Kalemini Satanlar

Savaşlar artık medyayla, bilimle, teknikle yapılıyor. Bilim ve teknikte ilerleyen milletler, bir de medyayı manipüle etmesini bildiklerinde süper güç olmaya yaklaşırlar. Bu sebeple medya sektörünün fonlanan paralı askerleri manipülatif zeminin tesisine çalışıyor.


Atom bombasının keşfiyle artık savaşların formatı değişti. Meydan muharebeleri izleme olasılığımız çok yüksek değil bundan sonra, çünkü iki taraftan birinin bu fena silahı kullanması dünyanın sonu anlamına geliyor.

Sahası değişti, ancak savaşlar asla bitmedi, milletlerin güç mücadelesi sürüyor. Savaşlar artık medyayla, bilimle, teknikle yapılıyor. Bilim ve teknikte ilerleyen milletler, bir de medyayı manipüle etmesini bildiklerinde süper güç olmaya yaklaşırlar.

Bu üç ana unsurun ikisini, yani bilim ve tekniği çeşitli vasıtalarla manipüle etmek mümkün, ancak bu manipülasyonun sonuçları acı olacağından bu yola başvurulmuyor. Bilim aldanmıyor, bilimle aldatmaya çalışanlar da yalnızca kendi kendilerini kandırmakla kalıyor.

Ancak medya, manipülasyon için harika bir zemin. Söylediğiniz yalana eğer siz inanmaz ve başkalarını inandırırsanız muhteşem. Hem de medya, bilim gibi aldatılamaz değil. Aldatıldığında ölümcül sonuçlar da vermiyor. İstediğinizi söyler, en kötü ihtimalle -biraz da utanmanız varsa- yaptığınız aldatıcı yahut yanlış haber için tekzip yayımlar geçersiniz. Tabii bizim memlekette utanma ne arar!

Kutuplaşmış Toplum-Kutuplaşmış Medya

Siyasetin gergin atmosferinden medya da toplum da nasibini aldı. Cumhuriyet tarihinde toplumda kutuplaşmanın en tepede olduğu günlerdeyiz. Medyanın misyonlarından biri de halkın aynası olmak, fikirlerini aktarmak olduğu için medya da aynı kutuplaşmaya uğruyor.

Sonda söylenmesi gerekeni başta söyleyelim: Siyasette olduğu gibi medyadaki iki kutbun ikisi de halktan kopuk, çünkü birilerinin ellerine tutuşturdukları ajandaları çok daha kıymetli!

Surlardaki İlk Gedik: Havuz Medyası

Medyanın, halkın aynası olmak ve halkı aydınlatmak misyonunu terk ettiğini gösteren ilk örnek havuz medyası. Halkın sorunlarından kopuk, idarecilere methiye düzmekten başka konu bilmeyen, akşamları siyaset programlarında da bu idarecileri güzelleyen, karşılığında da ödülünü alan onlarca sözde gazeteci ile karşılaşmadık mı? Şimdiden kafanızda 3-5 kişinin canlandığından eminim. Evet sevgili okur, aynı kişileri düşünüyoruz.

Yanlış politikaları uygulayan siyasilerden daha suçlu bir grup vardır, o da aklını bu siyasilere teslim edip onların avukatlığını üstlenen gazetecilerdir. Gazeteci, halkı yansıtmak misyonunu ikbâl kaygısına çevirmişse artık ona gazeteci denebilir mi? Kendi ajandasına ve birilerinin siyasi koltuğunu muhafazaya hizmet edenlere, halkı aldatmaktan çekinmeyenlere ve bunu geçim kaynağı haline getirmişlere saygı duyulur mu?

Tabii ki gazetecinin de siyasi görüşü olacak, bir vatandaş sıfatıyla oy verecek, bir partiye gönlü daha yakın olacak. Bundan daha doğal bir durum olamaz. Ancak; kapısında yattıkları siyasileri güç erkinin başında tutmak ülküsünü amaç, medyayı da araç yapanlar görevlerini kötüye kullanmaktadır.

Hakikati kendi ikbâlleri uğruna çarpıttıkları için Türk milletine büyük bir özür borçları vardır.

Fakat eleştirilerden nasibini alması gereken ancak muhalif olduğu için “eleştirilmesi haram” addedilen diğer kutbu unuttuk sanılmasın.

Muhalif Maskesindeki Paralı Askerler

Medyanın bir diğer kutbu, yukarıda bahsettiğimiz kutba karşı bizim eleştirilerimizi yapmaktan geri kalmıyor, nitekim haklılar. Ancak burada şu husus devreye giriyor: Eleştirdiğiniz tutumları siz de sergiliyorsanız inandırıcılığınız sorgulanır.

Anketlerde görüldüğü üzere artık halkın yarısından fazlası muhalif konumda. Böylesine geniş bir eğilimin medyaya tesiri de kaçınılmaz oluyor. Önceden kaynak ve insan yetersizliklerinden yakınan kimi muhalif yayınların eskiye nazaran bu kaygısı azaldı. Halkın yoğun ilgisi sayesinde bu sorunu artık yaşamıyorlar.

Belirtmemiz gerekir ki muhalif eğilim, yalnızca medya tarafından değil, çeşitli güç odakları tarafından da gözlemleniyor. Komplo teorisyenliği yapmaya gerek yok, bir zamanlar çözüm adı altındaki ihanet sürecini destekleyen, anayasamızda belirtilen millî üniter devlet yapımıza ve milletimizin adına savaş açan, terör gruplarının finansörlüğünü üstlenen ve bunu söylemekten çekinmeyen, çoğunlukla Avrupa ve ABD merkezli kuruluşlar bu muhalif rüzgârın farkında. Zaten bu gözlem için ne müneccim olmaya ne sosyolog olmaya gerek var.

Bu odakların Türkiye üzerinde dilediklerini uygulayabilmelerinin tek yolu, kendi fikirlerindekileri başa getirmek değil. Başa gelenlerin kendi fikirlerini benimsemesi, emellerini gerçekleştirmelerine yeterli.

Dikkat buyurun, bu sayede iktidara kim gelirse gelsin kendi fikirleri uygulama sahası bulacak. Hedeflerine ulaşmaları için daha akılcı bir yol, değil mi?

Bu kuvvetli ve kalabalık muhalif akımı da kendi saflarına çekmek isteyen odaklar, geçmişte iktidara kabul ettirdikleri Türkiye aleyhindeki fikirleri şimdi de muhalif medya vasıtasıyla muhalif kanada empoze etmek niyetinde. Bu sayede iki kutbun hangisi gücü elde ederse etsin, kendi fikirleri uygulama sahası bulacak. Kazanan onlar, kaybeden ise Türk milleti olacak.

Tıpkı havuz medyasındaki gibi, kendi ceplerini doldurmakla beraber kimi siyasilerin koltuklarını korumalarına hizmet eden yığınla sözde muhalif gazeteci de var.

En acı tarafı ise şu, bu gazetecilerin ve medya organlarının çoğu saydığımız odaklarca fonlanıyor.

Fonlanmak, birilerinden teşvik almak yahut sponsorluk almak yasak değil. Bir kişi yahut kuruluş tabii ki bir medya organına mali yönden destek olabilir.

Ancak bu medya organları kalemlerini fonlandıkları odaklara satmışlarsa, bu odakların kendi ülkelerini korumaları için parayla tuttukları çalışanlardan ne farkı kalır? Post-modern dünyanın paralı askerleri konumuna gelmezler mi?

Örneği uzakta aramaya gerek yok, bugün medyada Suriyeli sığınmacı meselesinde Avrupa’nın argümanlarını ölesiye savunanlara bakın. Neredeyse tamamı fonlanıyor! Yineleyelim, destek almak asla ayıp değil. Ancak siz kaleminizi satıyorsanız, halkı kendi menfaatiniz için aldatıyorsanız, sizi fonlayanların kendi ülkelerini korumak maksadıyla savunduğu fikirleri gelip bize satmaya çalışıyorsanız kusura bakmayın. Ahlâkınız sorgulanmaya açıktır.

Meydan muharebelerinin neredeyse sona erdiği şu devirde kendi coğrafyasını, demografisini, kültürünü korumanın en kolay yolunu, bizim coğrafyamızın, demografimizin ve kültürümüzün katlinde gören odaklara hizmet etmekten utanın. Hele de bunu bir geçim kaynağına dönüştürdüyseniz, mensubu olduğunuz milleti aldatarak ve odakların ajandalarına hizmet ederek geçiniyorsanız yazıklar olsun size.

Size aldanır ve bu ülkenin temeline dinamit koymanıza izin verirsek de yazıklar olsun bize.

Medyanın, Türk halkının aynası olduğu ve milletimizi aldatmaya çalışmadığı güzel günleri görmenin heyecan verici umuduyla, haysiyet sahibi gazetecilere saygıyla…

Yazar

Altan Tekgül

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar