Kâbil’i Nasıl Bilirsiniz?

Yazarımız Gülçin Durman, Fransız çizgi romancı ve seyyah Nicolas Wild'in, ülkemizde de yayımlanan "Kâbil Disko" isimli kitabı hakkında düşünce ve izlenimlerini paylaşıyor.


 

Fox News: Amerikan ordusu, Afgan ordusunu eğitti, finanse etti ve silahlandırdı. İşte ABD-Afganistan işbirliğinin güzel bir örneği. Söyler misiniz Onbaşı Ahmad, Afgan ordusuna nasıl ve neden katıldınız acaba?

Onbaşı Ahmad: Tüm bunlar mahallemde gördüğüm bir propaganda afişi sayesinde oldu. Fotoğraflar o kadar güzeldi, photosopla o kadar iyi çalışılmışlardı ki, hemen orduya katılmaya karar verdim.

F. N. : Şimdi de yanımızda bu afişleri hazırlayan grafikerlerden biri var.

Nicolas Wild: Merhaba

F. N. : Bay Nicolas, ölümlere sebep olan haksız bir savaşın ve işgalin sorumlusu olmak nasıl bir his?

N. W.: Aman efendim, iltifat ediyorsunuz. Bakın kızaracağım…

Kâbil Disko, s.132-133

 

 

Kâbil kelimesi, Hindu kutsal kitaplarından Rig Veda’da Kubha olarak, Batlamyus’un meşhur Kitâbü’l Coğrafyası’nda Kaboura, Çin seyahatnamelerinde ise Kao-fu olarak geçmiş. Türkçe’de ise bu isim ‘Kâbil’ olarak telaffuz edilmiş. Anlamları arasında ‘dünyanın en kuzeyindeki ülke’ manası da bulunan Kâbil kelimesi, ne ilginçtir ki Cahiliye dönemi Arap şiirlerinde Türklerle özdeşleştirilmiş; Türk ve Kâbul kelimeleri birlikte kullanılmış. Sanıldığının aksine Kâbil’in geçmişi de bir hayli eskilere uzanıyor. Şehrin tarihinin  MÖ 2500’den öncelere kadar gittiği tahmin ediliyor.

Çocukluk yıllarımda, uzunca bir dönem Kâbil ya da Afganistan dendiğinde aklıma Joseph Kessler’in ‘Atlılar’ romanından uyarlanan film (The Horsemen- 1971) gelirdi. Ömer Şerif’in başrolünü üstlendiği bu filmden o kadar etkilenmiştim ki, amansız Pamir dağları, atlar ve tabii ki buzkaşi oyunundan sahneler gözümün önünden uzun zaman gitmedi. Sonraki yıllarda ise, bir müddet ailesiyle Türkiye’de yaşamış Afgan yazar Meral Maruf’un, Sovyet mezalimi esnasında Afgan halkının yaşadıklarını anlattığı “Dullar Kampı”, “Hicret Günlükleri” ve “Afganistan Mektupları” kitapları ile birlikte anımsadım Kâbil’i ve Afganistan’ı.

Son beş altı senedir Afganistan denildiğinde aklıma ilk düşen, hep Fransız çizgi romancı Nicholas Wild’in ödüllü çizgi romanı “Kâbil Disko”su oluyor…

“Kâbil Disco”, yıllardır, haber bültenlerinde neredeyse her saat başı bomba patlamalı, intihar bombacılı şiddet yüklü haberlerle gördüğümüz duyduğumuz Afganistan’ın bir döneminin, aslında hiç mi hiç bilmediğimiz yanlarını, orijinal ve eğlenceli bir tarzda anlatıyor.  Açıkçası, kapağını ilk gördüğümde pek de hazzetmemiştim bu kitaptan. Amma velakin, iflah olmaz bir çizgi roman tutkunu olduğumdan alıverdim “Kâbil Disko”yu.

Kitabın adının nereden geldiğini çok merak etmiştim. O yüzden bu kısmı hızlıca geçeceğim ki, işin sürprizi bozulmaz. Yazar Nicolas Wild’e gelirsek…

1977’de Fransa’nın Alsace bölgesinde doğan Nicolas Wild, Strasburg Uygulamalı Sanatlar Okulu’nun ünlü illüstrasyon atölyesini bitirmiş. Kitapta da kendisine yer verdiği arkadaşı, ünlü çizgi romancı Boulet ve Lucie Albon ile birlikte “Le Voeu de Marc”ı (Marc’ın Dileği) hazırlamış. 2005 senesinde işsiz, beş parasız ve neredeyse evsiz iken tuhaf bir iş teklifi almış ve olumsuz hayat şartları yüzünden pek de düşünmeden bu işi kabul etmiş. Wild’in görevi, yıllardır yapageldiği grafikerlik ve tasarım işiymiş. Her reklam ajansının ürettiği broşür, dergi, afiş, poster gibi sıradan işleri yapacakmış. Ancak iş yerinin adresi bir hayli değişik imiş. Nicolas Wild’in yeni ofisi Paris’ten kilometrelerce uzakta Afganistan’ın başkenti Kâbil’de bulunuyormuş. Nicolas Wild’in mecburiyetten  teklifini kabul ettiği bu ajans, Afganistan’da ikisi Fransız diğeri Güney Amerikalı, birbirinden acayip, karmaşık bağlantıları olan üç genç adamın kurduğu bir firma.

(İnternette biraz dolandıktan sonra kitaptaki Afgan ordusunu tanıtan posterlerin benzerlerinin bulunduğu şöyle bir web sitesine rastladım. Ajansın işleriyle kitaptakiler o kadar çok benzerlikler gösteriyordu ki, Nicolas Wild’in iki sene boyunca çalıştığı ve sonradan burada yaşadıklarını kitaplaştırdığı şirket olduğuna iyice kani oldum.)

Mecburiyetten kabul ettiği bu reklam ajansında tam iki sene (2005-2007) çalışmış Nicolas Wild. Afganistan macerasından sonra Doğu’nun gizemine iyice kendini kaptırmış. Yine aynı coğrafyada başka bir ülkeye, İran’a geçmiş. İran günlerinin hatıralarını da “Böyle Sustu Zerdüşt” ismiyle kitaplaştırmış. Afganistan’daki hayatından önce Hindistan’da bir yetimhanede gönüllü olarak çalışan Wild, aynı zamanda bir seyyah. ABD, Hindistan, Afganistan ve İran’ın ardından Nepal, Ukrayna, Türkiye ve Lübnan’a gitmiş. Hatta, buzullar ve Çernobil bölgesi gibi tehlikeli bölgeleri dahi ziyaret etmiş.

Kitaba şöyle bir baktığımızda ise…

“Kâbil Disko”nun benim gözümde ayrıcalıklı bir yerinin olduğunu başta söylemiştim. Bir kere Wild bu kitapta, ilk defa karşılaştığı bu kültürü ve insanlarını ne garipsiyor ne de alay ederek küçümsüyor. Aslına bakarsanız bulunduğu konum, çalıştığı alan ve elindeki malzemede bunu sağlayacak imkânlar fazlasıyla mevcut. Ancak o, bu imkânları çok daha insanî ve vicdanlı bir şekilde kullanıyor. Komik, bir yandan da dokunaklı bir dili, üslubu var Wild’in. Çizgi romancıların çoğu zaman acımasız da olabilen zekice buluşlarına, sivri dilli esprilerine “Kâbil Disko”da rastlanmıyor bu yüzden. Afganistan’da geçirdiği iki seneyi belgelediği bu kitapta anlatılanların gerçek olduğuna bazen insanın inanası gelmiyor. Yazar da sanki bunu düşünmüş gibi kitabın sonuna, Kâbil’de geçirdiği yıllara ait fotoğraf ve belgeleri eklemiş.  Bu yüzden Afgan ordusuna yaptığı işler ile Afgan anayasasını halka tanıtmak için tasarladığı broşürleri görmek de okuyucuda değişik bir gerçeklik etkisi uyandırıyor. Batıdan gelmiş bir kişi olmasına karşın oryantalist gibi yaşamıyor “Kâbil Disko”nun kahramanı. Garipsemiyor, büyüklük taslayıp öğretici rollerine hiç bürünmüyor. Mümkün olduğunca, bulunduğu ortama uyum sağlayıp, ülkedeki hayatın akışına uymaya çalışıyor. Özellikle, Afganların çay ikram etme âdetleriyle ilgili bir bölüm var ki, benim kitapta en beğendiğim kısımdır. Bu bölüm bana farklı olsalar bile, herkesin bir çay içimlik de olsa birlikte oturup muhabbet edebileceğini hatırlatır.

Artık haberlerde görmekten usandığımız, her şeyini bildiğimizi sandığımız bir bölgeyi, Afganistan’ı ve Afganların bize gösterilmeyen kültürlerini, hayatlarını öğrenmek isterseniz, “Kâbil Disko” iyi bir seçim olabilir. Yazının başında da dediğim gibi, nicedir Afganistan denildiğinde benim aklıma, “Kâbil Disko” kitabı düşüyor.

Peki ya sizin aklınıza neler geliyor?

Siz Kâbil’i nasıl bilirsiniz?

 

 

Kaynakça:

Nicolas Wild, Kâbil Disko, Esen Kitap, İstanbul, 2015

Kâbil maddesi için (İslâm Ansiklopedisi): tıklayınız

Ferhat Çiftçi, Batılı Seyyahlara Göre XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Afganistan Şehirleri, 2018. bağlantı için tıklayınız

Meral Maruf, Dullar Kampı, Akabe Yayınları, Ankara, 1986.

Meral Maruf, Hicret Günleri, Akabe Yayınları, Ankara, 1990.

Meral Maruf, Afganistan Mektupları, Akabe Yayınları, İstanbul, 1987.

Vahşi Atlılar – The Horsemen (1971), Yön: John Frankenheimer, Oyuncular: Ömer Şerif, Jack Palance.

Yazar

Gülçin Durman

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.