Denktaş: Devlet Kuran Kahraman – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Söz Konusu-5: Açık Oturum   • Çağrı: Bize katılın

Denktaş: Devlet Kuran Kahraman

Milletler yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldıklarında, içlerinden yenilmez ruhlu kurtarıcı önderler çıkıyor. Denktaş 2012’de vefatına kadar Kıbrıs davasının her safhasında vardır ve lideri konumundadır.

17 Ocak 2020
Sadi Somuncuoğlu
Bu arada 27 Temmuz. 1957’de Rauf Denktaş, Burhan Nalbantoğlu ve Kemal Tanrısevdi tarafından “Türk Mukavemet Teşkilatı-TMT” Rum terörüne karşı savunma teşkilatı Lefkoşa’da kurulur

Milletler yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldıklarında, içlerinden yenilmez ruhlu kurtarıcı önderler çıkıyor. Tarih böyle söylüyor. Bu tespit Türkler için, herhalde daha da doğrudur. Zira Türkler, eski dünyanın üç kıtasına, gittiler, her yerde sayıca az olmalarına rağmen asırlarca hüküm süren devletler kurdular. Bu gerçeği bilim adamları, Türkçe’nin gücü ile sömürgeciliği bilmeyen Türklerin adaletine bağlıyorlar. Bunun en muhteşem son iki örneğini, büyük bir coğrafyada altı asır egemen olan Osmanlı Türk Cihan Devletinde ve dünyanın “her şey bitti” dediği sırada Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde kazanılan İstiklâl Harbi ile “İkinci Ergenekon’dan çıkışımızda” gördük.

Türk Milletine bağımsız Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti’ni hediye ederek Türkiye Cumhuriyeti ile bağımsız devletimizi ikiye çıkaran Rauf Denktaş da bu kahramanlar silsilesinde yerini almıştır. Sovyetlerin dağılması üzerine kurulan beş bağımsız Türk Cumhuriyeti ile sayı yediye çıkmıştır. Kıbrıs’ta 1950-2020 arasındaki 70 yılda “Düvel-i Muazzama”ya karşı verilen silahlı – silahsız mücadelenin hikâyesi de, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlık mücadelesi gibidir.

Şimdi de 449 yıl geriye gidelim. Kıbrıs’ı, Akdeniz ticaretinin güvenliğini tehdit eden korsanlardan kurtarmak için 1571’de Osmanlı Türk Devleti, 70 bin şehit vererek fethediyor. 307 yıl sonra 1878’de, Rus tehlikesine karşı Ada’yı İngilizlere kiraya veriyor. 1914’de I’inci Dünya Savaşı çıkınca İngilizler, Ada’ya el koydu. Bu gasp, 1923’de Lozan Antlaşması ile hukukileşti. İngiliz yönetimindeki Ada’da 1950 öncesinde Rum tedhişi başlamıştır. Bu tartışmalar, 1950’den itibaren bizde de başlamıştır. CHP iktidarda, Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak, “Kıbrıs meselesi diye mesele Ocak 1950’de yoktur. Bunu hayli zaman evvel gazetecilere açıkça söylemiştim. Çünkü Kıbrıs bugün, İngiltere’nin hâkimiyet ve idaresi altındadır ve İngiltere’nin Kıbrıs’ı başka bir devlete devretmek niyetinde ve eğiliminde olmadığı hakkında kanaatimiz vardır.” 1950 seçimlerini kazanan DP iktidarda, yeni Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü, “Kıbrıs meselesinin mevcut olmadığını söyler. Türkiye, İngiltere’nin Kıbrıs’ı terk etmeyeceğinden emindir.” der.

Siyasi iklim değişmiş olmalı ki; Başbakan Adnan Menderes de 1954 Haziran ayında ABD ziyareti dönüşünde Atina’ya uğradığında, Kıbrıs sorunundan söz edileceğini öğrenince, tepki gösterir ve “Kıbrıs konusunu Yunan hükümetinin bana açmasına izin veremem. Bu niyette iseler Atina ziyaretimi iptal ederek, derhal Türkiye’ye dönerim.” mesajını verir. Bunun üzerine resmi görüşmelerde konu açılmaz. Menderes, Fatin Rüştü Zorlu’ya, Kıbrıs’ın sorumluluğuna da verir. Zorlu şu iki ana ilkeyi belirler:

1) Türkiye’nin Kıbrıs üzerinde en az Yunanistan kadar söz sahibi olduğunu belgeleriyle kanıtlamak.

2) Dava çözülünceye kadar Kıbrıs Türklerine her türlü yardımda bulunarak, baskıya dayanma güçlerini arttırmak.

Türkiye, başlangıçta Kıbrıs konusuna Yunanistan’ı taraf ve muhatap etmezken, Zorlu’nun peşinen özellikle birinci ilkeyi nasıl ve neye göre belirlediği anlaşılamaz. Çünkü, Zorlu’nun bu ilkesi, Başbakan Menderes’in politikasına terstir. 1950’lerde CHP ve DP iktidarları arasındaki uyum (!) ile DP yetkililerinin kendi içindeki uyumsuzluğa işaret etmemin sebebi, Kıbrıs meselesinin çözümündeki zorluğu anlatmaktır. Nitekim Türkiye, “Kıbrıs canımız, feda olsun kanımız”dan, “Ya taksim ya ölüm”e geldi. Bu da mümkün görülmüyor. Çünkü Yunanistan “Enosis/Yunanistan’a ilhak” dedi, halen de demeye devam ediyor.

Bu arada 27 Temmuz. 1957’de Rauf Denktaş, Burhan Nalbantoğlu ve Kemal Tanrısevdi tarafından “Türk Mukavemet Teşkilatı-TMT” (Rum terörüne karşı savunma teşkilatı) Lefkoşa’da kurulur. Denktaş 2012’de vefatına kadar Kıbrıs davasının her safhasında vardır ve lideri konumundadır.

1960’da Londra-Zürih Antlaşmasıyla Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüğünde Türk-Rum ortaklığına dayalı Kıbrıs Cumhuriyeti kurulur. Böylece Rumlar, ortak şeklinde de olsa tarihte ilk defa yönetime gelirler. Makarios Papaz kıyafetiyle Cumhurbaşkanı koltuğuna oturur. İki yıl sonra Anayasa’yı yürürlükten kaldırıp, Türkleri ortaklıktan ihraç eder, 1963’te de başlayan Türk katliamı, 15 Temmuz 1974’a kadar, yaygınlaşarak devam eder. Türkiye Garantörlük yetkisine dayanarak 20 Temmuz 1974’de Barış Harekâtı ile bütün Türk köylerini kuşatan Yunan-Rum vahşetini önler. 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulur. Denktaş, anayasa uyarınca 1976’da yapılan ilk genel seçimlerde devlet başkanlığına seçilir. Bundan sonraki safahat malumdur. 1983’de, BM’nin “Milletlerin kendi kendini tayin hakkına” göre Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulur. Rumlarla iki bölgeli federasyon görüşmeleri 50 yıl sürer, ama sonuç vermez. 7 Ocak 2019 Genel Seçimlerinde KKTC Meclisi’nde temsil edilen (%70’in üzerindeki irade) UBP, HP, DP ve YDP Kıbrıs konusunda artık federal çözümün geçerliliğini yitirdiğini, yeni modelin iki devletli çözüm olacağı benimsenmiştir.

Devlet kuran kahraman lider Denktaş, en büyük zorluğu Kıbrıs’ta komünist Rum AKEL partisi ve işbirlikçilerinden, Türkiye’de 2002’de iktidara gelen AKP siyasetinden gördü. Bunlar koro halinde çözümün yapılamayışının sorumlusu “çözümsüzlük çözümdür”, diyen “statükocu Denktaş” dediler. Denktaş’ı hep aşağılamaya çalıştılar. Gerçekler söylenenlerin tam tersinde idi. Türk Milleti “Keşke Denktaş Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olsa ” diyordu. Yenilmez ruhlu Denktaş, bütün Türk dünyasına örnek oldu.

Neticede yarım asırlık mücadeleden sonra lider Denktaş haklı çıktı. Yetmez mi?

Kendisini Rahmetle anıyor, nur içinde yat diyoruz.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları