Hakikatin reddiyle ilerleme olmaz!

Milliyetçilik, milliyet duygusu, millî birlik gibi kavramlar hakikatin ta kendisidir. Hakikatin reddiyle de ilerleme olmaz.


İrtica, gericilik anlamına geliyor. Esasında kapsamlı bir anlama sahip olan bu kavram, ülkemizde yalnızca dinbazlık yapanlara atfediliyor. Fakat gerici gericiliğini, yalnızca din kisvesi altında yapmaz. Anlamın kapsamlılığı da buradan gelir.

Milletler, asırları aşan tarihleri neticesinde tecrübeler edinirler. Millî miras saydığımız bu tecrübelerin nesillere aktarımındaki amaç; torunların, dedelerin yaptıkları hataları yapmamasını sağlamaktır. Yığınla ilerleyen, oluşması asırlar alan ve hiçbir maddiyatla satın alınamayacak deneyimler ve çıkarılan dersler… Örneğin, milletlerin millî birlik esasına dayalı yaşayabileceklerini biliyor olmamız, tecrübelerimiz sonucudur. Ancak bu tecrübeler, deneme yanılmayla edinilecek kadar basit değil. Hele de bu tecrübeleri nice şehitler vererek edinmiş Türk milleti için…

Sonuç itibarıyla, milletin millî deneyimlerine aykırı davranmak da büyük bir gericilik örneğidir.

Bu hipotezimizin kabulü görünürde basit olsa da bizleri çok farklı yorumlara götürüyor. “Millî deneyim” diye bir husustan bahsettim ve bu mefhum aleyhindekilerin de gerici olduğunu söyledim. Peki kimlerdir “millî deneyimleri reddedenler”?

Zaten bildiğimiz anlamıyla da dinbazlar bu sınıfa girer. Kendileri, dini kullanmak yoluyla milletlerin idare edilebileceğini düşünür, hatta dış politika gibi kendi iç dinamikleri olan bir alanda da din kardeşliğinden politika çıkarmaya çabalarlar. Onlara göre millet değil ümmet vardır ve inanmayanlar ümmet dışıdır. Oysa gerek Türk milletinin gerekse diğer milletlerin tarihinden çıkarmış olduğumuz ciddi bir ders var. Millet, millettir; din yalnızca inananları bağlar. Bu sebeple de milletler, din bağıyla kaynaşmış bir kütle olamaz. Nitekim gören gözler için, Basra’da “din kardeşi” saydıklarımızın savaş meydanındaki ihanetini gören Süleyman Askeri Bey’in intiharından büyük ders yoktur.

Bir diğer grup ise enternasyonalizmi savunanlar. Ekonomi hakkındaki görüşleri tamamen zıt gruplar, milliyet düşmanlığında birleşiyor. Ancak argümanları, dinbazlara nazaran daha kuvvetli. “Milletmiş, kültürmüş, bunların tamamı eskimiştir.” şeklinde bir yaklaşıma sahip bu gruplar, bizleri de dinbazlar ile aynı kefeye koyarak gerici sayar. Bu düşüncelerin sahipleri kendilerini daima toplumlarının en çağdaşı, moderni olarak görür. Bu sebeple de anlayışları şu: “Eskiye dair ne varsa at çöpe, bize her şeyin yenisi lazım!”. Pireye kızıp yorgan yakmanın en üst seviyesi budur herhâlde.

Deneyimler sonucunda elde edilen birikimler eskimiş değildir. Nitekim onlara sahip çıkmak da gericilik değildir. Mazisi olan her değeri eskimiş addetmek, vahim bir akıl tutulmasıdır.

Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları kitabının yazarı Ord. Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal’ın, şahane bir milliyet duygusu tanımı vardır. Arsal’a göre milliyet duygusu, biyolojik esaslara dayanan sosyolojik bir gerçekliktir. Gerçeklik olduğu kanısına nasıl vardığımız sorulabilir. Bu sorunun cevabı da yukarıda anlattığımız millî deneyimlere dayanıyor. Millî deneyimlerimiz, Arsal’ın bu sözünü daima doğruladı. İnanmayanlar, tarihe bakabilir.

Bu noktada milliyetçilik, mukayese edildiği ideolojilerden ayrılır ve farklı bir zeminde incelenmesi gerekir. Marksizm, liberalizm vs. gibi çeşitli ideolojiler, teorisyenlerinin analizleri neticesinde öne sürülen “çözüm önerileri”dir. Çözümlerin verimliliği ise, günün koşullarından etkilenir. Bu sebeple bu ideolojiler, koşulsuz ve şartlardan bağımsız biçimde bağlanılacak fikirler değildir. Ancak çeşitli koşullar altında, bu ideolojilerin barındırdığı kapsamlı çözüm önerilerinden birkaçı kullanılabilir. Çözüm önerileri ortaya atmak isteyenler, öncelikle toplumların gerçekliklerini doğru analiz etmelidir. Bu noktada gerçeklik, yani milliyet duygusu, yapısı itibarıyla diğer ideolojilerin zaten önündedir. Bu hakikatin göz ardı edilmesiyle geliştirilecek hiçbir sistem nihai başarıya erişemez.

Bugün, yalnız dinî sloganlarla bilime muhalefet etmeye çalışan zavallıları, hakikate kılıç sallamaya çalıştıkları için eleştirmekteyiz. Bilimin getirdikleri nasıl bir gerçeklikse, millet nizamı da sosyoloji biliminden öğrendiğimiz bir gerçekliktir.  Ek olarak bu bilimselliğin, tecrübelerimiz ile sabit olduğu da unutulmamalıdır.

Farklı gezegenlere erişebiliyoruz, analizlerini yapıyoruz. Varlıklarından asırlardır haberdarız, artık görüntüleri de elimizde. Hatta internet vasıtasıyla bu gezegenleri gezebiliyoruz. Dünya’da tüm bunlar olurken birilerinin çıkıp “Dünya düzdür!” diye haykırmasını, gerçeklikleri reddetmeleri sebebiyle ciddiye almıyoruz. İnsanlık, bilimsel ilerleme yerine düz Dünyacılar ile uğraşsaydı, bu düzeyde bilgi birikimine sahip olur muyduk?

Milliyet duygusunu reddetmeye çalışanları da ciddiye almayışımızın sebebi aynıdır.

Milliyetçilik, milliyet duygusu, millî birlik gibi kavramlar hakikatin ta kendisidir. Hakikatin reddiyle de ilerleme olmaz.

Yazar

Altan Tekgül

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar