Deprem

Arz, dehşetli bir sarsıntıyla sarsıldığında / Ve arz, içindekileri dışarı fırlatıp attığında / Ve insan “Ne oluyor?” dediğinde / İşte o gün (dünya) her şeyi bir bir anlatır.


Deprem… Yerin deprenmesi, kımıldaması, titremesi. Yer kürenin bir bölümü sallanıyor, toprak yarılıyor, ağaçlar sökülüyor, binalar yıkılıyor, yerle bir oluyor. Bazen deniz çekilip birden taşıyor.

Deprem büyük bir felaket. Eskiler facia da derlerdi. Biz bu felaketi, bu faciayı sık sık yaşıyoruz. Analar babalar evlatsız, evlatlar anasız babasız kalıyor. Sadece yer sarsılmıyor, bedenlerimiz de beyinlerimiz de sarsıntıya uğruyor. Tıpta travma denilen olguyu yaşıyoruz. Tanrı ölenlere rahmet etsin, kalanlara sabırlar versin!

Ben bir Türk dili çalışanıyım. Kelimelerin yeni olup olmadığını hep merak ederim. Acaba deprem eskiden beri dilimizde var mıydı? Yoksa Cumhuriyet döneminde mi ortaya çıktı? Bunu anlamanın yolu dil devriminden önceki sözlüklere bakmaktır. Ben genellikle Şemsettin Sami’nin Kamûs-ı Türkî’sine bakarım. Orada depremek, deprenmek, depreşmek fiilleri var ama deprem sözü yok. Demek ki deprem, dil devriminden sonraki kelimelerden biri. Depre- fiilinden Türkçenin çok iyi bilinen -m ekiyle türetilmiş güzel bir kelime.

Daha önce bu kavram için zelzele sözünü kullandığımızı çok genç olanlarımız bir yana, birçoğumuz her hâlde biliyordur. Zelzele, Arapçadan alınma bir yansıma söz. Arapçanın yansıma sözleri genellikle tekrara dayanan dört kök ünsüzlü (rubâî) kelimelerdir. Kahkaha, vesvese gibi.

Zelzele sözü, Azerbaycan Türkçesinde de şu anda yaygın olarak kullanılıyor. Onlar depremin merkez noktasına da zelzele ocağı diyorlar. Bizim deprem sözü seyrek olmakla birlikte Azerbaycan’da da kullanılıyor, ama terpem biçiminde. Çünkü onlar deprenmek değil terpenmek diyorlar. Bu arada kardeşlerimizin dilini merak edenler için hatırlatayım. Seyfettin Altaylı’nın hazırladığı Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü Türk Dil Kurumu tarafından iki büyük cilt hâlinde basıldı. Ben hep ona bakıyorum.

Zelzele kelimesini Özbekler de kullanıyor ama zilzile şeklinde. Kazak ve Kırgızlarda da zilzala.

Çeşitli Türk boylarında titreme ve silkinme kelimeleriyle de deprem kavramı karşılanmış. Ancak fiille birlikte yer kelimesini de kullanıyorlar. Mesela Türkmenistan Türkmenleri yer titreme diyor. Tatarlar cir titrev, Başkurtlar yir titrev, Kırgızlar cer titröö. Cir / cer / yir, “yer” demek. Birçok Türk boyu, -ma ve –mak mastar eki yerine –v ekini kullanıyor. Dil devrimi sırasında türettiğimiz ödev, görev, işlev, türev gibi kelimelerde işte bu ek var. Onun için Tatar ve Başkurtlarda titrev. Kırgızların uzun okunsun diye iki ö ile yazdıkları ek de aslında –v’den geliyor. –v eki düşünce önceki ünlü (sesli) uzamış.

Kazaklar jer silkinüv diyorlar. Yer sözü onlarda jer olmuş. –v ekini de silkin– fiiline getirmişler. Ama silkin– ünsüzle (sessizle) bittiği için araya bir ü sesi alıyor. Cir silkinü Tatarlarda da var. Onlarda da –v düşmüş.

Uygur kardeşlerimizin kullandığı yer tevrişi / yer tevreş ilgi çekici. Bizdeki deprenmek fiili orada tevrenmek. Tevren- fiilinin kökü tevre-. Bu köke çok iyi bildiğimiz –ş eki getiriliyor ve tevreş sözü ortaya çıkıyor. Aslında Uygur kardeşlerimiz, Türkçenin çok eski bir türevini yaşatıyorlar. Budist dönemi eski Uygur metinlerinde de “deprem” için yer tepreşi terimi kullanılıyor. Bunu da Sir Gerard Clauson’un harika etimoloji sözlüğünden öğreniyoruz.

Yerin deprenmesi, titremesi, silkinmesi ve zelzele. Aslında hepsi de insanları dehşete düşüren bir olayı anlatıyor. En etkili deprem tasvirlerinden biri Kur’an’dadır. 99. sure olan Zilzâl Sûresi’nde. Etkilidir çünkü Kur’an icazlı, mucizevi bir dile sahiptir. Etkilidir çünkü surede anlatılan deprem, kıyamet günü depremidir. Şöyle diyor yüce Tanrı:

İzâ zulziletu’l-ardu zilzâlehâ / Ve eḫraceti’l-ardu esķâlehâ / Ve ķâle’l-insânu mâ-lehâ / Yevme-izin tuhaddisu aḫbârehâ.

Anlamı şöyle: Arz, dehşetli bir sarsıntıyla sarsıldığında / Ve arz, içindekileri dışarı fırlatıp attığında / Ve insan “Ne oluyor?” dediğinde / İşte o gün (dünya) her şeyi bir bir anlatır.

Dikkat edilirse tekrar edilen z ve l sesleri olayın dehşetini kulaklarımızda hissettiriyor. Ard kelimesindeki d de bilindiği gibi d-z arası bir avurt sesidir. Bir tür küçük kıyamet olan depremlerde insanlar dehşete kapılıyorlar. Ya büyük kıyamet gelince ne yapacaklar? Kur’an işte bunu anlatıyor. O gün şaşkınlık içinde “Neler oluyor?” diye çırpınıp duracaklar. Ama konuşma sırası dünyadadır. Dünya kendine özgü bir dille konuşacaktır. Hesaplar alınacak, hesaplar verilecektir. Malzemeden çalanlara, çalıp çırpanlara göz yumanlara hesap sorulacaktır. Tanrı, doğru yoldan ayrılmaktan ve sapkınlıktan hepimizi korusun!

 

 

Yazar

Ahmet Bican Ercilasun

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.