Kilit parti hangisi?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin temel ilkelerine aykırı politikaların mimarları “derde deva”, o politikaların savunucusu partiler de “kilit parti” sanılıyor. Ne büyük yanılgı! Oysa her seçimin kilit partisi daima...


Paylaşın:

Seçimler yaklaştıkça kilit parti söylemi de yankı bulmaya başladı. Kimilerinin kilit parti sandığı partiye yaranma çabası, devletin temel ilkelerine aykırı politika üretmeleriyle sonuçlanıyor maalesef.

Devletimizin temeli, sallantılara dayanıklı ancak bu temeli sarsan politikalar üretildiğini görmekteyiz.

Devletin temeline aykırı politika inşası

Bina metaforunu devlete uyarlamak zor değil. Her devletin kurucu ilkeleri vardır, devlet kalkındıkça bu temel üzerinde yükselir. Temeli günün koşullarına uygun olmayan devletin çökmesi kaçınılmaz, doğru toprak zeminine inşa edilmeyen bina misali.

En önemlisi de şu: Temele aykırı bu politikaların mimarları “derde deva”, o politikaların savunucusu partiler de “kilit parti” sanılıyor. Ne büyük yanılgı!

Milletin feraseti meselesi

Neredeyse her siyasiden en az bir kere işittiğimiz bir laftır, “Milletimizin ferasetine güveniyorum.” derler.

Ben de milletimizin ferasetine, tüm içtenliğimle güveniyorum.

Çünkü, Türk ve Türkiye düşmanı vakıflar ve sivil toplum kuruluşlarınca fonlanan, emperyalizmin yerli iş birlikçisi medya organlarının aleyhte propagandalarına rağmen halkımızın en az üçte ikisi kendisine Türk milliyetçisi-Atatürkçü diyor.

Bu cepte.

Politikacının asli görevi, milletinin isteklerini parlamentoya taşımak ve bunu yürürlüğe koymaktır. Bu da gayet net.

O hâlde politikacılarımızın, devletin temel ilkelerine sahip çıkan bu kurucu fikirleri sahiplenmeleri, oy istedikleri Türk milletine karşı sorumluluklarıdır.

Oysa siyasette gördüklerimiz, politikacıların sözleri ve eylemleri bunun taban tabana zıttı. Sanki danışıklı dövüşe girmişler; ülkenin temeline dinamit koymak niyetindeki ideolojilere göz kırpıyorlar.

Bunu da “kapsayıcılık, çoğunlukçu demokrasi anlayışı” gibi kavramlarla ilişkilendirerek algı yönetimi yapıyor; maalesef başarılı da oluyorlar.

Millet neyi görüyor ve istiyor?

Vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu oy verdikleri partilerden, tamamıyla memnun değil. “Oy verecek başkası mı var?” anlayışı pek yaygın.

Bu yaklaşımı en çok gözlemlediğimiz seçmen, iktidar partisinin seçmeni.

Gerek havuz medyasının muhalefet hakkında yarattığı algı operasyonları gerekse bazı muhalif politikacıların “Al da at.” diyerek havuz medyasına gol pası verdiği bir gerçek. Öyle veya böyle, iktidar partisinin seçmeni kendini alternatifsiz hissediyor. Yıllardır düşmeyen oylarının temel sebeplerinden biri budur.

Yukarıda bahsettiğim, “milletin feraseti” kavramı işte bu noktada devreye giriyor. Kamuoyu, iktidardan da muhalefetten de zaman zaman dinlediğimiz, Cumhuriyetimizin temeline aykırı söylemlerden hoşnut değil.

Bu noktada koruyucu refleksimiz devreye giriyor, “Biraz da şunları deneyelim, bakalım nasıl yönetecekler.” demektense “Ya daha kötü olursak?” diyor iktidar seçmeni.

İktidar seçmeninin çoğu, ülkedeki sorunları görüyor. Ancak muhalefetin öne çıkan isimleri, kendilerini iktidar seçmenine inandırmakta güçlük çekiyor. Bu sebeple iktidar partisi seçmeni, istemeyerek de olsa mevcut iktidarı desteklemeye devam ediyor.

Demek ki bu seçimleri muhalefete kazandıracak temel mesele, iktidar seçmeninin oyunu almak.

Bu durumda kilit partinin kim olduğu ya da kim olmadığı çok açık, değil mi?

Sosyoloji ve matematikten destek

Bina dedik, temel dedik. Mühendisliğe devam edelim. Sosyoloji, toplum mühendisliğine giden en kritik yoldur. Bu sebeple, seçimler gibi neredeyse 50-60 milyonluk bir kitlenin tutum ve davranışlarını incelemek niyetindeysek Türk milletinin fikrî yapısını, hassasiyetlerini bilmek ve bu noktada sosyolojiden yardım almak durumundayız.

Yukarıda vurguladığım gibi, Türk halkının büyük çoğunluğu millî şuura sahip. Ancak, en az bu gerçeklik kadar önemli bir gerçeklik daha var.

Türk milleti millî şuura sahip olmakla birlikte, millî şuura sahip olmayan hatta düşmanlık yapanları ise asla sevmiyor. Tarihi acılarla dolu milletimizin böyle bir refleks göstermesi kadar da doğal bir haslet yoktur.

“Seçim çok kritik, Doğu’dan oy almamız lazım. Şu seçime kadar ayıya dayı diyelim arkadaşlar.” tarzı tutum ve söylemler, “Ben Türk milletini zerre kadar tanımayan bir Polyanna’yım” demekle eş değer.

Bu politikanın etik perspektiften yorumunu, vatanseverliğe sığıp sığmayacağı gibi önemli meseleleri de geçtim. Zaten tartışmaya gerek yok, asla kabul edilemez.

Haydi diyelim Makyavelist oldunuz, amenna. Yine de tutmuyor ki! Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olduğunuzu söyleyen bir tane danışmanınız da mı yok? Genele vurduğunuzda yine oy kaybediyorsunuz, size sempatiyle bakma ihtimali olan seçmeni kendinizden kaçırıyorsunuz.

Bu kısım, işin sosyolojik açıdan yorumlanmasıydı.

Gelelim matematiğe.

Bir seçimde -matematiksel olarak- her zaman en kritik parti iktidar partisidir. Gelin basitçe kanıtlayalım.

Oyları %35 ve %25 olan iki parti düşünelim, birincisi iktidar ikincisi ana muhalefet partisi olsun.

Siz, bu iktidar partisi seçmenini anlayıp, ona kulak verip %5 kadar bir oy aldınız diyelim.

İktidardan eksilen %5, kaldı %30

Size %5 ekledik, oldu %30.

Arada en başta %10’luk ciddi bir fark vardı. Aradaki farkın yarısını almak suretiyle meseleyi hallettiniz.

Geçmek istediğiniz partiden bir oy almak demek, bir bakıma iki oy almak demektir. Oysa siz, başka bir muhalefet partisinden oy çalma telaşesine girerseniz bu sağ kulağı sol elle tutmaya benzer.

Hele bir de o şirin göründüğünüz parti, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerine düşmansa vay hâlinize. Alacağınız oydan fazlasını kaybeder, zarar edersiniz.

Bu da matematik kısmı.

Sonuç…

Yaklaşık üç defa ispat ettik ki bir seçimin kritik partisi daima iktidar partisidir veya onun gösterdiği adaydır (Tabii siz iktidara talipseniz.).

Şimdi hemen, rastgele bir anket firmasının en son yaptığı cumhurbaşkanlığı anketini açın. Daha güvenilir olsun derseniz, hepsinin ortalamasını alan firmalarınkine bakın.

Orada bir aday var, herkesten daha çok oy almış.

Bununla da kalmamış, karşısındakinin oyunu da en çok o düşürmüş.

Demek ki “Şu’cular, bu’cular oy vermez kardeşim!” dedikleri kişi, bal gibi de oy alıyor. Kritik partiden aldığı oy onu cumhurbaşkanı yapıyor.

Demek ki neymiş, bize kritik parti diye dayatılmaya çalışılan parti kritik falan değilmiş.

Seçimi kazanmak istiyorsanız aday belli.

İnanıyorum ki Türk milletinin feraseti yanılmayacak, politikacılar da bu ferasete kulak verecektir.

Yazar

Altan Tekgül

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar