Global köyde elektronik kulübe

McLuhan'ın kulübesi öyle bir kulübedir ki, elektronik sayesinde onun içinden dünyayı dolaşmak mümkündür. Ve Luhan, olup biteceği Toffler'den de önce görmüş; 1960'larda.


Evden Çalışmak Kalıcı mı? yazıma çok değerli yorum ve katkılar geldi! Sayıca değil, değerce çok. Üniversitede yöneticilik şapkası da bulunan bir akademisyen dostum, Alvin Toffler’in sanki bu günleri görürmüş gibi ta 1980’lerde yazdığı Üçüncü Dalga kitabındaki düşünceleri hatırlattı. Toffler, mealen, “bir gün köylerimize geri döneceğiz ama bilgisayarlarımızla” diyordu. Onun ikinci dalga dediği, endüstrileşme bizi köyden şehre itmişti. Gelecekteki iletişim teknolojisi çağı şehirlerin tekrar köylere akmasına izin verecekti. Kırk yıl sonra ben de nihayet olanı biteni hissetmiş ve geçen Pazar günkü yazımda, “Daha şimdiden insanların taşraya, yazlıklara taşınıp orada çalıştıkları haberleri geliyor. Marmara’da Erdek’te ve Tanaşa’da; Çeşme’de ve tabi Marmaris ve Bodrum’da yazlıkçılar, şehirlere dönmemiş.“, demişim.

Arkadaşım, “gerçi köyüme dönmedim ama aylardır bütün dersleri Bodrum’daki evimden veriyorum, yönetim işlerimin tamamı da oradan yürüyor” diye yazmış.

Alvin Toffler’in zihnimde yarattığı dalga beni  “global köy”e ve “elektronik kulübe”ye atlattı. Bu metaforlar iletişim felsefecisi diyebileceğim Marshal McLuhan’a ait.  McLuhan’ın kulübesi öyle bir kulübedir ki, elektronik sayesinde onun içinden dünyayı dolaşmak mümkündür. Ve Luhan, olup biteceği Toffler’den de önce görmüş; 1960’larda.

Dershaneyi elektronik kulübeye çevirmenin bir cinsini bundan yaklaşık yirmi yıl önce derslerimde yapmıştım. Dersi PowerPoint denilen programda hazırlayıp sınıfta projeksiyonla gösteriyordum… Grafikler, program parçaları, resimleri videolar. Bunu üniversiteme bir geliştirme projesi olarak vermiş ve proje bütçesinden bir projeksiyon cihazı ve bir dizüstü bilgisayar almıştım. Aradan on yıl geçti. Okulun birçok sınıfı projeksiyon cihazlarıyla donandı ve artık herkesin dizüstü bilgisayarı vardı zaten. Perdede göstereceklerimi öğrencilerime önceden dağıtırdım. Böylece not tutmak zahmetinden de kurtulurlardı. Yine not tutacaklarsa ilgili kareye, düşündükleri fikirleri yazarlardı. Veya benim anlatımımdan alıntıları. İnternet’te dersle ilgili malzeme bulursam onu da indirip sunuma eklerdim.

Uzaktan daha iyi

Akademisyen dostum, internet üzerinden verilen dersin bu süreci nasıl kolaylaştırdığını anlatmış: “Laf aramızda ben uzaktan eğitimi sevdim. Şayet konu ile ilgili bir materyal ( şarkı, minyatür, fotoğraf vs) internette varsa anında dinletiyorum gençlere. Mesela Nedim’den bir gazel izleyeceğiz… Bestelenmiş ise hemen dinletiyorum, gazeldeki havaya uygun minyatür varsa hemen gösteriyorum.

“Ben uzaktan öğretim derslerimde, çoğu zaman ihtiyaç duyduğum ders dokümanını anında internetten tam metin veya görsel olarak bulup paylaşabiliyorum. Ders için gereken bir makale varsa internette, anında paylaşarak öğrencilere iletme imkânı buluyorum. Bazı derslerde gereken görsel malzeme (fotoğraf, resim, heykel, video, dağ, nehir, çiçek, ağaç, hayvan) birkaç saniyelik çaba ile elde edilip paylaşılabiliyor.”

Tabi, aramasını biliyorsanız… Arayan bulur ve hemen kullanır. Veya anlatmak nedir, ders nedir biliyor veya hissediyorsanız… Maalesef birçok ders veya konferansta perdeye bir sürü yazı yansıtıldığına ve sözde hocanın, perdeyi teleprompter gibi kullanıp soğuk, vurgusuz bir tonla paragraf üstüne paragraf okuduğuna da şahit olursunuz. Uzaktan eğitim en iyi hocaların en büyük öğrenci kitlelerine ulaşmasını sağlıyor ama hoca olmayanı hoca yapamıyor.

Bu haftanın başında YÖK üniversitelere “Yükseköğretim Kurumlarında Uzaktan Öğretime İlişkin Esaslar“ı gönderdi. İlk bakışta göze çarpan, üniversitelerin öğretimin %40’ını tamamen uzaktan, %40’ını da yarı uzaktan, yarı yüzyüze, yani hibrid yapabilecekleri. Bu esaslarda COVID’e atıf yok. Kalıcı bir yönetmelik.

Çözülmesi gereken meseleler

Uzaktan öğretimde çetin ceviz, kopyasız sınavın nasıl yapılabileceği problemi. Hiç olmazsa son sınavın yüzyüze yapılması şu anda yaygın anlayış. Fakat ara sınavları, ödevleri kopyasız, intihalsiz başarmanın bir yolu henüz yok gibi. Bu konuda başımdan geçenleri https://bit.ly/3p85FnJ  bağlantısında bulacağınız yazımda anlatmıştım. İnanıyorum ki, yaratıcı zekâlar bu problem üzerinde dururlarsa, kopyasız sınav veya kopyasız değerlendirme sistemi bulunabilir, geliştirilebilir.

Daha kolay fakat bir türlü gerçekleşmeyen bir atılım, İnternet erişiminin vatanın en uç noktalarına kadar ulaştırılması. 16.06.2005 tarih ve 5369 sayılı Evrensel Hizmet Kanunu bunu emrediyor ve görevi devlete, yürütülmesini de Bakanlar Kurulu’na, dolayısıyla şimdiki halde Cumhurbaşkanı’na veriyor. Biz bunu gerçekleştiremediğimiz gibi var olan İnternet alt yapısını da damar sertliğine duçar kıldık. Geçen yazımda söylemiştim, geniş bant erişim hızında dünyada 101. sıradayız. (Şimdi kontrol ettim, 103’e düşmüşüz.) Sıklaşan kopmalar cabası.

Türkiye’nin ortalaması ile ilgili bir fotoğraf çekmeye çalıştım. Bu ortalamanın epey ilerisinde atılımlar da var. Bunlardan biri, Yalova idi. Yalova’da iki dönem belediye başkanlığı yapan Yakup Bilgin Koçal’ın kurduğu ZAMBAK (ZAman ve Mekandan BAğımsız Kamu Yönetimi Sistemi) sistemi yalnız İnternet’in ve ağın pek güzel bir uygulaması değil, aynı zamanda bir yönetim bilimi başarısıydı. Pazar günü bunu anlatacağım.

 

İskender Öksüz
Yazar

İskender Öksüz

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.