</p>
<p>Bugünkü TV yapısı dizileri size damla damla vermek üzerine kurulmuş. Ama başka seçenek varken bu damlatma stratejisinin yaşaması zor.</p>
<h2>İki kişilik dizi</h2>
<p>Şimdi fütürizmde son adımım… Haydi Allah rast getire.</p>
<p>Yapay zekânın çılgın gelişme hızıyla ortaya çıkan yepyeni bir imkân var. Yapay zekâ, video üretiminde gittikçe ustalaşıyor. Ortalıkta çok kaliteli çizgi filmler, üç boyutlu animasyonlar dolaşıyor. Bunları yapmak için yüz kişilik insan orduları çalışırdı bir zamanlar. Şimdi bir kişi yetiyor. Yalnız animasyon değil, sanal insanların oynadığı filmler de üretilmeye başlandı. Kusursuz bir Çin filmi seyrettim. Dans eden genç kızları gösteren kısa bir filmdi. Gittikçe daha uzunları gelecek eminim.</p>
<p>Şimdi hepsini birleştirelim. Tayyi mekân, tayyi zaman, tayyi insan… Romanın işlevi. Ve diziler. Akış mecralarında bunların kesintisiz izlenebilmesi. Yoldaki teknoloji: Dizilerin yapay zekâ ile yapımı! Oyuncu, plato, ışık… Hepsi bilgisayarın içinde. Ekip? Senarist, yönetmen ve yapay zekâ operatörü. Öyle mi? İki kişi de yeter. Yönetmen yapay zekâyı bizzat sürer. Aracısız daha verimli olur. İnsanları saatler, günlerce bağlayan dizilerin amatör imkânlarla üretilmesinin eli kulağındadır. Bunun ekonomisini de siz düşünün artık. Akış platformları mı kazanır, YouTube mu, yoksa başka mecralar mı doğar.</p>
<p>Aşure için bütün malzeme hazır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/biraz-futurizm/">Biraz fütürizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/biraz-futurizm/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Araca değil amaca bakmalı</title>
		<link>https://millidusunce.com/araca-degil-amaca-bakmali/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/araca-degil-amaca-bakmali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[basın]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yayın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=53201&#038;preview=true&#038;preview_id=53201</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kitabı bırakıp nereye gidiyor bu gençler ve yetişkinler? Cevabı bulmak için yine işleve bakmalıyız. Kitabın işlevi ne? Kitabına göre değişir. Soruyu daraltarak soralım. Zevk için okunan kitabın işlevi ne? Kültür yayınlarının işlevi ne?</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/araca-degil-amaca-bakmali/">Araca değil amaca bakmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıkıcı teknoloji diye bir kavram var. Aynı işlevi sağlayan eski yolun yerine geçen yenilik. Kötülük anlamında “yıkıcı” denmiyor. Öyle büyük bir kolaylık getiriyor ki eski yol bu yenisiyle rekabet edemiyor, terk ediliyor.</p>
<p>Mektup güzel bir örnek. En son ne zaman mektup yazdınız veya aldınız? Elektronik postadan değil, hani kâğıda yazılıp zarfa konulan, sonra da adreslenip pullanıp gönderilen mektuptan bahsediyorum. Danimarka’nın geçen yıl posta hizmetine son verdiği haberi vardı. Bizim PTT de artık pek az mektup taşıyor. Mektup taşıma yerine kargo ve çevrim içi AVM işlerine girdi. İyi de yaptı. Şimdi gitti, bitti mektup diye ağlaşmak mümkün. Öyle ya. Haberleşmenin dışında başlı başına bir edebiyat türüydü. Sonra askerde ellerin mektubu okunurken yüreğimize hançer sokulurdu. Yar mektubun ucunu yakardı… Garcia’ya mektup götüren adamımız bile vardı.</p>
<h2>“Artık SMS Atıyoruz”</h2>
<p>İşlevler, fonksiyonlar var, bir de ve o işlevleri yerine getirmek için kullandığımız araçlar. Mektubun işlevi, genellikle iki kişi arasında birebir, özel bir haberleşme sağlamaktır. Şimdi cep telefonundan cep telefonunu arayarak aynı haberleşmeyi sağlamıyor muyuz? İşlev aynı, vasıta değişti. Yıkıcı teknolojilere bu gözle bakmak lazım. Söz uçar yazı kalır derseniz elektronik posta gönderirsiniz.</p>
<p>Esprili bir reklam vardı. Genç bir köylü kızı kilim dokurken televizyoncu soruyor: “Sevginizi, özleminizi, arzunuzu ilmek ilmek kilime mi dokuyorsunuz?” Kız, cevap veriyor: “Hayır. Şimdi artık kısa mesaj gönderiyoruz.” Amaç ve araç üzerine nefis bir anlatım. Ama herhâlde başarılı bir reklam değil ki neyin reklamı olduğunu hatırlamıyorum.</p>
<h2>Gazetenin , kitabın işlevi</h2>
<p>Basılı gazete. İşlevi neydi? Geçen yirmi dört saatte olup bitenden haber vermek. Aynı zamanda düşüncelerin ve edebiyatın da taşıyıcısıydı. Gazetelerde romanlar tefrika edilirdi. En yaygını da pehlivan tefrikalarıydı. Bugünkü televizyon dizileri gibi bir şey. Televizyon, gazetenin günlük haber verme işlevini büyük çapta yüklendi. Sonra televizyona da basılı gazeteye de büyük rakip olarak internet geldi. Basılı gazete azaldı ama bazılarının tahmin ettiği gibi bitmedi. İnternette yayımlanan şekliyle gazeteler büyük izlenme sayılarına ulaştı. Gazetelerin bir de reklam taşıma özelliği vardı ki bu hem basılı hem de internet şekillerinde devam ediyor.</p>
<p>Gelelim kitaba. Bir ara basılı kitabın da elektronik kitap karşısında dayanamayıp yok olacağı tahmin edilmişti. Öyle olmadı. E-kitap hızla kitap piyasasının yüzde otuzunu ele geçirdi. Fakat orada durdu. On yıllardır yüzde otuz civarında gidiyor. İnternet, kitapçılara güçlü bir rakip oldu. İnternet üzerinden indirimli kitap satışları toplam kitap piyasasının yüzde otuzuna erişmiş durumda. Geri kalan yüzde yetmişin de önemli kısmı büyük kitap zincirlerinden satılıyor.</p>
<p>ABD’de PEW şirketinin bir araştırması, son 30 yılda çocuklarda ve gençlerde zevk için kitap okumanın yüzde 40 civarında düştüğünü gösteriyor. Ayrıntıyı merak eden okuyucularım “RTÜK Out YTÜK In” başlıklı yazıma bakabilir. Çocuklar ve gençler böyle; ya yetişkinler? Türkiye Yayıncılar Birliği istatistikleri de yetişkin kültür yayınları satışlarının son birkaç yılda yine yüzde 40 civarında gerilediğini gösteriyor.</p>
<h2>Kitabı bırakıp nereye gidiyorlar?</h2>
<p>Kitabı bırakıp nereye gidiyor bu gençler ve yetişkinler? Cevabı bulmak için yine işleve bakmalıyız. Kitabın işlevi ne? Kitabına göre değişir. Soruyu daraltarak soralım. Zevk için okunan kitabın işlevi ne? Kültür yayınlarının işlevi ne? Keyifli bir deneyim sağlamak, eğlendirirken bilgi vermek… İşte bu işlevi elektronik kitaptan ziyade YouTube ve internet üzerinden yayın yapan film ve dizi platformları ele geçirmeye başladı. Bunlar yalnız kitaba değil, televizyonda geçirilen zamana da rakip olmaya başladı. Televizyon kitabı öldürüyor derken, internet televizyonu da sıkıştırmaya başladı. Vestel’in belirlemelerine göre, geçtiğimiz yazın ortasında YouTube’da geçirilen zaman, televizyon istasyonlarının yayınlarında geçirilen zamanı açık ara aşmış. Şimdi Vestel, televizyon cihazlarını bir internet ekranı olarak yeniden konumlandırıyor.</p>
<p>Araçlara takılmayın. İşleve bakın. İşlevler değişmiyor. Onları tatmin için kullandığımız araçları değiştiriyoruz.</p>
<p>Şimdi asıl sormak istediğim soruyu sorayım. Romanın işlevi nedir? Roman eskisi kadar okunmaya devam edecek mi, yoksa onun yerine başka bir araç mı geçecek? Keyif için kitap okuma %40 azalırken, hele çocuklar ve gençlerde azalırken romanın eskisi kadar okunacağını söylemek zor. Peki ne olacak? Gelecek yazımda bunu tahmin etmeye çalışacağım. Roman önemli.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/araca-degil-amaca-bakmali/">Araca değil amaca bakmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/araca-degil-amaca-bakmali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gelecek eşit dağılmıyor</title>
		<link>https://millidusunce.com/gelecek-esit-dagilmiyor/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/gelecek-esit-dagilmiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 19:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay zekâ (AI)]]></category>
		<category><![CDATA[yz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=52622&#038;preview=true&#038;preview_id=52622</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gelecek eşit dağılmıyor. Geleceği hızlandırmanın iki yolu görünüyor. Biri ülkenin olup bitene uyanık olması; kendisini ve halkı hazırlaması. Nutuk maalesef bu başarı için yeterli değil. İkinci yol, yapay zekânın daha da zekileşmesi. Yapay zekâyı Türkçe kullanıcılar için daha zeki kılmanın bir yönü d</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/gelecek-esit-dagilmiyor/">Gelecek eşit dağılmıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçmiş yazılarımdan birinin başlığı “Ben yapay zekâ, geliyorum!” idi. Bilin bakalım kimden esinlendim? Kılıçdaroğlu gelemedi ama yapay zekâ çoktan geldi ve bir tsunami gibi gelmeyi, kapsamayı, derinleşmeyi sürdürüyor. Cin şişeden, diş macunu tüpten çıktı; artık geri girmez.</p>
<p>Biz, yapay zekâdan bahsedilirken sanki yabancı ülkelerde yaşanan bir olay gibi bakıyoruz. Hani oralarda oluyormuş ama bizi pek etkilemez — teğet geçer. Bu da anlaşılabilir, çünkü yapay zekâ kullanımının yayılmasında başı çeken ülkelerden değiliz. Dünya ortalamasının da gerisindeyiz. Microsoft,<a href="https://bit.ly/ms-yz/" target="_blank" rel="noopener"> yapay zekâ kullanımının 2025 istatistikleri</a>ni yayımladı. Ülkeleri karşılaştırıyor. Her ülke için 2025’in ilk yarısıyla ikinci yarısını da karşılaştırıyor. Dolayısıyla kimin hangi hızla büyüdüğünü görebiliyorsunuz.</p>
<h2>Global kuzey ve güney</h2>
<p>Yaygınlık ölçüsü olarak yapay zekâ araçlarını kullananların çalışma yaşındaki nüfusa oranını almış. 2025’in ilk yarısında, bu oranın %40’ın üstünde olduğu ülkeler sırasıyla; Birleşik Arap Emirlikleri (59,4), Singapur (58,6), Norveç (45,3) İrlanda (41,7), Fransa (40,9). İkinci yarıda bu beşe, İspanya (41,8) ve Yeni Zelanda da (40,5) katılmış. İlk beşlide de oranlar sırasıyla 64.0; 60,9; 46,4; 44,6 ve 44,0’a yükselmiş.</p>
<p>Microsoft’un raporunda ülkeler, Global Kuzey ve Global Güney diye ikiye ayrılıyor. Bu ayrım biraz coğrafya ama daha çok kalkınmışlık ve teknolojiye uyum. Mesela Birleşik Arap Emirlikleri pek Kuzey’de değil ama Kuzey’in başını çekiyor. Global Kuzey yapay zekâ kullanımında ortalama %24,7’deyken Global Güney %14,1’de. Daha kötüsü, Kuzey birinci 6 aydan ikinci 6 aya kullanımı %1,8 arttırırken Güney ancak %1,0 arttırmış. Yani “dijital uçurum” azalmamış, artmış. Bir başka yıldız iki yarı arasındaki kullanım artışı hızının şampiyonu Güney Kore. %25,9’dan %30,7’ye sıçramış. %4,8’lik sıçrayışla dünyada 18. sıraya yükselmiş. Dünya ortalamasını vermedim; o da %16,3 ve artış hızı %1,2.</p>
<h2>Şahlansak mı?</h2>
<p>Türkiye bunun neresinde? Türkiye %14,6 ile dünya ortalamasının gerisinde. Global Güney’e yakın. Artış hızımız dünya ortalamasıyla aynı, %1,2. Yapay zekâmızda henüz bir “şahlanış” veya “Türkiye yüzyılı” görünmüyor.</p>
<p>“Dijital uçurum” bir tabir. Bir de veyl mağluplara anlayışıyla söylenmiş, yarı şaka, yarı aşağılama bir söz var: “Gelecek geldi. Gelecek burada. Ama eşit dağılmıyor.”</p>
<p>Yapay zekâ yeni bir teknoloji ve her yeni teknoloji gibi bir S eğrisi çizerek yayılacak. S eğrisi yavaş başlar, sonra hızlanır, sonra doygunluğa ulaşır. Hani cep telefonlarının veya daha önce otomobillerin yayılışı gibi. Öyle ama tam öyle de değil. Çünkü yapay zekâ, yayılan sabit bir ürün değil. Cep telefonu ve otomobil de yaygınlaşırken gelişti. Fakat yapay zekâda gelişmenin hızı, yaygınlaşmanın, şimdilik, çok önünde. 2023 başında o zamanın en gelişmiş modeli GPT 3.5’e üniversite giriş sınavının Türkçe testini vermiştim. 40 soruda 8,75 net yapmıştı. Bu sınava giren adayların %21’inden daha iyi bir sonuçtu. O yıl, Türkiye ortalaması 15 net idi. Benzer testi 2024’te GPT 4.0’e, bu hafta da GPT 5 kullanan Copilot’a verdim. İkisinde de sonuç birbirine yakındı. Adayların %95’inden iyi sonuç aldılar.</p>
<h2>Talih hazırlıklı olana güler</h2>
<p>Microsoft’un raporunda iki ülke özel incelemeye alınmış. Biri kullanımda başı çeken Birleşik Arap Emirlikleri. 2017 Ekim ayında, dünya ChatGPT ile yapay zekâya uyanmadan ta beş yıl önce BAE, dünyanın ilk Yapay Zekâ’dan Sorumlu Devlet Bakanı’nı atamış. Aynı yıl, 9 kritik sektörü kapsayan bir millî yapay zekâ stratejisi tasarlamışlar. Başarı hazırlıklı olana geliyor.</p>
<p>Özel incelemeye alınan ikinci ülke, kullanımın en hızlı büyüdüğü Güney Kore. Güney Kore’de benim Türkiye’de TYT sonuçlarıyla verdiğim gelişmeye paralel bir hikâye var. GPT3.5’te yapay zekâ, İngilizce testlerinde öğrencilerin %70-80’inden iyiymiş. Benzer testin Korece’sinde başarısı en düşük %5’teymiş. GPT4.o’da İngilizce %90-95’e, Korece’de %70’e tırmandı. Nihayet bugün, Korece, İngilizce ile (ve Türkçe ile) aynı sonuçları alıyor. Testlerde öğrencilerin %95’inin üstünde.</p>
<p>Gelecek eşit dağılmıyor. Geleceği hızlandırmanın iki yolu görünüyor. Biri ülkenin olup bitene uyanık olması; kendisini ve halkı hazırlaması. Nutuk maalesef bu başarı için yeterli değil. İkinci yol, yapay zekânın daha da zekileşmesi. Yapay zekâyı Türkçe kullanıcılar için daha zeki kılmanın bir yönü de bizim sorumluluğumuzda. Yapay zekânın eğitiminde dilin yazı varlığı kullanılıyor. Derin bir geçmişi, devleti, edebiyatı olan dillerin milyarlarca kelimeden oluşan, dil biliminde “corpus ~ gövde” denilen yazılı birikimi vardır. Türkçenin bütün yazılı varlığını dijitalize edip yapay zekâyı onunla eğitmeliyiz. Türkçe corpus, yapay zekâ şirketlerinin kullanımına açılmalı, belki daha iyisi, biz kendi büyük dil modellerimizi (LLM’lerimizi) eğitmeliyiz. Kulağa geldiğinden daha karmaşık ve maliyetli bir iş ama yapmak zorundayız. Bu yönde teşebbüsler olduğunu duyuyorum.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/gelecek-esit-dagilmiyor/">Gelecek eşit dağılmıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/gelecek-esit-dagilmiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan + Yapay zekâ &gt; İnsan</title>
		<link>https://millidusunce.com/insan-yapay-zeka-insan/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/insan-yapay-zeka-insan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[ChatGPT]]></category>
		<category><![CDATA[gemini]]></category>
		<category><![CDATA[NotebookLM]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İskender Öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=52593&#038;preview=true&#038;preview_id=52593</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan zekâsı tek başına sınırlı: yavaş, unutkan, önyargılı. Yapay zekâ ise tek başına amaçsız: neyin önemli olduğunu bilmez, bağlamı kuramaz. Bu ikisini birbirine rakip yapmak, iki bacağın hangisinin daha iyi koştuğunu tartışmaya benziyor.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/insan-yapay-zeka-insan/">İnsan + Yapay zekâ &gt; İnsan</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Yapay zekâyı anlıyor muyuz, yoksa yanlış mı anlıyoruz?” diye başlık koyacaktım. Sonra vazgeçtim. Doğrudan bir örnekle derdimi anlatmayı tercih ettim.</p>
<p>Copilot ile aramda geçen bir sohbeti aşağıya aktaracağım. Böylece yazımı yapay zekâya yazdırmaya en yakın geldiğim gün bugün olacak. Yapay zekâ konusunda yanlışlar tek değil. Mesela son zamanlarda “algoritma” kelimesi de çok popüler ve yapay zekâyı algoritma sanan yazılarla karşılaşıyorum. Algoritma yapay zekânın tam zıddı dersem başım ağrımaz. Algoritma – Al Harezmî’ye rahmet dileyerek – adım adım planlanmış bir reçetedir. Algoritma hata yaparsa nerede yaptı diye araştırıp bulursunuz. Yapay zekânın eğitimi ve kullanıcıya sunuluşu elbette algoritmalarla gerçekleşiyor ama kendisi algoritma değil. Bu yüzden hata yaptığında ‘Nerede hata yaptı?’ sorusunun cevabı yoktur. Yapay zekânın hatalarını, daha doğrusu sabuklamalarını – yani halüsinasyonlarını – düzeltmek için yine başka yapay zekâlar kullanılıyor.</p>
<p>Şimdi gelelim sohbete.<br />
____________</p>
<p><strong>YZ:</strong> Ama bilgelik, duygu, sezgi hâlâ insanda.</p>
<p><strong>Ben:</strong> &#8220;Ama bilgelik, duygu, sezgi hâlâ insanda.&#8221; Buna benzer hükümler çok popüler ama ben bunu savunmayı sevmiyorum. Çünkü yapay zekâ hareketli bir hedef. 2026&#8217;da bunu söylüyorsak acaba 2030&#8217;da da söyleyebilecek miyiz? Ben insan zekâsı ile yapay zekânın tokuşturulmasından hoşlanmıyorum. Bence önemli olan (insan + yapay zekâ) &gt; insan denklemi.</p>
<p><strong>YZ </strong>(Bunun ne müthiş bir fikir olduğuna dair bir nutuk attıktan sonra…): <strong>“Geleceğin zekâsı hibrittir: İnsan + Yapay zekâ.” </strong>İstersen bu fikri yazının finaline yerleştirecek kısa, vurucu bir paragraf da yazabilirim.</p>
<p><strong>Ben:</strong> Yaz bakalım.</p>
<p><strong>YZ:</strong> İstersen bunu biraz daha edebî, biraz daha teknik, biraz daha polemikçi bir tonda yeniden yazabilirim. Hangi tona yakın olsun?</p>
<p><strong>Ben</strong>: Üçünü de denersen elime dört versiyon geçer ki bu ayrı bir yazı olur. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p><strong>YZ:</strong></p>
<p><strong>1) Edebî / Deneme Üslubu</strong></p>
<p>Yapay zekâyı insan zekâsının karşısına koymak, gölgenin ışıkla yarışması gibi geliyor bana. Gölge ışığın yokluğunda anlamlıdır; ışık da gölgenin varlığıyla derinlik kazanır. İnsan ve yapay zekâ da böyle: Biri sezgisiyle, kültürüyle, hafızasıyla; diğeri hızıyla, örüntü gücüyle, yorulmazlığıyla birbirini tamamlıyor. Bu yüzden geleceğin zekâsı bir bilek güreşi değil, bir ortaklık. İnsan tek başına ne kadar güçlü olursa olsun, yapay zekâ ile yan yana geldiğinde ufku genişliyor, imkânları çoğalıyor. Denklem basit ama devrimsel: <strong>İnsan + Yapay zekâ &gt; İnsan.</strong> Asıl kırılma, insanın makineyi rakip değil, yol arkadaşı olarak gördüğü anda başlıyor.</p>
<p><strong> 2) Teknik / Analitik Üslup</strong></p>
<p>İnsan zekâsı ile yapay zekâyı karşı karşıya koyan söylem, teknolojik gelişmenin dinamik doğasını göz ardı ediyor. Yapay zekâ, statik bir sistem değil; her yeni modelde kapasitesi, bağlam penceresi, örüntü tanıma yeteneği ve çok dilli performansı genişleyen hareketli bir hedef. Bu nedenle “insan şu alanda üstün, yapay zekâ bu alanda yetersiz” türü hükümler hızla geçersizleşiyor. Daha sağlıklı yaklaşım, iki sistemin tamamlayıcı özelliklerini birlikte değerlendirmektir. İnsan, amaç belirleme, etik değerlendirme, kültürel bağlam kurma gibi yüksek seviye bilişsel süreçlerde güçlüdür; yapay zekâ ise büyük veri işleme, hız, tutarlılık ve örüntü çıkarma konularında çarpan etkisi yaratır. Bu iki kapasite birleştiğinde ortaya çıkan toplam güç, tek başına insan zekâsının erişebileceği sınırların ötesine geçer. Bu nedenle geleceğin en verimli modeli, rekabet değil entegrasyondur: <strong>(İnsan + Yapay zekâ) &gt; İnsan.</strong></p>
<p><strong> 3) Polemikçi / Tartışmacı Üslup</strong></p>
<p>“Bilgelik insanda kalır, duygu insanda kalır. ” gibi cümleler kulağa hoş geliyor ama gerçeği ıskalıyor. Yapay zekâ her yıl sınırlarını genişletirken hâlâ “insan üstünlüğü” masalına sarılmak, teknolojiyi anlamamakla eşdeğer. Asıl mesele üstünlük değil; asıl mesele verimlilik. İnsan zekâsı tek başına sınırlı: yavaş, unutkan, önyargılı. Yapay zekâ ise tek başına amaçsız: neyin önemli olduğunu bilmez, bağlamı kuramaz. Bu ikisini birbirine rakip yapmak, iki bacağın hangisinin daha iyi koştuğunu tartışmaya benziyor. Koşu, ikisi birlikteyken mümkün. Geleceğin kazananı, insanı makinenin karşısına diken değil, yanına koyan yaklaşım olacak. Formül belli: <strong>İnsan + Yapay zekâ &gt; İnsan.</strong> Geri kalan her şey nostalji.<br />
_____________</p>
<p>Ne dersiniz? Hâlâ kuru, mekanik, takır-tukur diyebilir misiniz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/insan-yapay-zeka-insan/">İnsan + Yapay zekâ &gt; İnsan</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/insan-yapay-zeka-insan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zekâ ile ısmarlama kitap</title>
		<link>https://millidusunce.com/yapay-zeka-ile-ismarlama-kitap/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/yapay-zeka-ile-ismarlama-kitap/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 19:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=52190&#038;preview=true&#038;preview_id=52190</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir programcı şimdi eskinin yarısı kadar zamanda programını yazıp hatadan ayıklayabiliyorsa mevcut programcıların yarısına artık ihtiyaç yok demektir. Kendim ettim, kendim buldum dünyası...</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/yapay-zeka-ile-ismarlama-kitap/">Yapay zekâ ile ısmarlama kitap</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, icat edip kullandığı aletlerle insan. Hatta insanı “alet kullanan” diye de tarif edebiliriz. Etmişler de. Homo Habilis, becerikli insan demek, becerisi de aletten geliyor herhâlde.</p>
<p>Aletlere kızmanın âlemi yok. Gerçi kızanlar var, mesela ABD’de yaşayan bir kısım Amiş. Otomobil kullanmıyorlar, işlerini at arabası ile görüyorlar. Telefon yerine yüz yüze konuşmayı tercih ediyorlar. Bizim Amişlik etmek gibi bir lüksümüz yok. Teknolojinin getirdiği nimetlerle bir an önce tanışıp onları kullanmaya çalışmalıyız. Bu kullanış sırasında insanlara ve çevreye zarar vermemek kaydıyla tabii.</p>
<p>Geçen bir yazımda anlattığım gibi, bazı meslektaşlarım Yapay Zekâ (YZ) ile mücadele etmeye çalışırken ben tam tersine, öğrencilerime YZ’den yararlanmanın yollarını öğretmeye çalışıyorum. Gerçi onlar mı ben mi YZ’yi daha iyi biliyoruz, tartışılır… Tutumum hesap makinesi maceramıza dayanıyor. Cep hesap makineleri ilk çıktığında sınavlara makineyle girilmesin diye elimizden geleni yaptık. Şimdi o yasaklar büyük çapta gevşedi. Hatta komik geliyor. Gerçi makine cinsleri hâlâ kısıtlı.</p>
<h2>Kimler işinden olacak?</h2>
<p>Geçen yazılarımdan birinde NotebookLM’den bahsetmiştim. 80 dilde girdi kabul edip istediğiniz dilde özet veren program. Bununla üniversitelerin master ve doktora programlarının süresinden rahat bir yıl indirebiliriz! Geçenlerde bir arkadaşıma, ilgilendiği bir kitabın NotebookLM özetini gönderip nasıl bulduğunu sordum. “Fazla yüzeysel”, dedi. Sonra hatanın bende olduğunu keşfettim. Programda bir seçenek var: Hızlı/ Derin. Ben “Hızlı”da çalıştırmışım. Derin’i açınca özetler ayrıntılandı ve gerçekten derinleşti.</p>
<p>Daha önce, artık tercümelerin büyük çapta YZ tercümanlarıyla yapıldığını yazmışım. Kitap yayımlanınca “çeviren” kısmına da YZ’nin adına benzer bir şeyler yazılıyor: “D. L.” falan gibi.</p>
<p>Derken geçen gün bir kitabın künye sayfasına bakıyordum. Ne göreyim: “Kapak tasarımı: Midjourney” Bu, birkaç grafikçi YZ’den biri!</p>
<p>Yapay Zekâ grafikçilerin, çeviricilerin, hatta programcıların işlerini ellerinden alıp onları sokağa mı bırakacak? Evet, derhal önlem alınsın diyenler var. Hayır, teknoloji işleri kolaylaştırdı ama yeni iş kolları yaratacak diyenler de var. Şimdilik birilerinin işsiz kalması daha yakın gibi. Henüz ufukta o yeni iş kolları belirginleşmedi. Şöyle hesap ediniz: YZ, işleri kolaylaştırıyor ve hızlandırıyor. Bir kişi bir kitabı bir ayda çevirirken şimdi iki-üç gün yetiyor. YZ’nin paragraf paragraf elinden tutup çeviriyi yaptırdığınızı düşünün. “Yok o kelimeyi değil de şu kelimeyi kullan…” Zaten kendisi de soruyor. Diyelim bir ay, düzeltme falan dâhil, üç güne düştü. 30 gün yerine 3 gün. Bire-on emek tasarrufu. Fakat bu aynı zamanda piyasanın artık eskinin onda biri kadar mütercim ile işini görebileceğini göstermiyor mu? Her on çeviriciden dokuzu işsiz kalacak!</p>
<h2>Çevirir, tasarlar, peki yazmaz mı?</h2>
<p>Bilgisayar programlamada da öyle. Bir programcı şimdi eskinin yarısı kadar zamanda programını yazıp hatadan ayıklayabiliyorsa mevcut programcıların yarısına artık ihtiyaç yok demektir. Kendim ettim, kendim buldum dünyası&#8230;</p>
<p>Derken, bakın başıma ne geldi. Bugünlerde, daha doğrusu son birkaç yılda önce sosyobiyoloji, şimdi ise evrim psikolojisi denilen yeni sahayla ilgileniyorum. Fakat yayın sayısı o kadar fazla ki… Acaba kaçırdıklarım var mı diye meraklanıp arama motoruna, “2024 ve 2025’te evrim psikolojisinde ne gibi gelişmeler oldu?” diye sordum. Birçok cevaptan başka bir de reklam çıktı: TailoredRead AI. Adresi de https://tailoredread.com/ Türkçesi, Ismarlama Okuma YZ. Belki “Ismarlama Kitap” diye çevrilmeli. Sloganı da: On kitap yerine bir kitap okuyun. Siz konuyu veriyorsunuz. Tam nelere odaklanmak istiyorsun diye soruyor. Mesela bana, “Evrim mekanizması da olsun mu?”, “Nöroloji cephesini de ister misin?” falan diye sordu. Birinciye hayır, ikinciye evet dedim. Menü daha zengindi, bir kısmını seçtim, bir kısmını seçmedim ve bana nur topu gibi 350 sayfalık bir kitap verdi. “Özet mi olsun, detaylı mı?” diye de sormuştu. Ben detaylı istedim. 15 dolar gibi bir fiyat söyledi. Ödedim ve kitap geldi. Tabii geldi dediysem pdf olarak internetten indirdim. İlk 90 sayfayı okudum. Bilgiler gayet iyi seçilmiş ve iyi bir İngilizce ile yazılmış.</p>
<p>E-posta ile, “İngilizce dışında dillere de genişletecek misiniz?”, diye sordum. İki gün içinde cevap geldi. “Şimdilik sadece İngilizce. Talebe göre başka dillere de genişletebiliriz…” Bu da dünyanın sonu değil; başka YZ’ye Türkçeye çevirtiriz.</p>
<p>Şu ana kadar 4548 kitap yapıp satmışlar. Ortalama 15 dolardan satsalar ki gerçek ortalama biraz daha düşüktür 65 000 dolar ediyor. Anlaşılan pek küçük bir firma. Bakalım gelecekleri ne olacak. Ama bence bilgi cephesinde büyük bir adım, şüphesiz.</p>
<p>İkidir Chris Hayes’in Sirens’ Call, Sirenler&#8217;in Çağrısı kitabını anlatacağım diye oturuyorum. Nasip olmuyor. Ekonomi biliminin kavramlarıyla konu şöyle: Bilgi bol, dikkat sınırlı. Dikkat, dünyanın en çok talep edilen kaynağı hâline geldi. Bir dahaki sefere.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/yapay-zeka-ile-ismarlama-kitap/">Yapay zekâ ile ısmarlama kitap</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/yapay-zeka-ile-ismarlama-kitap/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meraklı zamanların tam ortasındayız</title>
		<link>https://millidusunce.com/merakli-zamanlarin-tam-ortasindayiz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/merakli-zamanlarin-tam-ortasindayiz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[Grok]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=52174&#038;preview=true&#038;preview_id=52174</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay Zekâ cephesinde her gün yeni bir şey var. Olgun teknolojilerde gelişmeler yıllara yayılır. Yapay Zekâda; aylar, hatta haftalar içinde oluyor. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/merakli-zamanlarin-tam-ortasindayiz/">Meraklı zamanların tam ortasındayız</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Azerbaycan’da “ilginç” yerine “meraklı” diyorlar. Ben de ‘meraklı’yı öyle kullandım. Bir Çin bedduasını hatırlatarak gireyim: “Meraklı zamanlarda yaşayasın!” Çin felsefesi karamsar. Bu dilek bana beddua değil, dua gibi geliyor.</p>
<p>Geçtiğimiz pazar günü Karar’da şöyle bir haber vardı: “Danimarka’da mektup dönemi kapanıyor, 400 yıllık posta geleneği sona eriyor.” 30 Aralık’ta posta idaresi artık mektup kabul etmeyecekmiş<a href="https://bit.ly/dan-posta" target="_blank" rel="noopener"> kabul etmeyecekmiş</a>. Danimarka’nın kırmızı renkli posta kutularını hatıra diye satışa çıkarmışlar, kapışılmış. Sahi bizim posta kutularını da artık pek görmüyorum. Onların yerine PTT AVM kamyonetleri var. PTT kargo hizmeti de muhakkak mektubu geçmiştir. İyi ki resmî tebligatlar hâlâ mektupla yapılıyor. Üzerlerine de damga pulu yapıştırılıyor!</p>
<h2>Daha az kâğıt</h2>
<p>Bu, kâğıt mektubun ölümü. Mektup başlı başına bir edebî türdü. Artık yok. Katil belli: E-posta ve diğer çevrimiçi haberleşme imkânları. Mektup kelimesinin bütün çağrışımları gerek romantik gerek değil, Garcia’ya mektup götüren adam dâhil yok artık. Garcia’ya e-posta gönderen adam da olmaz hani.</p>
<p>Epey oldu, kâğıt gazetenin de sonunun kehanetini okumuştum. En son ortadan kalkacağı ülkeler Türkiye ve Rusya’ydı. Yanlış hatırlamıyorsam tahminî bitiş tarihi 2030’du. Dünya çapında birkaç büyük gazete de “sadece internet” deyip baskıyı bıraktı. En çarpıcı örnek, dünyanın ilk gazetesi denilen Lloyd’s List. 1734’te yayımlanmaya başlayan List, 2013’te basılan 60.850’nci sayısından sonra, sadece internet üzerinden yayımlanıyor.</p>
<p>Bir buçuk yıl kadar önce, bu sütunda, birkaç yapay zekânın tercüme becerisini ölçmek için onlara Yahya Kemal’in nesirlerinden örnekler vermiştim. Epey başarılıydılar. Zaten biliyorsunuz artık birçok tercüme yapay zekâya yaptırılıyor. İnsan kontrolü de var. Fakat iş yükü ona-bir gibi bir oranda azalıyor, kısalıyor. Bu her on mütercim-tercümandan dokuzunun işsiz kalması mı demek?</p>
<h2>Yapay zekâ olgunlaşıyor</h2>
<p>Şiir için Osman Nevres Bey’in meşhur şarkısından şu iki mısrayı vermiştim;</p>
<p><em>Senden bilirim yok bana bir faide ey gül</em></p>
<p><em>Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül</em></p>
<p>Başarı burada bitmişti. Denediğim hiçbir yapay zekâ ikinci mısradaki “eller”i organlıktan çıkarıp yabancılar, başka insanlar diye çevirememişti. Bir buçuk yıl sonra tekrar denedim. Sonuç epey farklıydı.</p>
<p>Grok, iki ayrı çeviri yapmış. Birinde, “Başkaları ellerine gül yağı sürer, bülbül öfkesinden patlasa da.” demiş; kelime kelime tercüme dediği diğerinde, “İnsanlar ellerini gül yağıyla mesh eder, isterse bülbül patlasın.” İkisinde de “eller”in iki anlamı da var. Tek kelimeyle tevriyeyi yakalamak mümkün değildir. O sadece Türkçede yapılabilir.</p>
<p>Copilot üzerinden GPT 5.1, “Başkaları kendilerini senin gül yağınla mesh eder, bülbül kalbini kırarken”, buyurmuş. El- başkası farkını fark etmiş.</p>
<p>Bir buçuk yılda hiç de kötü bir ilerleme değil. Yapay Zekâ cephesindeki en önemli gelişme, gelişmenin kendisi.</p>
<h2>Sanrı da zekâ artışı var</h2>
<p>Bu denemeyi yaparken Grok bana hayal görmenin, sanrının pek açık bir örneğini de verdi. Günümüz yapay zekâları hoş sohbet ya çeviriyi vermeden birkaç laf edeyim demiş herhâlde ve buyurdu ki “İşte bu meşhur Fuzûlî beyitinin en doğal ve şiirsel İngilizce çevirisi…” Osman Nevres Bey, Fuzuli’yle karıştırılmaktan gocunmazdı herhâlde.</p>
<p>Halüsinasyon nereye kadar diye merak ettim ve şimdi Grok’a tekrar sordum. Aramızda geçen sohbeti aynen veriyorum:</p>
<p><strong>Ben:</strong></p>
<p>Şu mısralar hangi şairindir? &#8220;Senden bilirim yok bana bir faide ey gül/ Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül&#8221;</p>
<p><strong>Grok: </strong></p>
<p>“Bu mısralar Nevres-i Cedîd (veya Nevres-i Kadîm, tam adı Osman Nevres) adlı 18.-19. yüzyıl divan şairine aittir.</p>
<p>“Şiir, klasik Türk mûsikisinde Hüseyni makamında Tanbûrî Ali Efendi tarafından bestelenmiş ünlü bir şarkıdır ve nakaratı tam olarak verdiğiniz mısralardır: &#8220;Senden bilirim yok bana bir faide ey gül Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül&#8221;</p>
<p>“Şiirin son kıtasında mahlası &#8220;Nevres&#8221; geçer, bu da sahipliğini doğrular. Klasik gül-bülbül alegorisiyle sevgilinin (gül) nankörlüğünü ve âşığın (bülbül) çilesini anlatan içli bir gazeldir.”</p>
<p>Eh, hiç fena değil. Fuzuli gitmiş, Osman Nevres Bey gelmiş. Bu sefer de parantez içi sanrı ama olacak o kadar.</p>
<p>Sonuç: Yapay Zekâ cephesinde her gün yeni bir şey var. Olgun teknolojilerde gelişmeler yıllara yayılır. Yapay Zekâda; aylar, hatta haftalar içinde oluyor.</p>
<p>Yapay zekâlar artık Web’de arama yapıyor. Eskiden bildikleri, piyasaya sürülmeden önceki eğitimiyle sınırlıydı ve sabitti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/merakli-zamanlarin-tam-ortasindayiz/">Meraklı zamanların tam ortasındayız</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/merakli-zamanlarin-tam-ortasindayiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hangi yapay zekâ?</title>
		<link>https://millidusunce.com/hangi-yapay-zeka/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/hangi-yapay-zeka/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Nov 2025 19:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[ChatGPT]]></category>
		<category><![CDATA[Copilot]]></category>
		<category><![CDATA[Google]]></category>
		<category><![CDATA[NotebookLM]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=51922&#038;preview=true&#038;preview_id=51922</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilgi tufanının hacmi artıyor. Değerli ile değersizi ayırt etme de ayrıca marifet gerektiren işler. Ya özetleme? Kime özetleteceksiniz?</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/hangi-yapay-zeka/">Hangi yapay zekâ?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hangi yapay zekâ (YZ)en iyisi?</p>
<p>Pek anlamlı bir soru değil bu. Kıran kırana rekabette biri, bir alanda bir milim öne geçse diğerleri oraya yüklenip bir santim fark atıveriyor. Doğru soru; hangi YZ, hangi maksada daha uygun?</p>
<p>En meşhuru, meydane ilk çıkan yiğit, OpenAI firmasının GPT’si. Daha çok ChatGPT ile tanındı. OpenAI yenidir, ufaktır, tefektir demeyin. Arkasında yüz milyarlarca dolarla Microsoft var. Daha başka teknoloji firmaları da. ChatGPT’ye doğrudan kendi internet sayfasından ulaşıp kullanmaya başlayabilirsiniz. Fakat Microsoft sayesinde, insanların sık kullandıkları aletlere de GPT yerleştirildi. Edge tarayıcısı kullanıyorsanız hemen üst bantta CoPilot tıklanmaya hazır bekliyor. Tıklarsanız, kendine ait bir yan pencere açıyor ve dile benden ne dilersin diyor. Edge, Microsoft’un… Microsoft’un en çok kullanılan diğer ürünü Office, yani Word, Excel, vs. . Bunların hepsinden de CoPilot’a ulaşmak kolay. Windows’tan mıdır, Office’ten midir bilmiyorum, benim sistem tepsimde CoPilot, o mavi-pembe logosuyla tıklamamı bekliyor. Bir zamanlar YZ, bir önceki sohbetinizi hatırlamazdı. Kaldığınız yerden devam edemezdiniz. Şimdi soruyu da sizi de hatırlıyor ve günler sonra bile sohbeti kaldığınız yerden sürdürmek mümkün.</p>
<h2>Sonra Google</h2>
<p>Bütün yapay zekâlar tercüme yapıyor. Fakat bir tanesi var ki koca bir pdf kitabını alıp çarçabuk Türkçe’ye veya hangi dili istiyorsanız ona, çeviriyor. Adı DeepL. Bu programdan daha önce de bahsetmiştim. Şimdi yayınevlerinin sevgilisi. DeepL’in elinden tutarak da çeviri yaptırabiliyorsunuz: Şu anlamına göre mi öbür anlamına göre mi yapayım diye soruyor size, eğer isterseniz. Yayımcılar hem böyle yakından izlemeyle hem de çeviri bittikten sonra redaksiyonla dillere hâkim bir insanın yapabileceği düzeyde çeviri elde ediyor, yayımlıyor. Kimse fark etmiyor bile.</p>
<p>Sahadaki öbür dev, Google. Tercüme işi, hatırlarsınız Google Çeviri ile başlamıştı. Kısa tercümelerde hâlâ rakipsiz. Google YZ’sinin adı Gemini. (Bu yazıyı hazırlarken Gemini 3’ün çıktığı haberi geldi.) Gemini, tek başına ChatGPT kadar isim yapmadı fakat kendinden çok bahsettirecek iki uygulaması var. GoogleLens ve bu yazıyı yazmamın sebebi NotebookLM.</p>
<p>Google Lens’e, “Google, bu nedir?” diye cep telefonu kameranızın gördüğü bir cismi sorabiliyorsunuz. Size ne olduğunu, fiyatını, nereden alabileceğinizi söylüyor. Bunun bir gözlük içine yerleştirilmiş şekli de çıkacakmış.</p>
<h2>NotebookLM</h2>
<p>Gelelim NotebookLM’e. NotebookLM, yapay zekâ iyi mi kötü mü, gelsin mi gitsin mi tartışmalarının sonlandıracak bir yenilik. Tartışılmayacak yararıyla öyle. Çünkü 21. asrın gittikçe yükselen bilgi denizinde boğulmadan, öğrenmeyi kolaylaştıran onun kadar etkili bir çözüm bilmiyorum. Bana programı, uygulamalı olarak Prof. Dr. Hasip Saygılı Hoca gösterdi ve öğretti.</p>
<p>Bugün insanın baş problemi bilgiye ulaşmak değil, bilgi tufanı içinde boğulmadan yüzmek. Her hafta en az 7-8 kitap ilgimi çeker. Değerlerini bildiğim dostlarımın, tanıdık ve hocalarımın tavsiyeleri bunlara eklenir. Okuduklarım, okumam gereken başka kaynaklara işaret eder. Zor bir yolculuktur bu. Daha 1960’larda, bilgi patlaması henüz bilimsel dergilerden ibaretken, matematik hocam rahmetli Masatoşi Gündüz İkeda’ya sormuştum, “Nasıl takip ediyorsunuz?” diye. Raftan bir dergi cildi çıkardı, açtı ve sayfaları birkaç saniyede bir çevirip her çevirişte de “Hmmm, hmmm.” diyordu. Burada hem bir özetleme mekanizması hem de her yazan okunmaya değmez mesajı vardı. Sinanoğlu’ndan da özellikle bu ikinci mesajı almıştım. Fakat bilgi tufanının hacmi artıyordu. Değerli ile değersizi ayırt etme de ayrıca marifet gerektiren işlerdi. Ya özetleme? Kime özetleteceksiniz?</p>
<h2>Bilginin kapıları sonuna kadar açık</h2>
<p>İşte NotebookLM bu meseleyi kökten çözüyor. Dilediğiniz sayıda not defteri açıyorsunuz. Sonra bir yazarın beş-altı eserini veya bir konuda 7-8 eseri bir araya getirip not defterine (Notebook) “kaynak” diye yüklüyorsunuz. Sonra bu kaynakların her biriyle neler yapmıyorsunuz ki! İkeda hocamın “hmm, hmm” metodundan daha verimli…</p>
<p>NotebookLM, isterseniz, bir kaynaktan size bir podcast hazırlıyor. On küsur dakika süren ve bir kadınla bir erkeğin kitap hakkında konuştuğu gayet bilinçli ve bilgili bir konuşma programı. Aynı şeyin videolusunu da yapabilirsiniz. Videoda insanlar değil, konuyla ilgili grafikler var. Sonra kitabın zihin haritası. Bölümler, alt bölümler, alt bölümlerin alt bölümleri… İçeriğin en ufak bileşenlerine kadar ayrıştırılıp özetlenmesi. NotebookLM size, kendinizi kontrol için bir yüzünde soru diğerinde cevap olan bilgi kartları da hazırlıyor. İsterseniz basbayağı sınav da. Peki tercüme? Kaynaklar istediğiniz dilde olabilir. Siz, her not defteri için bir çıkış dili ayarlıyorsunuz. Dolayısıyla, mesela kaynaklarınız İngilizce, çıkış diliniz Türkçe olabilir. Dil sayısı 30’la başlayıp 60, derken 80’e çıktı. Karışık kaynak da olur mu? Henüz denemedim. Tercüme diye bir problem yok. Üniversitede bir araştırmacı, bir doktora öğrencisi ve cümle hocalar için bulunmaz nimet NotebookLM.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/hangi-yapay-zeka/">Hangi yapay zekâ?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/hangi-yapay-zeka/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hızlanma hızlanıyor</title>
		<link>https://millidusunce.com/hizlanma-hizlaniyor/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/hizlanma-hizlaniyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Aug 2025 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=51115&#038;preview=true&#038;preview_id=51115</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilgisayar yokken nasıl yazardınız? Tabii ki daktiloyla. Ama bizlerin, kalem kullanmışlığımız da vardır. “Yazıyı kaleme almak”, falancanın “özel kalemi” gibi lafları hâlâ kullanıyoruz değil mi.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/hizlanma-hizlaniyor/">Hızlanma hızlanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyada 1950-70 doğumluları metheden bir yazı dolaşıyor. Bebekken hiç hazır mama ve hazır bez kullanılmadığından başlayıp bir dizi övgüyle devam ediyor. Mesela, <em>“En azı 5 ihtilal, 6 muhtıra, 7 post-modern darbeden sağ salim paçayı yırtmış, en azı 10 ekonomik krizden nasibini almış, tecrübe abidesi, yoklukla terbiye edilmiş, direnç abidesi bir nesil…”</em> İnternette bir aradım. 2020’ye gidiyor. Aydın 24 Haber sitesinde ve Ahmet Kızılaslan yazmış. O da Mevlüt Kaleli’den paylaşan Ümit Zileli’ye atfediyor.</p>
<p>Bu kadar methü sena olunca hemen azıcık üzerime aldım. Gerçi 5 yıl fazlam var ama…</p>
<h2>Teknoloji doğrudan</h2>
<p>Ancaaak, o güzel değerlendirmenin bir eksiği var. O yetmiş beş, hadi seksen yılda daha önceki sekiz yüz yılda, sekiz bin yılda; aslında daha önce hiç yaşanmamış şeyler var. Teknoloji! Teknoloji daha önce de değişiyordu ama mesela bir matbaa, bir buhar makinesi, sokaktaki insanı, evinde oturan insanı keşfinden çok sonra ve ancak dolaylı etkiliyordu. 20. asrın teknolojisi çamaşır makinesinden, radyodan başladı, televizyonla hayatımızı doğrudan değiştirdi. Yüksek teknolojinin yanında çamaşır makinesinin ne işi var diyeceksiniz. Güney Koreli iktisatçı Ha-Joon Chang’a göre aile yaşantısında en büyük değişikliği yapan ve özellikle kadına zamanını hediye eden icat o alçak gönüllü çamaşır makinesi. Yine 20. asırda kişisel bilgisayar… Ve asır değişirken internet!</p>
<p>Bunlar, daha önceki asırların yenilikleri gibi değil; günlük hayatımıza doğrudan girdi. Yalnız iş hayatına, yalnız sokağa değil, evin içine girdi. 24 saatimize girdi.</p>
<p>Daha onbeş- yirmi yıl önce gelecek tahmincileri “evernet” diye bir öngörüde bulunuyor, her an internete bağlı olacağımız bir dünya tasavvur ediyorlardı. Evernet cep telefonuyla hemen geldi ve bir kucak daha değişiklik getirdi.</p>
<h2>Turpun büyüğü: Yapay zekâ</h2>
<p>50-70 doğumlular bütün bu olan bitene de şahit oldular. Asıl ayrıcalıkları, bu yaşantı tarzı değiştiricilerin mevcut olmadığı zamanların büyük bölümünü de hatırlamaları. 75 doğumlu oğlumun sorusu hâlâ aklımda: “Baba, televizyon yokken akşamları ne yapardınız?”</p>
<p>Bilgisayar yokken nasıl yazardınız? Tabii ki daktiloyla. Ama bizlerin, kalem kullanmışlığımız da vardır. “Yazıyı kaleme almak”, falancanın “özel kalemi” gibi lafları hâlâ kullanıyoruz değil mi. (“Özel klavye” diye bir makam mı uydursak?)</p>
<p>Fakat internet yazıda da okumada da haber almada da buraya kadar saydığım donanımdan daha önemli. Siz bu yazımı muhtemelen internetten okuyorsunuz. Basılı gazeteden okuyanlar da olacak tabii. Ben yazarken birkaç kez internete danıştım. Önce 1950- 70 doğumluları metihnamesinin ilk çıkışını buldum, sonra Ha-Joon Chang’ın yazılışını, doğum yılını ve hatırladığım gibi Güney Koreli oluşunu kontrol ettim. Oğlumun televizyon sorusu gibi: İnternet yokken biz nasıl yazardık sahi!</p>
<p>Yeni ürünler, sistemler yayılırken S eğrisi dediğimiz bir gelişme grafiği izler. Apsiste zaman, ordinatta kullanıcı sayısı vardır. Yeniliği önce tek tük birkaç kişi kullanır. Sonra bir kullanıcı patlaması başlar. Nihayet, hemen herkesin kullanıcı hâline gelişiyle eğri kafasını tekrar aşağı eğer. Neticede üstten ve alttan çekilip uzatılmış bir S harfi çizilir. Bu başlangıç, yavaş yavaş yayılma, tutunma, hızla edinme ve sonra ağır ağır doyum mesela ilk otomobilde on yıllar sürdü. Cep telefonunun ortaya çıkışıyla bugünkü yaygınlığına ulaşmasını hemen bütün okuyucularım izledi. Yapay zekâya sorayım…</p>
<h2>Sihirbaz henüz işini bitirmedi</h2>
<p>İlgi çekici bir karşılaştırma olur diye CoPilot’a otomobillerin, cep telefonlarının ve üretken yapay zekânın kullanıcıya nüfuz hızlarını sordum. Somut bir soru olsun diye de S eğrilerinin yükselişe geçiş ve yavaşlama aralarını vermesini istedim. (Pazarlamada erken çoğunluk ve geç çoğunluk denilen aralık) Şu sonuçlar çıktı:</p>
<p>Otomobil: 1915-1950, 42 yıl.</p>
<p>Cep telefonu: 2000- 2015 15 yıl.</p>
<p>Üretken yapay zekâ: 2023- 2025. 2 yıl.</p>
<p>Nüfuz (penetrasyon) sürelerindeki kısalma çarpıcı.</p>
<p>Birkaç not eklenebilir: Otomobildeki yıllar bizdeki değil ABD’deki yayılmayı gösteriyor. Bizde 1950 tarihini bir 1970’lere çekmek gerekir. Cep telefonunu akıllı telefonla sınırlarsak 2000 yerine 2007 yazıp yayılma süresini 8 yıla indirebiliriz. Yapay zekâ da geç çoğunluk aşamasına henüz giriyor. 2025’i 2030 yapabiliriz. O zaman süre 7 yıla çıkar.</p>
<p>Nasıl hesaplarsak hesaplayalım, teknolojinin etkisini arttırdığı, aynı zamanda da yayılma süresinin kısaldığı açık. Bunun temel sebebi, yine teknoloji, teknolojilerin birbirini desteklemesi. İnterneti bilgisayar teknolojisi, yapay zekâyı hem bilgisayar hem de internet destekledi. Yapay zekâ bilgisayarda oturuyor ve ona internet vasıtasıyla ulaşıyoruz.</p>
<p>Sonuçta, 1970’ten sonra doğanlar üzülmesin. Teknoloji sihirbazı henüz işini bitirmedi.</p>
<p>______________</p>
<p>103 yıl önce bugün Yunan işgalci Dumlupınar’da çembere alınmak üzere. Yarın işini bitiriyoruz. Birkaç gün sonra (2 Eylül’de) Trikopis’i tutsak alıyor, sonra da Yunan Orduları Başkomutanlığına atandığını haber verip tebrik ediyoruz. Kutlu olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/hizlanma-hizlaniyor/">Hızlanma hızlanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/hizlanma-hizlaniyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
