Çin-Türk yarasına teşhis  ve tedavi  – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Milli Düşünce Merkezi’nden 10 Kasım Mesajı   • Panele Davet (İstanbul MDM Şubesi)

Çin-Türk yarasına teşhis  ve tedavi 

Türkiye’deki bir Uygur’un Doğu Türkistan meselesi üzerine çözüm önerilerini yayımlıyoruz. Yazarın imlasına ve terimlerine dokunmadık. Bu önerilere lehte veya aleyhte kaleme alınmış kaliteli yazıları yayımlamaya hazırız. Yazının Çin ve DT siyaseti üzerine yapıcı bir tartışma başlatacağını umuyoruz.

19 Ağustos 2019

Türkiye’deki yaşayan Ahmedcan İsmail isimli bir Uygur Türkünün Doğu Türkistan meselesi üzerine çözüm önerilerini yayımlıyoruz. Yazarın imlasına ve terimlerine mümkün olduğu kadar dokunmadık. Biraz daha kolay okunur hale getirdik. Bu önerilere lehte veya aleyhte kaleme alınmış kaliteli yazıları yayımlamaya hazırız. Yazının Çin ve DT siyaseti üzerine yapıcı bir tartışma başlatacağını umuyoruz.

 

Tanı

İki ülke ilişkisi görünürde Türkiye Cumhuriyeti (Kuruluş 1923) ve  Çin Halk Cumhuriyeti(Kuruluş 1949)ilişkisidir ama gerçekte bu ilişki 5000 yıla dayanan Türk-Çin ilişkisidir. Çünkü her iki millet aynı coğrafyada komşu ve rakip olarak yaşamıştır. Hatta bugünkü Çin Han milletinin büyük bölümü kuzeydeki Türk kavimlerinin kanını taşıyor. O bakımdan ikili ilişkiler yürütülürken, günümüzün ihtiyaçları ve mevcut aklımızla değil, çok eskilere dayanan tecrübe ve ferasetle davranmamız lazım, çünkü Çin her zaman böyle yapıyor.

Bugünkü ikili ilişkilerdeki görünür sorun

1- Türk oldukları hiç tartışılmayan Uygur ve başka Türk kavımlarının Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşı ve Uygur Özerk Bölgesi insanı sıfatıyla gereken muamele görememesiyle ilintili birçok siyasi, kültürel, milli ve dini sıkıntıların yaşanmakta olması. Bununla birlikte Uygurlar içindeki çok çok az bir kısım insanların da Orta Doğuda üretilmiş “Amerika-SUUD karışımı İslam” etkisiyle hayalet peşinde olay çıkarmasıyla ilgili sıkıntılar ve bunun yanlışlıkla bütün Uygurlara mal edildiği hazin bir durum.

2- Çin Halk Cumhuriyetinin bilerek ve ”Umrumda değil, ne yapabilir ki” tavrından dolayı yaratılmış Türkiye aleyhine ticaret açığı hem de iki ülkenin potansiyaline yakışmayacak ticaret hacmi.

Uygur Bölgesinde neden sorun çıktı?

1- Çin Halk Cumhuriyetinin bütün bölgelerinde uzun yıllardır birikmiş sosyal itirazların Uygur Bölgesine özgü ifadesi olarak, gelir dağılımındaki eşitsizlik, ‘’Şehirli ve Köylü nüfus ayrımı’’ ve bunun gittikçe yerel halkın aleyhine işlemesi(Şehir nüfus kaydı olan vatandaşa daha çok imkanlar verilecek, bir şekilde iş ve aş sahibi olabilecek),milletlere göre farklı istihdam kotası, azınlıkların yurtdışı seyahatlerine konulan sayısız sıkıntılar, onlara mahsus konulan üniversite ve yüksek okullara kabulündeki yüzde sekizi aşmayan öğrenci kotası, işe alımdaki yazılı olmayan her türlü ve fiilen engellemeler… gibi hem Çin’e ortak sorunlar hem de Uygur Bölgesine özel negatif siyaset ve yanlış uygulamalar.

2- Çin Halk Cumhuriyetinin yakın 30 yıllık sürekli büyümesinden biriken mali, askeri ve siyasi gücü ister istemez yeni Çin kuşağında iftiharla birlikte çok fazla kibir üretmiştir. Yanı Çince konuşamayan bütün dünyadaki insanları “Konuşamayan canlılar” gören zihniyet elbette Çin içindeki farklı dil, giyim, yemek, din ve anlayış içindeki insanlara tahammülsüzlük ve hatta onları süpürüp atma piskolojisini yeni nesil Han gençlerine aşılamıştır. Böylelikle farklı olmayı zenginlik değil düşman görüp bu reeliteyi kısa zamanda yok etmeye dönük fiili durum ortaya çıktı.

3- 1979.yılı sayın Deng Şiaoping ABD ziyareti sırasında Çin’in bütün devlet işleyişi, Pazar ekonomisine geçiş, büyük Amerikan şirketlerine Çin izni, SSCB’ye karşı ortak adımlar… gibi bir çok konu partiler üstü anlaşma sıfatında anlaşılmıştı, daha önemlisi bugüne kadar 2 milyondan aşan Amerika’da eğitim gören Batı eğitimli Çinli projesi… gibi asrın planları o ziyaret ve sonrasında uygulamaya konulmuştu.

Şimdi baktığımız zaman Çin Komünist Partisi Polit Büro üyeliğine kadar mercilere yükselen yüz binlerce memur hem de bu sayıdan kat kat fazla olan Batı hayranı Çinli iş adamları ülkede söz sahibi olmaya başladı. Bunların çoğu çoktan beri Hristiyan inancını benimsemişlerdi, yine az ama daha etkili kesim Evanjelist düşünceleriyle donanmış durumdalar.

Sonuçta şimdi ‘’Komünist Parti ve ABD karşıtlığıyla simgelenen Çin ama ABD’nin himayesinde ülke birliğini koruyan ve yine ABD’nin ekonomi açıdan ayakta kalmasını sağlayan bir güç’’ günümüzde ‘’Çin Halk Cumhuriyeti’’ olarak durmakta. Bunun geleneksel Çin ile organik ve doğal ilişkisi olmakla birlikte yakın 40 yıldır değişim ve dönüşümlerden geçirilen yeni tipteki ‘’Çin Halk Cumhuriyeti’’nin varlığını hiçbir zaman göz ardı edemeyiz. Yani kuruluşunda Han milliyetçiliği ile komünist düşüncelerin karışımından doğan ‘’Çin Halk Cumhuriyeti’’ şu an Batı eğitiminden geçen hem de Batı zihniyetini doğru bulan bir Cumhuriyete geçiş yapıyorlar, bunu anlamadan Çin ve Uygur Bölgesindeki olayların asıl nedenini anlayamayız ve anlayamamaktan dolayı hep arkadan geliyoruz.

Şimdi bu maddede asıl konuşmak istediğim konuya geliyorum: Bugünkü ‘’Çin Halk Cumhuriyeti’’ aslında

Evanjelist akımın özgürce yayılan cennetidir ve bu ülkede komünist görünen yönetim sosyal ve ekonomik sorunların nedenini mutlaka birilerine artıp dikkati dağıtması lazım, elbette bu düşman ve ‘’Neden’’ bir Müslüman hem de Türk olması lazım, işte ‘’düşman’’ ve ‘’kötülük nedeni’’ tam da bambaşka kültüre sahip Uygurlardır…

4- a) Yakın 40 yıldır elde edilen triliyonlarca gelirden,

b) Ortaya çıkmış istihdam fırsatlarından, üniversiteye yerleştirme imkanlarından,

c) Han milletine tanınan işe girme haklarından,

d) Kendi toprağından çıkan zenginliğin payından,

e) Yurtdışına çıkma-girme haklarından,

f) Yurtiçi-yurtdışı akrabalarıyla normal görüşme trafiğinden,

g) Dini ve milli değerlerini özgürce yaşamaktan,

h) Uygur kızlarının Uygur’la evlenme özgürlüğünden,

ı) İlçeden ilçeye giderken özel arama değil de her milletle aynı muameleden,

i) Şehirlere giderken otellerde kalabilmekten,

yararlanamayan ya da (insafla konuştuğumuzda) yararlansa bile olması gereken normal düzeyde yararlanamayan Uygurlar, gittikçe umutsuzluğa kapıldılar ve umut arama peşine düştüler. Aradıkları umut da umut değillerdi. Elbette Çin içindeki zenginleşen ve kendini hükümran zanneden kesim hiçbir öneri, tenkit ve itiraz istemeyen duruma geldiler, farklılıkların hepsini birer fiili düşmanlık ilan ettiler. Aslında bu manzara Çin kültürü ve Çin imajına hiçbir katkıda bulunmuyordu, aksine Çin’e dışarının müdahale yapabilmesi için ‘’Uygun’’ ortam yaratılıyordu fakat bu uyarımızı da dikkate alan olmadı, hepsi kibir ve tahammülsüzlükten yaşanıyordu.

Uygurların hiçbir eksiği yok mu? Hayır!

1- Çin’den ibaret ülke ve milletin mizacını, huyunu, dilini ve stratejisini öğrenemediler hatta istemediler. Sırf Çin dilini bilen Uygur 1949’dan 2016’ya kadar olan süreçte yüzde 30’u geçemediler.

2- Uygur Bölgesi için en liberal 80’lerde, biraz rahatlamış 2000’lerde ve sonraki 2010’dan sonraki altı yıl olarak bu üç dönemde Uygurlar tepkisel olarak okullardan çocukları alma, özellikle kız çocukları çekme rüzgarı estirdiler. Tabi Uygurlarda görülen 80lerdeki okuldan uzaklaşma hareketi, iktisadi ve küçük aile menfaatından kaynaklanmış idi. Sonraki iki fırtına ise tamamen tepkisel ve didişme mahiyetinde oldu. Yani ‘’Bizim çocuklar okulda kalırsa bozuluyor, onun için okutmuyoruz, kızlar okusa daha da tehlikeli’’. ABD-Suud projesi cehaletten dolayı yaygınlaşan bu gerici görüş sayesinde sonraki bu iki dönemde en az 1.5 milyon(20 milyon Uygur için bu büyük rakam) 10-15 yaş arası Uygur çocuklar anne-babaları tarafından okuldan alındılar. Haksızlıklara tepki vereyim derken kendi milletini öldürmek (bilgisizlik ölüm demektir) bu olsa gerek.

3- Uygurların ideoloji ve sosyal alanlara daha duyarlı ama fen bilimlerine mesafeli hatta alaycı gözde bakması kendilerinin güncel hayatta pasif kalmasına, saygı ve gelir açısından geriye düşmesine doğrudan sebebiyet verdiler. Bu duruma düştükçe daha sinirlenmeye ve nedenini gittikçe başka yerlerden aramaya yeterli sebep ‘’buldular’’. Uygurların sürekli şikayetçi olma, kendilerine ufacık suçlama yönelttiği zaman daha da sinirlenme nedeni tam da budur.

4- Uluslar arası oyunlar ve ülkeler bazındaki siyasetlerden habersiz kaldılar hatta siyaset sözcüğünden tiksindiler.

Uygurlar devlet kuran halk olmasına rağmen yakın zamanlardaki sürekli yönetilme ve ezilme durumu onları ‘Her zaman mağduriyet yaşayacağız, her zaman haksızlığa uğrayacağız’ düşüncesine otomatik kapılmaya ittiler, neticede çözümsüzlüğü kader kabul ettiler.

Çözüm ararken eksikliklerinden söz açmamayı, hep başkaları suçlamayı ve eksikliğini gösterene sözlü saldırmayı mücadele sandılar’’.

Sonsuza kadar dost ve sonsuza kadar düşman’’ aradılar, diyalog ve barışmayı hainlik bildiler, yumuşak güç kavramını kabul görmediler, hükümetler ve milletleri ayrıt edemeden ya hepsini dost ya hepsini düşman hissettiler.

Devletlerin oyunları ve piskolojik harplarına yenik düştüler, birinden kurtulayım derken öbürüne tutuldular hatta bunu da mücadele zannettiler. Çin’in bir millet ve bir devlet olmasından öte onun bir büyük medeniyet hadisesi olduğunu hiç düşünemediler, onların varlığını kabullenemediler, dilini ve siyasetini öğrenemediler. Sovyetlerin ve Amerikalıların ve ya başka Uygur kozu oynayan ülkelerin bir-birinden farklı olmadığını hala düşünemiyorlar.

5- Yakın yirmi yıldan beri yüce İslam felsefesi ve sağlam yaşam görüşüne değil magazinleştirilen, gösterişli olan ve içi boşaltılan siyasi İslam’a, Türksüz Uygur düşüncesine hatta milliyetsiz İslam programına daha çok önem verdiler. İlk başta bu tip Uygurlar bu projenin sahipleri için ‘’Hesaba katmayan ve şaşırtan‘’ elemanlar olarak görüldüler, sonra proje sahiplerinin en başta işe koyacak namzetleri olarak dünyaya bilindiler. Onun için emperyalizimin örgütleri içinde bütün milletler gibi Uygurlar da görülmeye başlandı. Elbette bu Uygur o şanlı tarihimizdeki Uygur değildi.

Türkiye tarafta eksiklik yok mu? Var!

  1. Türkiye Cumhuriyeti Atatürk’ten sonra dış siyasette ‘’Türk’’ Olamadılar.
  2. Türkiye devleti ve Türk devleti kavramların içini bir türlü dolduramadılar.
  3. Türk kelimesini sadece 1923ten sonraya ve TC kimliği taşıyan kimselere özel gördüler.
  4. Devlet, Türk ve Türklüğünü Batının tanımına uygun halde faşizim ya da ırkçılık diye tanımladılar, oysa bütün milletler Türklerden daha çok kendini seviyor ve günümüzde bu hiçbir zaman suç sayılmamakta.
  5.  Hiçbir zaman Çin hakkında Türk devletine özgün ve has tanım yapılmamıştır. Ya Batının gözüyle hasta, geri kalmış ve cahil diye tanımışız ya da komünist sevdayla Çinlileri de şaşırtacak şekilde Çin hayranı olmuşuz. Bu iki yabancılaşmış görüş hala toplumun gerçekleri görmesine engel olmakta.
  6.  Çin’in kendi yasalarına ve uluslar arası imajına zarar getiren Uygurfobi kampanyaların şu an Uygur Bölgesinde yaşanıp yaşanmadığına karar veremeyen son ülke maalesef ülke adı Türk olan Türkiye olmuştur.
  7. Çin’i uyarma ve diyalog çerçevesinde anlatmanın yalnız Uygurlara değil Çin devletine de yararlı iş olacağını Türkiye daha işin başlangıcında fark etmeliydi.
  8. Japonya’nın 6000 kişilik uzman seviyesinde Çin araştırmacısı olduğuna göre bizim de en az 2000 uzmanımız ve devletimizde Çin İşleri Yüksek Kurulu olması gerektiği anlayan kimse olmadı. Fakat nasıl turist getireceğiz, ne kadar fındık satarız… Hep bu küçük hesaplar peşinden geldiler.
  9. Uygurların Türk olup olmadığı teyidini daha resmi ağızdan dinleyemedik. Eğer Müslüman ise neden Filistin, Suriye ve Irak gibi dertlenilmedi buna hiç anlam veremedik.
  10. Türkiye’de kalan 30 bin Uygur hakkında kalıcı ve bir defaya mahsus çözüm bulunulmadı. İyilik ve ikamet seviyesinden öte değerlendirme yapılamadı.
  11. Uygurları ve onların yaşadıkları atayurtlar herhangi coğrafyadan ve mültecilerden biri görüldü, meseleye tarihi bakılmadı. Uygurlar için çözüm ararken 3-5 kendini bilmez Uygur’un davranışına bakma seviyesine düşüldü hatta onların anlık öfkesi ve iade edilmeye tepki göstermesi Türkiye’yi ‘’sevmediği’’ne ölçü görüldü.
  12. Devlet ve Sayın Cumhurbaşkanı katında iyilik yapılmasına rağmen bazı bilgisiz ve pervasız memurların yüzünden‘’Ticaret ve çıkar için her şeyi yapacak’’ algısına maruz kalındı. Genç ve tecrübesiz yetkililer Çin ile ilişkilerde sorumlu yapıldı.

Uygurların Çin’e iletmek istediği mesajları

  1. Çin Halk Cumhuriyeti anayasa ve yasalarının tanıdığı haklar Han milletiyle eşit olsun.
  2. Suratımız, giyimimiz, yemeğimiz, düğünümüz, cenazemiz, müziklerimiz, çalgılarımız, dilimiz, dinimiz, örf-adetlerimiz farklı olabilir, biz bunları inanç ve adetlerimizden dolayı devam ettiriyoruz, hiçbir zaman size karşı gelmek için kasıtlı yapmıyoruz.
  3. Uygurlar Çin Halk Cumhuriyetin kurucu beş unsurundan biriyiz, ülkenin altıdan biri bizim adımızda en büyük eyalettir.
  4. Tarihten beri Uygurlar Çin ile gah komşu, gah tabi, gah rakip olarak yaşamıştır. Çin devletinin de yersiz şüphelerden kurtularak Uygurlara sağlıklı bakmaları lazım.
  5.  Uzun tarihte birçok kere Çin’in bütünlüğü tehlikedeyken, çok ağır borç batağına saptanmışken, yabancılar başkente kadar gelmişken, Çin yönetiminin ricasıyla Uygurlar bu tehditleri bertaraf edip Çin’i sokaktan toplamışlar. Günümüzde de enerjinin yüzde 85i Uygur Bölgesinden temin edilmektedir. Zaaf iken dost olup zengin ve güçlü olduğunuzda vurmak ne insanlığa ne Çin kültürüne yakışmaz.
  6. Biz iş, aş ve muamele noktasında bütün milletlerin aynı seviyede görülmesini, Han milletinin de yönetimce ezilmeksizin ve Uygurların dostluğuyla yaşaması taraftarıyız. Bizler ne ezilmeyi kabul ediyoruz ne Han milletinin de ezilmesine müsamaha gösteremeyiz. Her milletin farklı kültür ve yaşantısıyla beraber yaşamasını savunmak gerçek Uygurluktur, Çin devletinin bu konuda bizden örnek almasını istiyoruz.
  7. Bilim, sanat ve fen alimleri başta olmak üzere toplama kampına zorla getirilen beş milyon ‘’Öğrenci’’ Uygur ve havadan sudan bahanelerle süreli hapse atılan iki milyon siyasi Uygur’un tekrar normal yaşam ve ailesine kavuşması daha çok Çin devleti ve milletinin lehine olacaktır. Çünkü kalabalık milletten büyük millete geçiş adalet ve merhametle başlar.
  8. Son olarak, Sayın Şi Jinping ve Uygur Bölge liderlerine sözümüz şu ki, sizleri bu yanlışlara kışkırtan iki güç var: Biri, daha önce Uygur Bölgesinde görev almış bazı orta ve yüksek makam sahibi olan, milyonları gaspettikten sonra bu suçunu örtmek ve Merkez maliyesinden gelecek ‘’Güvenliği temin etme Parası’’nı cebine indirmek için kasıtlı olarak olay çıkartıp bu suçu Uygurlara atıp başaranlar. İkincisi ve daha tehlikeli olanı, Çinli ve Çin Komünist Parti yöneticisi ya da iş adamı gözükerek, hem de sanki Çin’in güvenliğini gözeterek ortaya çıkan ama aslında Amerika ve Batının adamları olan Çinli Evanjelist güçleridir. Bu ikisi sürekli olaylar, gerginlikler ve kanlı dosyalar üreterek, ileride bütün Çin’de ve bazı şehirlerde büyük halk ayaklanması çıkartmak ve ondan sonra uluslar arası müdahale için uygun ortam yaratmaktan ibarettir. Onlar eninde sonunda sizleri de tıpkı Kaddafi ve Saddam olarak öldürmeye hazırlanmışlardır. Biz Uygurlar bunu görebilecek seviyedeyiz. Onun için kibir ve güç zehirlenmesinden kurtularak, Uygurları vurma ve onları toptan yok etme politikasından acilen dönün, ortak tehditleri görün, Uygur, Tibet, Kazak ve Moğullar’a iyi davranın. Bu sizin de bizim de yararımızadır.

Peki Türkiye Çin ve Uygur konusunda ne yapmalı?

  1. Çin ve Türk Devleti on bin yıldır var idi, yine var olacak. Küçülecek ya da büyüyecek önemli değil hep var olacak, bu noktadan geçmeli.
  2. Türk-Çin ilişkilerini Türkiye Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti kapsamından çıkarıp 5000 yıllık tecrübeye dayalı iki millet ve iki medeniyet çerçevesine yerleştirmeli.
  3. Türk Devlet(leri) ile Çin devlet(leri) ABD, NATO, AB ve Arap Birliği olmadığı dönemlerde de bir-biriyle daha iyi konuşabiliyordu ve her dilden anlaşabiliyordu, bunu tekrar başarmalı.
  4. Uygurlar evet Türk’tür, Çin vatandaşıdır. Onlar Çin’in kurucu unsurudur, bu böyle bilinmeli.
  5. Devletler ara ve liderler ara dostluk hem de sürekli iletişim sağlanmalıdır.
  6.  Uygur Özerk Bölgesinin Çin ve Uygur liderleri Türkiye’ye davet edilmelidir. Türkiye’nin hiçbir zaman zannedildiği gibi Çin’i bölmeye heves salan ülke olmadığı yerinde gösterilmelidir.
  7. Şu an toplama kampı olarak adlandırılan okul adındaki kapalı binalarda evinden alınıp nerede olduğundan haber alınamayan şekilde beş milyon Uygur tutulmakta, bir milyondan fazla Uygur uzun yıllık hapiste yatmakta. Kamptakilerin evine dönmesinin Çin devletinin yararına olacağını defalarca kendilerine anlatıyoruz, bunun Türkiye hükümeti seviyesinde anlatılması daha da etkili olacaktır.
  8.  Sağlıklı düşünebilen Uygurlar yakın dönemde Çin’de yürütülen Uygurfobi kampanyanın Çin’e yarar getirmeyeceğini savunabiliyor, bununla birlikte ABD ile yürünülmeyeceğini de biliyorlar. Bunun Çin ile diyalogda Uygurlar adına açık ifade edilmesi gerekmektedir.
  9. Türkiye isterlerse diyalog ve çözüm isteyen Uygurlarla Çin yetkililerini görüştürebilir. Bir birinin hassasiyet ve haklı kaygılarını anlamaya alan açabilir, milli ve kültürel kimliğinin dokunulmayacağına dair söz alabilirler.
  10. Türkiye Çin’in samimi dostu olabilir, Çin de Türkiye’ye zorluk ve sıkıntı çıkarmamalıdır, aksine daha çok yardımcı olmalılar. Bu bağlamda Türk yetkililer Uygurları suçlayıp tarihi sorumluluktan sıyrılmak kolaycılığından kurtulmalı, Çin’e karşı Amerikan projesi yürütmeyeceği doğrultusunda da Çinlileri ikna etmeli.
  11. Çin ile ticareti 90 milyara çıkartma imkanı varken, “Daha çok alanlarda işbirliği ve tarihi tecrübe imkanı varken neden biz yakınlaşmıyoruz? Yakınlaşarak çözüm bulmuyoruz?” demesi lazım. Hem de bu konularda kendi payına düşen eksiklikleri liste yapıp düzeltmelidir.
  12. Uygurları başka ülkelerin oyuncağı durumundan Türkiye olarak bu sefer kesin kurtarmalıdır. Başkaların elinden alırken tabi Uygurları boğmadan yaşatmalıdırlar.
  13. Uygurların radikal akımlara ve ya piyonluk durumlarına düşmemesi için Türk Devleti lehine ulusal Uygur yapılanmasına gitmelidir.

Sonuçta Uygur, Türk-Çin ilişkilerinde engel değildir aksine bitmez tükenmez enerji kaynağıdır, itici güçtür, ilham kaynağıdır. Bunu başaramamak için özel neden ya da aklı eksiklik yoktur. Yeter ki Türkiye’de iktidar ve muhalefet bir birini yenmek değil, Uygur gibi öz be öz Türk’ün mutluluğu ve Türkiye’nin menfaatı için ortak akla gelebilsin.

Tabi ki bundan Çin de kazançlı çıkacaktır, yeter ki Çinli dostlarımız da endişe nöbetini Uygurlar ve kendilerinden atsınlar.

Saygılarımla

2019.07.30  Antalya

 

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!