ÇÖZÜM(!) SÜRECİNDEKİ ŞARTLAR YA DA “YENİ MONDROS MÜTAREKESİ” – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Milli Düşünce Merkezi’nden 10 Kasım Mesajı   • Panele Davet (İstanbul MDM Şubesi)

ÇÖZÜM(!) SÜRECİNDEKİ ŞARTLAR YA DA “YENİ MONDROS MÜTAREKESİ”

   Malum medyada “Barış çığlıkları” atılıyor.  Sanırsınız ki Türkiye büyük bir “zafer” kazandı da, o kutlanıyor. Aklımıza 2004’deki “AB’ye girdik” diye atılan zafer çığlıkları ve gündüz gözüne Kızılay Meydanında yapılan havai fişekli kutlamalar geliyor.  Ancak, içerik itibarıyla birbirinden çok farklı. Ama ne yazık ki bu medya, Türk Milletinin gerçekleri anlamasını engelliyor. Aslında olmayan “silah bırakma”ya […]

3 Mart 2015
Hakan Paksoy

  

Malum medyada “Barış çığlıkları” atılıyor. 

Sanırsınız ki Türkiye büyük bir “zafer” kazandı da, o kutlanıyor. Aklımıza 2004’deki “AB’ye girdik” diye atılan zafer çığlıkları ve gündüz gözüne Kızılay Meydanında yapılan havai fişekli kutlamalar geliyor. 

Ancak, içerik itibarıyla birbirinden çok farklı. Ama ne yazık ki bu medya, Türk Milletinin gerçekleri anlamasını engelliyor. Aslında olmayan “silah bırakma”ya kilitlenmişler. Açıklamada ne var, bu şartları kim belirlemiş, Türk Milletinden neler isteniyor, hiç bakan yok. Bir kısım namuslu aydın bir şeyler anlatmak istiyor, sesi boğuluyor ya da konuşturulmuyor. “Çözüm şartları” neymiş buna girmeden önce, Türk Milletine “müjdeyi(!)” veren heyetin fotoğrafına bakalım: 

§Bölücü terör örgütü adına; HDP’liler,

§TC Hükümeti adına; Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı,

§İktidar partisi adına; AKP Grup Başkanvekili, 

Ve tamamlayıcı parça olarak; 

§Kamu Güvenliği Müsteşarı.

Kısacası, bölücü örgüt ile siyaset ve devlet; mutabık kaldıkları, teröristbaşı tarafından hazırlandığı söylenen ve Türk Devletine “barışın şartı(!)” olarak dayatılan 10 maddeyi açıklamaktadırlar. 

*** 

Açıklamayı yapan Sırrı Süreyya Önder elindeki metni okumaya; “Tarihi bir aşamaya geldik … başlangıcından bu yana bu sorun devletin dönüşümü ile ilgilidir” diyerek başlamakta ve devamında; “Cumhuriyet tarihi süresince varlıkları yadsınan ve dışlanan tüm unsurların [Etnik grupların, H.P.] özgür ve eşitçe tanınması ve yeni norm [yeni anayasa, H.P] sisteminde KENDİLERİ OLARAK yer almalarıyla…” diyerek devam etmektedir. 

Önder, son bölümde ise bölücübaşının adı zikredilerek terör örgütünü “Asgari müştereğin sağlandığı ilkelerde silahlı mücadeleyi bırakma temelinde stratejik ve tarihi kararı vermek için PKK’yı bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplamaya davet ediyorum. Bu davettarihi bir niyet beyanıdır” cümleleri ve 10 maddelik müzakere çerçevesini oluşturan mutabakatı okudu. 

Sadece bu giriş ve üzerinde çok çalışıldığı belli olan, kelime ve kavramlara yüklenilen anlamların ustaca ve gizlenerek hazırlandığı görülen bu “mutabakatın” her maddesinin dikkatli incelenmesi gerekmektedir. 

Bu on madde kapsamında Türkiye Cumhuriyeti, ortaklık devletine dönüştürülmek suretiyle Türk Milletinin egemenliğine son verilmek istenmektedir. Dolayısıyla bu inceleme hayati derecede önemlidir. 

Buna göre Türk Milletinin neyi alkışlayacağını, ya da neye karşı çıkacağını bütün açıklığıyla ve doğru olarak bilmesi gerekmektedir, hakkıdır. 

*** 

Bu açıklamaların ışığı altında; devletin dönüşümü” için yapılan “müzakere maddeleri [müzakere çerçeve belgesi(!) H.P]”ne bakalım… 

1. madde: “Demokratik siyaset; tanımı ve içeriği”dir ki, bu “yeni TBMM”nin oluşumu ve temsiliyetin nasıl olacağı ile ilgilidir. Zira buradaki “Demokratik” kavramı, bütün dünyada bilinen anlamıyla eşit yurttaş ve onun hak ve özgürlükleri olmayıp, eşit etnisiteler anlamında kullanılmaktadır. 

Yeni vatandaşlık tarifi ile de ortaya çıkacak olan “farklı ve yeni unsurların/milliyetlerin tesis edilecek olan “yeni devlet”le nasıl ve ne şekilde ilişki kuracağını, yani “yeni çatı meclis“te nasıl temsil edileceğini içermektedir. 

Bu tartışmanın ucunda “kurulacak her bir bölgeyi o bölgede yaşayan yeni millet, bütünü hep birlikte yöneteceğiz(!)” de vardır. 

2. madde “Demokratik [şimdilik iki eşit ortaklı, H.P.] çözümün ulusal ve yerel boyutlarının tanımlanması“, kurulacak olan yeni devletin ve bu devletin hangi bölgelerinde ve nasıl bir yapı oluşturulacağını içermektedir. Bu aynı zamanda “ sınırların” belirlenmesi anlamına da gelmektedir. 

3. madde: “Özgür [renksiz, kimliksiz, H.P.] vatandaşlığın yasal ve demokratik güvenceleriise, Anayasa’nın 66. maddesinin, “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” tanımından, “Türk” adının kaldırılması ile ilgilidir. 

Kimliksiz, renksiz, isimsiz bir millet tanımı yapılarak, Anayasa’nın 6. Maddesindeki; özetle, “Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletine aittir” diyen devletin temel yapısını belirleyen hükmü ortadan kaldırılmaktadır. 

Yani, önce ismi olmayan ve kimliksiz bir millet oluşturulacak, sonra bu milletle birlikte, ŞİMDİLİK İKİ ORTAKLI ama daha sonra çok ortaklığa açık yapıda YENİ BİR DEVLET kurulacaktır. Kanaatim odur ki, bu devletin adı da konmuştur da, Türk Milletine açıklanmamaktadır. 

4. madde “Demokratik [çok ortaklı, H.P.] siyasetin devlet ve toplumla ilişkisi ve bunun kurumsallaşmasına dönük başlıklar”dır. Birinci maddedeki tanımlanan yeni egemenlik yapı(ları)nın kurgulanmasına aittir. Yani oluşturulacak unsurlara/milliyetlere ait“; yasama, yargı ve yürütmenin nasıl olacağı ve nerelerde hüküm süreceği ile ve daha da önemlisi BİRBİRLERİYLE İLİŞKİLERİNİN NASIL OLACAĞININ belirlenmesini içermektedir. 

5. Madde, “Çözüm sürecinin sosyo-ekonomik boyutları”dır. Kanaatimce, oluşturulacak olan merkez ve bölgelerdeki yapılanmaların, ekonomik varlıkları nasıl paylaşacaklarını; ya da varlıkların üzerindeki mülkiyet ve faydalanma şartlarını içermektedir. 

6. Madde, “Çözüm sürecinde demokrasi [çok ortaklı, H.P.] güvenlik ilişkisinin kamu düzenini ve özgürlükleri koruyacak şekilde ele alınması” ise; oluşacak yeni merkezi devletin ve devletçiklerin, asker ve polis gücünün nasıl düzenleneceği ile ilgilidir. Bu daha çok Türkiye Cumhuriyetinin yeni oluşacak bölgeden çekilmesi ile “yeni egemen” tarafından oluşturulacak “öz savunma gücü(!)nün nasıl yapılandırılacağı hususudur. 

7. madde “Kadın, kültür ve ekolojik sorunların yasal çözümleri ve güvenceleri” ile oluşturulacak her bir milliyete(!) mensup bireyin, diğer milliyet(ler)in bölgelerinde yaşarken kültürel haklarının yasal güvence altına alınmasıdır. Aksi takdirde “diğer milliyetin evinde(!)” kavga çıkabilecektir. 

Ekolojik sorun”la kast edilen, terör örgütünün şiddetle karşı çıktığı baraj yapımlarıdır. Teröristlerin geçiş yollarını ortadan kaldıran ve stratejik önemi haiz olduğu iddia edilen bu yatırımlardan “baraj gölleri ekolojik dengeye zarar veriyor” bahanesi ile vazgeçilecektir. 

8. madde “Kimlik kavramı, tanımı ve tanınmasına dönük çoğulcu demokratik anlayışın geliştirilmesi” ile renksiz, isimsiz ve kimliksiz bir anayasa hazırlanmakla birlikte, yasalarda ve diğer mevzuatta düzenlemelerle “farklı kimliklerin tanımlanarak” resmiyet kazanması amaçlanmaktadır. 

9. madde Demokratik [çok ortaklı devlet yapısı, H.P.] Cumhuriyet, ortak vatan ve milliyetin demokratik ölçütlerle tanımlanması, çoğulcu demokratik sistem içerisinde yasal ve anayasal güvencelere kavuşturulması,” iki ortaklı yapının yasa ve anayasaya yerleştirilmesini ifade etmektedir. “Ortak vatan ve milletten kasıt “parça yapı(lar), parça vatan(lar) değil -şimdilik iki- ortaklı merkezi ve bölgesel devletin bütünüyle yasal zemine oturtulmasıdır. 

10. madde “Bütün bu demokratik [çok ortaklı, H.P.] hamle ve dönüşümleri içselleştirmeyi hedefleyen yeni bir anayasa”; yeni, çok ortaklı/milliyetli, merkezdeki devlet ile bölgedeki bir etnisiteye ait devlete dayalı bir anayasasının hazırlanması amaçlanmaktadır. 

Özetlersek; buna işgalci emperyal güçlerin Irak’ta gerçekleştirdiği “ortaklık modeli” de diyebiliriz. Irak’ta yıllardır yaşanan iç savaşın ve akan kanın, egemenliğin paylaşılmasından kaynaklandığı bilinmektedir. Dünya tarihinde de, nerede bir millete ait egemenlik paylaşılmışsa, orada sonu gelmeyen iç savaş yaşanmıştır. 

Sovyet Birliği ve Yugoslavya modeli de böyledir. Hep söylendiği gibi, Türk Milletine dayatılan bu model federal ve konfederal olmayıp, çok milliyetli/ortaklı modeldir.  Sürdürülmesi mümkün değildir, bunun için dünyamızda örneği azdır. 

*** 

Son olarak; arka arkaya okunduğu takdirde bu süreci çok iyi anlatan iki açıklamaya bakalım: 

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı: “… bu hasretle beklediğimiz çağrıdır.  (…) Ne istendi de bu ülkede hükümet, 12 yıllık başbakanlığım döneminde verilmedi?” (28 Şubat 2015, Suudi Arabistan’a giderken havaalanında) 

HDP Genel Başkanı: “İktidar köşeye sıkışmışsa bunu köşeye sıkıştıran kimdir? Her şeyden önce bizim mücadelemizdir.” (01 Mart 2015 Antalya, Antalya Kahvaltı Grubu’yla, Ramada Plaza Otel’deki kahvaltıda) 

Ey Türk Milletinin aziz evladı, neleri değerlendirmen gerektiğinin farkında mısın? 

 

 

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları