Dünyanın sosyalliği üzerine – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Milli Düşünce Merkezi’nden 10 Kasım Mesajı   • Atatürk ve Ekonomi (476. Bilgi Şöleni)

Dünyanın sosyalliği üzerine

Ayşe Göktürk Tunceroğlu sosyal devlet ve sosyal dünya kavramları üzerinden insanlığı değerlendiriyor. Yaşadığı coğrafyaya duvar çekmek isteyenler kim? Kölelik sona erdi mi yoksa devam mı ediyor? Kölelerin hür doğan çocukları köleliğe nasıl bakıyorlar? Ya, çok kötü şartlarda çalıştıran çocuklar?..

9 Temmuz 2019
Ayşe Göktürk Tunceroğlu

Yirmibirinci yüzyılda bazı devletler için “sosyal devlet” tabirini kullanabilsek de dünya hiç bir zaman “sosyal bir dünya” olmadı. Ne tarihte, ne şimdi. O veya şu ülkenin sosyal devlet olması dünyayı kurtarmıyor. 

İnsanoğlu kendi cinsini ikiye ayırmış: Efendiler, efendi olmayanlar. Bu ayrımı elbette efendiler yapmış. Savaşta veya barışta kazanan, güçlü ve zengin olan efendi. Kuralı o koyuyor.  Murphy buna bakarak demiş: “Altını olan kuralı koyar.” 

İşte, en sosyal devletlerden biri Danimarka’dan bir profesör “Avrupa’nın etrafına duvar örelim” diyor! Duvarın o tarafındakiler, bu tarafındakiler. 

Efendilerin ve efendi olmayanların bulunduğu bir toplumda “sosyal devlet” olmaktan nasıl söz edilecektir? Ya efendilerin ve efendi olmayanların yaşadığı bir dünyada?! Elbette nimetler efendi olanlar tarafından bölüşülecek; iş, güvenlik, sağlık, eğitim, adalet gibi nimetlere öncelikle ve bolca efendiler ulaşabilecek; artık onlardan ne kalırsa ve onlar ne kadarını münasip görürse o da efendi olmayanlara düşecektir.

Bugün bazı sosyal devletler de kendi sınırları içinde sosyaldir; sınırları dışındaki dünyaya, “ötekilere” atalarından tevârüs ettikleri sahipli-köleli zihin yapısından bakarlar. Kısacası sosyal bir dünyada yaşamıyoruz.

Kölelik ABD’nde anayasaya konan ek maddeyle 1865’te kaldırıldı. Yeni Dünya’ya iki yüz yıldan fazla bir zaman insanlarını silah ve altın karşılığı, büyük bir iştahla köle olarak satan Afrika’da resmen yasaklanması yirminci yüzyılı buldu.  O da kâğıt üzerinde!

Batı Afrika’da sınırdaş iki ülke vardır: Liberya ve Sierra Leone. Hikâyeleri ilginç, hâlâ da huzur bulmamış iki ülke.

Liberya ABD’nden geri gönderilen hür siyahîlerin 1847’de kurduğu bir ülkedir. Âzad edilmiş eski köleler, eski kölelerin hür doğmuş çocukları adı “Hürriyet” demek olan Liberya’yı kurdular ve kölelikten gelen bu kurucular kendilerine “Amerikan Liberyalılar” diyerek bölgenin kendileriyle aynı renkteki yerli halkını köleleştirdiler. Onlara vatandaşlık hakkı vermediler, halbuki ülke onlarındı. Oy kullandırmadılar, topraklarını gasp ettiler, dillerini, dinlerini hor gördüler, İngilizce ve Hrıstiyanlık dayattılar, beyazlar Amerika kıtasında kızılderililere ve kendilerine vaktiyle nasıl davranmışlarsa öyle davrandılar. Adı “Hürriyet” olan ülkede!

Sierra Leone de 1787’de İngiltere’den, sonra Kanada’dan, ABD’nden gönderilen siyahların kurduğu koloni devlettir. Başkent Freetown. Hür Kasaba!

Bazı tarihçiler İngiltere’den gönderilme sebeplerinin eski kölelere, ata topraklarında daha mutlu olacakları bir hayat bahşetmek değil, başlarından savmak olduğunu yazar. Zira İngiltere’de nüfusları artmıştı. Toplumda dilencilik, cürüm olayları onların başının altından çıkıyordu, ayrıca siyahlar ve beyazlar arasında görülmeye başlayan kadın-erkek ilişkileri ile İngiliz toplumunun ırkî yapısının bozulacağından korkulmuştu. (Benzer iddialar Liberya’ya gönderilen Amerikan siyahîleri için de vardır. Beyaz Amerikan toplumunun nüfusları artan hür siyahîlerden kurtulma isteği) Neyse, bu ayrı konu. Siyahlar ata toprağı Afrika’ya hür olarak geldiler, oldukça çetin geçen ilk zamanlardan sonra adı “Freetown=Hür Kasaba” olan  bir yerleşim yeri kurup çoğaldılar. Ve bakıyoruz, Hür Kasaba’da taa 1924’te, nüfusun yüzde 15’i hâlâ köle! Kölelikten kurtulup da gelenler, yerlileri köleleştirmiş! Bu sıralarda ülke 1961’e kadar Birleşik Krallık’ın kolonisi. Nihayet 1928’te Sierra Leone köleliği resmen kaldırdı.

Bu vaziyetlerden Batılı devletler hiç şikâyetçi değildi, zira sanayii çağıydı, eski köleleri olan yeni işbirlikçileri sayesinde Afrika’dan ucuz işçi temin ediyorlardı. Aslında vaziyet Atlantik köle ticaretinin başladığı 1600’lü yıllardakine çok benzerdi. O zaman yerli kabile şefleri altın, silah, mühimmat karşılığı Avrupalılara köle temin ediyordu; şimdi de yine bir takım “şefler”,  ama Avrupa, Amerika görmüş, kölelikten kurtulmuş gelmiş şefler, iktidarlarının, koltuklarının desteklenmesi şartı ile soydaşlarını köleleştirip işçi olarak gönderiyordu. Avrupa ve Amerika’nın “sosyal” devletlerinde hızla gelişen sanayi için gerekli olan iş gücü. Köle ticaretinin sona ermesinden sonra, oralara iş gücü olarak gidemeyenler -yani satılamayıp elde kalanlar-, hızla sanayileşen Batılı ülkelerin hammadde ihtiyacını temin etmek üzere bu sefer kendi vatanlarında kölelik sınırında iş gücü oldu. Hâlâ da öyle…. Kauçuk, kereste, elmas, altın ve diğer maden işleri.

Sosyal devlet, sosyal dünya,… Acaba insan “sosyal” mi? Beyaz adam senin ananı babanı köleleştirmiş, sen köleliğin ıztıraplarını yakından görmüş bir siyah adamsın, gelip ata toprağında ilk iş olarak ırkdaşın öteki siyahları köleleştiriyorsun.

Tarih boyunca kölelik var. Tarihin her devrinde sahipler, efendiler… Sadece Afrika’da, Batı’da değil, Orta Doğu’da da, bütün Doğu ülkelerinde de var. Rusya’da komünist ihtilâl, çarlık döneminin efendilerle efendi olmayanlar arasındaki derin ve dehşetli uçurumu kapatmak üzere umut olmuştu. Sonra ne oldu?

Çağlar, rejimler, isimler, usuller değişse de sahnedeki kadro aynı: Efendiler, köleler.

1948’de dünya Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Evrensel Beyannâmesi’nin 4’üncü maddesiyle kölelik müessesesinden kurtuldu. Kâğıt üzerinde.

Ayağından zinciri çözülen köleler ne yapacaktı? Yapabilecekleri pek az iş vardı. Çok az bir ücretle, köleliğe yakın şartlarda eski efendilerinin çiftliklerinde, fabrikalarında, madenlerinde iş görmeye ve nimetlerden çok az bir pay almaya devam ettiler.

1954’te zorla işçi çalıştırma yasaklandı. Bu bahiste “zorla” ne demektir? Afrika’daki, Çin’deki, Hindistan’daki, Güneydoğu Asya ülkelerindeki, Güney Amerika’daki işçilerin hepsi hayatlarından, işlerinden, ücretlerinden memnun mudur? Çok kötü şartlarda çalıştırılan çocuklar, fuhuş mesleği olmuş genç kızlar, hatta çocuklar… Bu işlere gönüllü mü girmişlerdir, kendi rızalarıyla? Onlara başka çare bırakılmamıştır. Bu anlamda başka çaresi olmamak köleliktir.

Küçük yaşta evlendirilen kızlar kendi rızalarıyla mı evlenmektedir? O da köleliktir.

Kölelik çağa ayak uydurdu, modern hüviyet aldı. Boyunlarında, ayaklarında zincir olmayabilir ama dünyada bugün 50 milyon “modern köle” var. Ülkelerindeki iç savaş, terör, baskı, zulüm, yoksulluk yüzünden perperişan yollara düşen, dalgalarla boğuşan, tel örgüleri aşmaya çalışan, itilip kakılan insanlar bu rakama dahil değil! Bir kölelikten öteki köleliğe… Başka çaresi olmayanlar… “Sosyal dünya” bir ütopya.

Birkaç sene önce İspanya’da Şampiyonlar Ligi futbol maçı öncesi meydandaki kahvelerde oturan kadınlı erkekli “sportmen” grupların önlerinden geçen mülteci kadınlara bozuk para atmalarını, onlar paraları kapmak için koşuştukça, yerlerde süründükçe keyiflenmelerini, “oleyy” çekmelerini, kahkahalarını, ıslıklarını… hatırlıyor musunuz? İnsanı insanlığından utandıran bir manzara. Ne denir ki daha?

Erdi söz gaayete Bâkî ne demek lâzımdır…

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları