Cumhuriyet

Türkiye Cumhuriyeti’ni var eden, âdeta beşer üstü diyebileceğimiz bu direniş, kurtuluş ve kuruluşun 100. yılını gerektiği gibi kutladık mı, kutluyor muyuz?


İki gün önce Cumhuriyet’in kuruluşunun 98. yılını kutladık. İki yıl sonra 100. yıla ulaşacağız. Cumhuriyet aslında Türk milletinin Batı medeniyetine dönüşünün tabii bir sonucudur. Türk yöneticileri, 3. Selim’den beri yüzlerini Batı’ya çevirmişlerdi. 19. yüzyıl, askerlikte, hukukta, eğitimde, güzel sanatlarda, hatta kılık kıyafette yapılan değişikliklerle, atılan adımlarla doludur. Yeni okullar, vak’a-i Hayriye (Yeniçeriliğin kaldırılması), Tanzimat ve Islahat fermanları, Meşrutiyet, Batı tarzı roman, tiyatro, resim ve müzik… Bütün bunlar Türk milletinin çağdaşlığa doğru gidişinin adımlarıdır.

Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmiş sayılmamız ve ardından imzalanan Sevr antlaşması, vatanımızın düşman kuvvetleri tarafından fiilen işgal edilmesi, istiklal mücadelesini öne çıkardı. Büyük bir imparatorluktan hızla çöküşe doğru giden devlet yüzünü Batı’ya dönüp kendisini toparlamaya çalışırken Batılı ülkelerin istilasına maruz kalmıştı. Buna tahammül edemezdi ve etmedi.

Millî mücadelenin başlangıç tarihini 19 Mayıs 1919 kabul edebiliriz. Amasya tamimi, Erzurum ve Sivas kongreleri ve 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’nin açılışı. İnönü muharebeleri, Sakarya Savaşı, Büyük Taarruz ve İzmir’e giriş. Güneyde gazi, kahraman ve şanlı şehirlerimizin direnişleri, doğuda ordularımızın ilerleyişi. Dört yandan kuşatılarak Asya’nın içlerine sürülmek istenen bir milletin ölüm kalım savaşı.

Bütün bu olayların, Ergenekon’dan çıkışımıza benzeyen bu efsanevi olayların 100. yılı, 2019 – 2023 arasında idrak edildi, ediliyor. Türkiye Cumhuriyeti’ni var eden, âdeta beşer üstü diyebileceğimiz bu direniş, kurtuluş ve kuruluşun 100. yılını gerektiği gibi kutladık mı, kutluyor muyuz? Maalesef bu soruya evet cevabını veremiyorum. Kendileri de bu tarihin sonucu olan bugünkü yöneticiler bir ihmal içinde midirler yoksa bir bilinçsizlik, bir şuursuzluk içinde midirler? Yoksa akıllarında başka şeyler mi var? Ne olursa olsun, Cumhuriyet’in “ilelebet pâyidar” kalacağından eminim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 98 yıl evvel , 29 Teşrinievvel (Ekim) 1339 (1923) Pazartesi günü, Ankara’da, Ulus’taki tarihî binada 43. içtimâını (toplantısını) yapmaktadır. Teşkilât-ı Esâsiye (Anayasa) Encümeni, anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesiyle ilgili teklifini hazırlamıştır. İlk değişiklik teklifi 1. maddeyle ilgilidir.

Anayasanın 1. maddesi şöyleydi: “Hâkimiyet bilâkaydüşart milletindir. İdare usulü, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.”

İlk cümleyi çok iyi biliyoruz: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. İkinci cümlede yönetim tarzı açıklanır: Halkın kendi kendisini yönetmesi.

29 Ekim günü verilen teklif, bu maddeye bir cümle daha ekler: “Türkiye Devletinin şekl-i hükûmeti, Cumhuriyet’tir.”

Komisyon başkanı Yunus Nadi Bey söz alıp açıklamalarda bulunur. Birkaç mebus daha konuşur. İttifakla söyledikleri şey, o günden önceki mevcut yönetim tarzının zaten Cumhuriyet olduğu, getirilen teklifin, bu yönetim tarzının adının konmasından ibaret bulunduğudur.

Sürekli alkışlar ve “Yaşasın Cumhuriyet!” sesleriyle madde kabul edilir. Cumhuriyet kurulmuştur. Şebinkarahisar mebusu Mehmet Emin (Yurdakul) tatmin olmaz, söz ister: “… Cumhuriyetin ruhu önünde tazimen kıyam ederek (saygıyla ayağa kalkarak) üç kere ‘Yaşasın Cumhuriyet” diye hükümetimizi tâziz etmelerini muhterem arkadaşlardan temenni eylerim.”

Bütün mebuslar ayağa kalkar ve en gür sesleriyle üç defa bağırırlar: Yaşasın Cumhuriyet!

Cumhuriyetin ilanı dolayısıyla da bütün şehirlerde 101 pare top atılması karara bağlanmıştır. Ardından oturuma katılmış bulunan 158 mebus ittifakla Mustafa Kemal’i cumhurbaşkanı seçer. Mustafa Kemal’in teşekkür konuşması, üzerinde ayrıca durulacak kadar önemlidir.

O günler asla unutulmamalıdır. Sanatçılarımıza çok iş düşüyor. O mukaddes günler şiirle, romanla, tiyatroyla, operayla, resimle, heykelle, sinemayla her zaman canlı tutulmalıdır. Yazımı, beş cilt hâlinde Mustafa Kemal’in romanını yazan Yılmaz Gürbüz’ün Atatürk’e söylettiği şu sözlerle bitirmek istiyorum:

Devlet başkanı uyumaz, uyuklamaz. Aldanmaz, aldatmaz… Asla gaflet ve dalalet içinde bulunamaz. Bu yüzden devlet adamında önce akıl, millî bilinç, Türk milletine sevgi ve saygı beklerim. Bu niteliği olmayan, Cumhuriyetime ve cumhurbaşkanlığına yakışmaz.

Yazar

Ahmet Bican Ercilasun

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.