Her Noel Bize O Geceyi Hatırlatır (!) – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Savunma Sanayisine Bir Bakış/ Bilgi Şölenine Davet- 11 Mart 2020   • Siyasetin Bu Üslubu Kabul Edilemez

Her Noel Bize O Geceyi Hatırlatır (!)

Emine Baştuğ yazdı. Bu savunmasız çocuklar ve anneleri böyle bir ölümü hak edecek kadar Rumlara ne yapmış olabilirlerdi acaba? Bu zavallıcıklardan neden korkmuşlardı da onları katletmişlerdi? Bu nasıl bir psikopatlıktır böyle? Tabi ki onların dertleri o masumlarla değildi, bunu biliyoruz…

23 Aralık 2019
Emine Baştuğ
Ama düşmanın acıması yoktur, kafaya koymuştur bir kere… O masum çocukları ve annelerini mutlaka öldüreceklerdir.

Bir insanın çocuklarının ve eşinin küçücük bir banyo küvetinde korkudan büzülmüş olduğu halde öldürülmesi nasıl bir şeydir? Hele içlerinde anneleri de var ise şayet, o annenin içinin acısını,  yürek sızısını, dinmez yangınını hangi sözcük anlatabilir acaba? Anne yüreği evladının hangisi için yansın…

O biçare anne  “Yavrularıma kıymayın, onların yerine beni öldürün” diye o hainlere dili döndüğünce eminim ki nasıl da yalvarmıştır. Çünkü ben de bir anneyim. Bütün anneler böyle bir durumda yavrularını korumak için her şeyi yapar.

Ama düşmanın acıması yoktur, kafaya koymuştur bir kere… O masum çocukları ve annelerini mutlaka öldüreceklerdir.

Yukarıda sözünü ettiğim dram Kıbrıs’taki 1963 Rum katliamının simge ismi Tabip Binbaşı Nihat İlhan ve ailesinden başkası değildir.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nden Tuğgeneral rütbesiyle emekli olan Nihat İlhan, 1963 yılında o dönem adı Kıbrıs Türk Alayı olan Kıbrıs’taki 650 kişilik Türk gücünün doktorluğunu yapmaktaydı.

Kıbrıs tarihine “Kanlı Noel” diye geçen Rumların silahlı saldırılarına başladığı 20 Aralık 1963’teki, Türk Alayı’nda görevi başındadır.

24 Aralık gecesi Rumlar, Lefkoşa’nın Kumsal semtinde Tabip Binbaşı Nihat İlhan’ın evine baskın düzenlemiştir.

Yüreklerinde zerre merhamet kırıntısı olmayan Rum saldırganlar, Doktor Nihat İlhan’ın, Kutsi, Murat, Hakan adındaki üç küçük oğlu ve eşi Mürüvvet’i saklandıkları banyoda küvetin içinde kurşun yağmuruna tutarak katletmişlerdir. Gazete manşetlerinde gördüğümüz banyodaki katliamın fotoğrafları hafızalarımızda hala tazeliğini korumaktadır. Hakikaten de bugün olmuş gibi bu olay beni çok etkilemiştir.

Bu savunmasız çocuklar ve anneleri böyle bir ölümü hak edecek kadar Rumlara ne yapmış olabilirlerdi acaba? Bu zavallıcıklardan neden korkmuşlardı da onları katletmişlerdi? Bu nasıl bir psikopatlıktır böyle? Tabi ki onların dertleri o masumlarla değildi,  bunu biliyoruz…

Doktor Nihat İlhan Türkiye’de askeri tıp akademisinden mezun olduktan sonra Kıbrıs Türk Alayı’na baştabip olarak gelmiştir.

Eşini ve en küçüğü üç aylık olan üç oğlunu Lefkoşa’nın Kumsal bölgesinde kiraladığı bir eve yerleştirmiştir.

Ailesinin katledildiği 24 Aralık 1963 tarihinde askeri hastaneye yaralı Türkler geldiği için Doktor Nihat onlarla ilgilenmekteydi. Katliam olduğu sırada evine bir türlü uğrayamamış ve ailesinden haber de alamamıştır.

Evlerinin yakınında kalan bir Türk çoban alay komutanının da bulunduğu ortamda Rumların Türk subaylarının ailelerine saldırdığını söylemiştir. Doktor Nihat İlhan hemen o anda kuş olup kanatlanarak ailesinin yanına uçarak gitmeyi o kadar çok istemişti ki… Ama mümkün değildi, çünkü alay komutanı izin vermemişti.

Sonra alay komutanı o gün yaşayacaklarıyla ilgili soğukkanlı olacağına dair asker sözü vermesini ister. Ama Doktor Nihat hala ailesinin katledildiğine inanmıyordu, inanmak istemiyordu… Hayır bunu yapamazlardı. Çünkü çocukları çok küçüktü, eşi de zaten savunmasızdı. Onlara ne yapmış olabilirlerdi ki?

Daha sonra zırhlı bir araçla Türkiye elçiliğine giderler. Subay eşleri ve elçilik görevlileriyle dolu olan binanın önünde kadınlar ağlıyorlardı.

Katliamın üzerinden üç gün geçmişti ve Albay Nihat’ın yeni haberi oluyordu. Ardından Türkiye Büyükelçisi Albayı çağırır ve “Başın sağ olsun, eşini ve çocuklarını Rumlar katletmiş” der. Daha sonra şehit ailelerinden çokça duyduğumuz o klişe sözler Tabip Albay’ın dudaklarından dökülür: “Vatan sağ olsun.”

Daha sonra Cumhurbaşkanı olan, dönemin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay, Doktor Nihat İlhan’a “Biliyorsun ki Türkiye’de 6-7 Eylül olayları yaşandı. Birçok Rum ve yabancının evleri yağmalandı, bu olaylar durdurulamadı. Şimdi sen doğrudan Ankara’ya gelirsen, burada halk zaten ayaklanmış durumda. Kara Eylül’ün bir benzeri yaşanabilir” diye telkinlerde bulunmuştur. Bu nedenle Tabip Albay Ankara’ya gelmemiştir.

…….  …….

O günlerde Türkiye ile telefon haberleşmesi kesilmiştir. Albay ailesinin cenazelerini Elazığ’da doğduğu yerde toprağa vermek istiyordu.

Büyükelçi telefon bağlantısı olmadığı için Türkiye ile haber kurulamadığını söylemişti. Tabi uçakta gelemiyordu. Sonunda Türkiye’den iki uçak gelir,  yaralılar ile cenazeleri alıp Türkiye’ye getirir.

Tabip Albay Nihat İlhan bu arada cenazelerini alıp Elazığ’a götürür. Çocukları hala kanlar içindedir. Onları elleriyle yıkar. Sonra çocuklarını ve eşini hem yüreğine hem de toprağa gömer…

Kendisi de 23 Kasım 2016 tarihinde Ankara’da 92 yaşında vefat eder. Elazığ’da düzenlenen cenaze töreniyle, Kıbrıs’ta katledilen, çok sevdiği eşi ve çocuklarının yanına gömülür.  Elli üç yıllık hasret bitmiş, artık onlara kavuşmuştur.

Tabip Albayımızın, ailesinin ve tüm şehitlerimizin ruhları şad, mekânları cennet olsun!

Emine Baştuğ 22 Aralık 2019

 

 

 

 

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları