Çimento – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • 522’nci Bilgi Şöleni: Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılar meselesi   • Ahmet Vefik Alp vefat etti

Çimento

“Güvenmek” mühim bir kelimedir. “Güven” duygusu. Güvensizlik de son derece yıkıcı, yıpratıcıdır. İnsanlar güven duydukları yerde, güvendikleri insanlar arasında olmak ister.

28 Aralık 2020
Ayşe Göktürk Tunceroğlu

Amin Maalouf “Uygarlıkların Batışı” ismiyle Türkçe’ye çevrilen eserinde bir soru sorar: “İnsan toplumlarının çimentosu nedir?”

Soruyu biraz açar: “İnsanlara veya topluluklara bir arada yaşama arzusunu, aynı kolektiviteye, aynı ulusa ait olma isteğini veren nedir?” (s.156)

Kendisi bu bağların giderek zayıflamakta olduğunu düşünüyor. “…. insan toplumlarını parçalayan etkenlerin onları yapıştıran etkenlere ağır basmaya başladığını” görmekten kaygılanıyor.

Çimento… İnsanları birbirine bağlayan bağlar…

Ne diyor şarkıda:

“Bağlandı gönül bir güzele bağlar içinde”

Bir diğer şarkı şöyle başlar:

Zülf-i zertârına bağlandı hayatım emelim”  Hayatım, emelim sarı saçlarına bağlandı. Ah mine’l aşk!…

Yazarın kastettiğinin “aşk ile bağlanmak” olmadığını bilerek, bu çetin soruya lâtife ile girelim dedik.

Evet, insan toplumlarının çimentosu nedir?

Ortaokuldan beri öğrendiğimiz bir millet tarifi vardır: “Çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğu.” Bu tarif artık soruya cevap olmuyor mu?

İnsan toplumlarının çimentosu nedir sorusu karşısında benim aklıma ilk olarak “dil” geldi. Fakat sonra Kore’yi düşündüm. Güney ve Kuzey Kore. Aynı dili konuşuyorlar ama birbirlerinden koptular.

Tek örnek onlar değil; dünyada aynı dili konuştuğu halde ayrı devletler halinde örgütlenmiş daha bir çok millet var. Tarih boyunca da, şimdi de. Bakınız: Türk Milleti!

Din desem…. Orta Doğu aklıma geliyor. Aynı dinin insanları, dirlik yok, birlik yok. Üstelik hem dindaş, hem dildaş… Kaynaşmalarına, kucaklaşmalarına, huzur bulmalarına neden yetmiyor, kan ve gözyaşı neden dinmiyor? Mezhep farklılıklarının ardına gizlenmiş “saltanat” kavgaları sürüp gidiyor.

Kuzey ve Güney Kore neden ayrıldı? Hür iradeleri ile ayrılmadılar, oyuna geldiler! Acaba insanları ve toplumları birbirine bağlayan veya birbirinden ayıran ideolojiler mi? Siyasî görüşler? Ve bu siyasî görüşleri temsil eden yöneticiler? Yöneticilerin ihtirasları? Memleketimizde bir vakitler Halk Partililerin gittiği kahveler ile Demokrat Partililerin gittiği kahveler ayrı imiş, büyüklerden çok dinledik. Büyüklerden dinlemeye ne hâcet?! Biz -ki 78 kuşağıyız!- öğretmenlerin, polislerin, işçilerin ve bunların devam ettiği lokallerin, derneklerin, kahvelerin, kitapçıların ideolojilerine göre ayrıldığını gözlerimizle görmedik mi? Karşı ideolojilerin birbirlerinin mekânlarını “taradığını”? Çimento belki de aynı ideolojiye gönül vermek, aynı davaya adanmaktır. Kulağa ilk anda hoş gelen bu ifadeler tehlikeleri de barındırıyor, insan topluluklarını parçalayan bir etken haline gelebiliyor. Gelmiştir de. Ayrıca ideolojiler gelip geçici olabiliyor. Ülkemizde bugün partilere göre ayrılmış kahveler yok! Allah bir daha göstermesin! Bir ideoloji ile kurulan SSCB dağıldı. Belki bir gün Kuzey ve Güney Kore tek devlet olarak birleşecek.

ABD için “melting pot” derler. Yani eritme potası. Bu potanın çimentosu nedir? Dünyanın her yerinden tahsile, ihtisasa, araştırmaya, çalışmaya gelen insanları bir arada tutan bağ nedir? Bu bağ öyle görünüyor ki, “güçlü bir devlet”tir; güçlü ve -her şeye rağmen- güven duyulan, hukuka, demokrasiye saygılı bir devletin vatandaşlığı, vatandaşlığı değilse de sunacağı imkânlar. Bu kadar insan kendine bir hayat kurmak için, meselâ Rusya’ya gitmiyor, ya da Çin’e. Suriye’den kaçan göçmenler “dilimiz bir, hem de din kardeşiyiz, hem de zengin memleket” diye Suudi Arabistan kapılarına dayanmıyor, o kadar çileyi göze alıp Avrupa kapılarına dayanıyor. Bu ne acı bir realitedir?! Öyleyse, insanları güvenilir bir devlet, demokrasi, hukuk ve refah da birbirine bağlıyor, bir arada tutuyor; göçmenler de bu devleti bulma “ümidiyle” Avrupa’ya doğru yollara düşüyor.

Öte yandan, “güçlü devlet” kaç asırdır Amerika’da yaşayan Afrika kökenliler ile beyazlar arasında hâlâ çimento olamıyor. Dil de, din de aynı olduğu halde. Hâlâ çatlaklar… Kabahat hangi tarafta? “Renk” farkı mı?

“Güvenmek” mühim bir kelimedir. “Güven” duygusu. Güvensizlik de son derece yıkıcı, yıpratıcıdır. İnsanlar güven duydukları yerde, güvendikleri insanlar arasında olmak ister.

Geçenlerde gazetelerde bir haber vardı: 2 Rus, 1 Sırp, 1 Ermeni, 2 Türk sahte dolar operasyonunda yakalandı.

Rus, Sırp, Ermeni, Türk… Bu dini, dili, kültürü farklı insanları bir araya getiren kuvvet nedir? Bunların çimentosu nedir? Menfaat mi? Çıkarları, hırsları, para… Suç ortaklığının “kuvvetli” bir çimento olduğuna şüphe yok! Herhangi bir suç olmadığı durumlarda da insanlara bir arada yaşama arzusu veren menfaatler midir acaba? Menfaat birliği?

Fakat, toplumların daha şerefli, ahlâki, yüce “bir şeyler” etrafında birleştiğine inanmak istiyor insan.

Meselâ, ortak değerler. Çimento sahibolduğumuz ortak değerler olamaz mı? Ortak atalar, paylaşılagelmiş bir coğrafya ve tarih… Tasada, kıvançta bir olmak? Ve aslında, bunların etrafında kenetlenmek “menfaat icabı” değil midir? Millî menfaatler icabı?

Ortak değerler… Türküler, şarkılar, destanlar, masallar, atasözleri… Yine “dil”e mi geldik?! Geldik! Herşeyden önce, hakikî anlamıyla “anlaşamadığın” insanla bir arada olmak istemezsin. Tarihin ilk çağlarındaki insan topluluklarını düşüyorum. Yeryüzünde dillerin nasıl farklılaştığını bir takım hikâyelerden, efsanelerden öte, kesin bilemiyoruz. Bir araya gelmelerindeki ilk âmil herhalde anlaşabilmeleridir. Aynı dili konuşuyor olmaları. Aynı dili konuşanlar bir arada toplanıp ortak alet edevat, ekme biçme, yeme içme derken ortak kültür oluşturmaya başlamışlardır. Ama ateşe, oduna, baltaya, taşa, güneşe aynı isimleri vermeyenler arasında ortaklık oluşamaz. Bu ilk engeli aştıktan sonra inanç, menfaat, ortak düşmanlar onların birbirine kenetlenmesini sağlar.

Yıllar ve yıllar önce, Amerika’ya geldiğimiz yıllarda, Pennsylvania’da Sri Lankalı bir şeyh olduğunu duyduk: Bawa Muhaiyyeddin. Yüz küsur yaşında diyorlardı, gidelim görelim dedik. Dergâhı, misafirhâneleri, camisi ile zengin bir külliyesi vardı. Camide birkaç kadınla yanyana namaz kıldık. Kadınların kimi Afrikalı, kimi Pakistanlı, kimi Orta Doğulu idi. Aynı Allahü Ekber ile namaza durmak hoş bir duygu. Ama o kadar! Selâm verip kalktıktan sonra, ne onların ne sizin anadiliniz olan, üçüncü bir dil ile, İngilizce ile üç beş nezaket kelimesinden sonra dağılıyorsunuz. Aranızda kuvvetli bir bağ oluşmuyor. Çimento ile yapışmış değil, raptiye ile tutturulmuş bir topluluk teşkil ediyorsunuz. O gün orada yaşadığım bu duyguyu hiç unutmam. Birkaç sene önce Moldova’da Gagavuz Özerk Bölgesi’ne gittim. Gagavuzlar Ortodoks Hristiyan. Ama oradaki orta yaş üzerindeki insanlarla -zira gençler Rusça konuşuyor- Türkçe konuşurken, aranızda öyle bir yakınlık, ortaklık doğuyor ki… Tarihten, türkülerden, mânilerden, atasözlerinden, masallardan, yemeklerden, âdetlerden söz açılınca kendinizi bir Anadolu kasabasında gibi hissediyorsunuz. Onlar sizden biri, siz onlardan biri… “Bu dağların eskiden âşinasıdır soyum” duygusu. “Senin imanın zayıf” diyebilirsiniz bana. Kimbilir?…Amin Maalouf’un sorusuna ben “dil” demekten yanayım. Çimentonun ilk katında “dil”i düşünürüm.

Lâkin bütün öteki soruların cevabını kim verecek?

Üstelik, her devirde, her coğrafyada çimento olmuş “aşk” da vasfını ve kalitesini kaybetti.

 

 

 

Yorum yapın!

Comment *

  1. Gözlemler analizler, tesbitler haklı olarak’ta kesin olmayan teşhisler fevkalade.
    Fakat ben çimentonun 1. Sırada “din” olduğunu düşünüyorum. Lakin bu günün laçkalaşmış genelde ortadoğu özelde ülkemizdeki din değil. kur’an’a hapsedilmiş bir islam dininden bahsediyorum. Saygılar.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları